28 Ekim 2012 Pazar

Merseyside Derbisi - ' EVERTON v LIVERPOOL '



          1984-1985 futbol sezonunun ' Şampiyon Kulüpler Kupası Final Maçı ' öncesi Liverpool holiganları sokaklarda başlattıkları olayları stada taşımışlardı. Alkol duvarını da fazlasıyla aşan İngiliz holiganlar, stadyum içerisinde Juventus taraftarlarına saldırarak, izdihama yol açmışlardı. Çıkan olaylarda 38'i Juventuslu olmak üzere, 39 taraftar ezilerek, feci şekilde can vermişti.
Bu olay sonrası İngiliz futbolu büyük cezalarla karşı karşıya kalmıştı ve işte tam da o yaraların sarılmaya başladığı günlerden birinde, yine Liverpool kulübü ve taraftarlarının adının karıştığı trajik bir olay yaşanacaktı.

          15 Nisan 1989 tarihinde, bir Federasyon Kupası maçında Liverpool'un rakibi Nottingham Forest idi. Maç Sheffield şehrindeki Hillsborough Stadı'nda oynanacaktı. Maça ilgi aşırı fazlaydı ve Liverpool'lu oyuncuların ısınma hareketleri için sahaya çıkmasıyla adeta kıyamet kopmuştu. Tribünlerde müthiş bir tezahurat vardı ve bunu duyan dışardaki seyirciler içeri girmek için telaş etmeye başlamışlardı. Güvenlik güçleri de bu telaşa ortak olmuştu ve seyirciler içeri daha hızlı girebilsin diye bazı gişelerden biletsiz girişe olanak sağlamıştı.
Durum böyle olunca stadyum kapasitesinin çok üzerinde dolmuştu ve 6. dakikasında duran maçta tam 96 Liverpool seyircisi ezilerek can verirken, 766 Liverpool seyircisi ise ezilerek yaralanmıştı.

           Takvimler 13 Eylül 2012'yi gösterirken, incelenen 400 bin civarı evrak ve başvurulan onlarca ifade sonucu, resmi kurumlar aradan geçen 23 sene sonrasında, bu vahim olayda Liverpool taraftarlarının herhangi bir suçu olmadığına dair kanaat getirdi. İşte bu haber sonrası Anfield Road'ta ki ilk maçta, ezeli rakip Manchester United karşısında aklanan Liverpool tribünleri tarafından yukarıdaki kareografiler düzenlendi.
Söz konusu maçın ilk yarısında Liverpool, özellikle Luis Suarez'in yönlendirdiği ataklar sayesinde mükemmel bir oyun ortaya koymuştu ama Jonjo Shelvey hiç olmayacak bir pozisyonda takımını 10 kişi bırakmıştı. Bu handikaba rağmen Liverpool, efsanevi kaptanı Steven Gerrard ile öne geçmiş ancak Rafael da Silva'nın ters ayağıyla attığı muhteşem gol ve Robin van Persie'nin zar zor attığı penaltı golü sonrası sahadan 2-1 mağlup ayrılmıştı.

           Yeniden derbiye ve takımlara dönecek olursak, 2 takımda Liverpool şehrinin temsilcisidir. Mersey adı verilen bir nehir, 2 takımı ve birçoğu akraba olan 2 takım taraftarlarını birbirinden ayırarak, Merseyside Derbisi verilen, Liverpool v Everton maçlarının ilham kaynağı ve isim babası olmuştur. Tarihsel süreci oldukça derin olan bu kapışmalarda Liverpool kırmızılar ve liman işçilerini temsil ederken, Everton ise mavileri ve kraliyetçileri temsil etmektedir.

           1894 senesinden bu yana süregelen bu derbinin hikayesi oldukça ilginçtir. Liverpool şehrinde ilk olarak 1878 senesinde kilise ve kiliseye sıkça uğrayan kitle tarafından St. Domingo Futbol Kulübü kurulmuştu. Bu kulüp daha sonraları ise semtin kulübü hüviyetini kazanıyor ve  Everton Futbol Kulübü olarak isim değiştiriyordu.
Everton Futbol Kulübü, 1888 senesinde kurulan ilk resmi ligde kurucu üyeler arasında yer alıp, 2 sezon sonra ilk şampiyonluğunu ilan ediyordu.

          Kulübün sahibi konumundaki John Houlding'in ticari bazı manevraları ve bunlara tepki olaraktan Everton takımı Anfield Road'tan Goodison Park'a geçiş yapıyordu. Bu duruma oldukça öfkelenen John Houlding ise sahibi olduğu arsada maç oynatmaya devam edip, hem kira geliri hem de diğer gelirlerden yoksun olmamak adına 1892'nin haziran ayında Liverpool Futbol Kulübü'nü kuruyordu
.

          Liverpool alt liglerde başladığı mücadelesinde kısa sürede büyük başarılara imza atarak, en üst seviye lige tırmanmasını başarmıştı. 1993'te Premier Lig adını alan ve futbol dünyasına muazzam bir şekilde pazarlanan bu organizasyonda hala şampiyonluğu bulunmamasına rağmen, kulüp müzesinde 18 Lig Şampiyonluğu Kupası olduğunu anımsatmakta fayda var.

          Liverpool'un logosunda Pers mitolojisinden gelen kırmızı bir anka kuşu bulunmaktadır. Bu efsanevi simgenin yanısıra KOP tribünü adı verilen, oldukça sadık taraftarlardan oluşan bir kale arkası tribününe sahiptirler.
1900 senesinde Güney Afrika'ya sömürü düzenini getirmek için 2. Boer Savaşı'nda çarpışan İngilizler,  Smion Kop adı verilen bir tepede en şiddetli çatışmalara maruz kalıp, büyük kayıplar vermişti. Bu tepeyi korumakla yükümlü olan ve bu savaştan sağ olarak ülkelerine dönen askerler, Liverpool maçlarında kale arkasında maçı izledikleri ufak tepeciğe KOP ismini vermişlerdi.
Tarihsel olarak büyük bir maziye sahip olan KOP tribünleri, hep bir ağızdan ve iyi gün - kötü gün farketmeksizin, gırtlaklar patlarcasına söylenen You Will Never Walk Alone ( Asla Yalnız Yürümeyeceksin ) tezahuratı ile birçok tribüne ilham kaynağı olmuştur.

          Liverpool'u bu kadar anlatıp da düşman kardeş Everton'ı es geçmek olmaz tabiiki. Aslında düşman tabirini kullandığıma pek aldanmayın. Liverpool şehrinde bu rekabeti her köşede hissetmek mümkünken, yine bu 2 rakip tarafın birbirlerinin varolmasından son derece memnun olduğu gerçeğini de kimse inkar edemez.
Şu an en üst seviye liglerde en çok oynama rekoru tam 190 seneyle Everton'a aittir. En üst seviye lig statüsünde tam 9 şampiyonluğa sahip olan maviler, 5 kez de dünyanın en eski ve en prestijli yerel kupası olarak adlandırılan İngiltere Federasyon Kupası'nı kazanmıştır.

          Kulübün ambleminde, 1800'li yılların İngiltere'sinde ertesi sabah yargıç önüne çıkacak ağır suçlu olmayan kişileri, yargıdan önceki gece bir nevi nezarethane misali  ağırlayan tarihi bir kule vardır. Yine kulüp logosunda Latince " Nil Satis Nisi Optimum " yazmaktadır. Birçoğuna göre Liverpool'a ithaf edilen bu yazı, " sadece en iyi olan yeterince iyidir. " tadında bir anlam taşımaktadır.

             
                                         

                               
          Biraz da işin taktik teknik kısmına dönecek olursak, Liverpool özellikle geçtiğimiz sezon adalı oyunculara büyük yatırımlar yaptı. Transfer için harcanan 100 milyon İngiliz Sterlini civarında bir paraya rağmen Liverpool geçen sezon önce kendi sahasında kapanan rakiplere karşı, ilerleyen haftalarda ise her rakibe karşı inanılmaz zorlandı ve çok fazla puan kaybı yaşadı. En son şampiyonluğunu henüz Premier Lig organizasyonu oluşturulmadan, 1989-1990 sezonunda yaşayan Kırmızılar, bahsettiğim onca transfer harcamasına rağmen geçtiğimiz sezonu ligde 8. sırada tamamladı. Federasyon Kupası'nda finalde Chelsea'ye kaybettiler ancak Lig Kupası'da ise bir alt ligden Cardiff City karşısında penaltı atışları sonrası kupaya uzandılar.
Sezon sonu itibariyle, Liverpool'un efsanevi oyuncusu ve menajeri Kenny Daglish ile yollar ayrıldı. Anfield Road gibi müthiş bir atmosferin olduğu stadta bile alınan başarısız sonuçlar, ezeli rakip Everton'ın altında bitirilen lig pozisyonu gibi faktörler bu ayrılığın başlıca sebeplerindendi. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim ancak geçen sezon şans da Liverpool'u yalnız bırakmıştı. Kaçan 7 penaltı ve tam 33 kez direklere nişanlanan top bunun en büyük göstergesi olsa gerek.
Şanssızlığın da etkin rol oynadığı bu başarısız tabloya rağmen, ' King Kenny ' lakaplı Kenny Daglish'i ondan öncekilere göre, mesela Rafa Benitez'e, Roy Hodgson'a yahut daha eskilerden Gerard Houllier'e göre çok daha başarılı bulduğumu söylemeliyim.

           Yeni menajer Brendan Rodgers geldiği gibi kendi oyun planının temel taşlarından, orta saha oyuncusu Joe Allen'i Liverpool'a transfer ederken, bir duran top ustası olan, orta sahanın hücuma yönelik etkili ismi Gylfi Sigurdsson'u ise çok istemesine rağmen transfer edemeyerek, Tottenham Hotspurs'a kaptırdı.
Astronomik transfer bedeline rağmen geçtiğimiz sezon her maç tel tel dökülen Andy Carroll'in gidişi sonrası forvete takviye olarak alınan ancak daha çok kanatlarda görev alan Fabio Borini oldukça verimsizdi ve şimdilerde ise zaten sakat.
Hücumda Suso iyi olacak gibi duruyor ama kesin olarak zaman ihtiyacı var. Zamana ihtiyacı var demişken, Nuri'nin de zamana ihtiyacı olduğu kesin ancak bir yandan da form tutmaya başladığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Raheem Sterling ise bir diğer Liverpool efsanesi olan, kanat oyuncusu John Barnes olma yolunda ilerliyor. Olur ya bu derbide gol atarsa Merseyside Derbisi'nde gol atan en genç oyuncu olarak tarihe geçme fırsatı yakalayacak.
Önliberoda her sezon kendisini geliştirmesini bilen Lucas Leiva'nın yokluğu kesinlikle aranacak kanısındayım.
Yeni transfer Joe Allen mükemmele yakın performanslar ortaya koyuyor.
Teknik analize ileriden geriye doğru başladım, öyle devam edeyim; kalede Pepe Reina hatalı gol yeme alışkanlığını sürdürürken, savunma hattı hala vasatın çok altında. Bir tek Martin Skertel, o da yine birçok kademe hatasına rağmen, onca kötü savunmacı arasında daha az sırıttığı için sivriliyor açıkçası.
Savunmacılardan sağ bekten bozma sol bek Glen Johnson'ın hücuma verdiği katkıyı beğeniyorum.
Andre Wisdom iyi savunmacı olacak ama işte şu aralar bu kadar zorlanan savunmada o da doğal olaraktan hatalar zincirinin bir halkası oluyor.
Bu maç Pepe Reina'nın oynamama riski bulunurken, oldukça yetersiz bulduğum sağ bek Martin Kelly kesin olarak yok. Keza yukarıda da bahsettiğim üzere Fabio Borini de sakat.
Sakatlıklar ve genel oyuncu değerlendirmesini derleyecek olursak, herkes tarafından bilinen Rodgers'ın ' total futbolu ' henüz Liverpool tarafından sahaya yansıtılmış değil.

          Everton ise kulübün başındaki 11. senesini yaşayan David Moyes ile birlikte herzamanki gibi mütevazi bir kadroyla, 90 dakika mücadeleyi bırakmayan bir oyun yapısıyla karşımızda dikiliyor.
Takımdaki eksiklere değinecek olursak, Steven Pienaar biraz anlamsız bir kırmızı kart sonucu bu önemli derbide, üstelik tam da form tuttuğu bir zamanda takımını yalnız bırakacak.
Marouane Fellaini bu sezon kendini aştı desem yeridir. Asıl mevkiisi orta sahanın ortası olan bu Belçikalı yetenek, tıpkı Manchester City'de ki Yaya Toure örneğindeki gibi birçok maç forvet arkasına sarkaraktan rakip kalelerde tehlike yaratıyor, gollere imza atıyor. Ancak Fellaini'nin diz sakatlığından ötürü oynamama riski var.
Bu arada Tony Hibbert ve Darron Gibson son birkaç haftayı sakatlıklarından ötürü tribünden takip ettiler, bu maçta da Gibson kesin olarak yok ancak Hibbert'ın durumu maç saati netlik kazanacak. Hibbert'ın yokluğunda sağ bekte ya Phil Neville ya da Seamus Coleman oynar diye düşünüyorum. Pienaar ve Gibson yokken, sol açıkta Leon Osman'ı görürsek şaşırmayacağım.
Hazır Gibson demişken, Manchester United'tan transfer edilen bu orta sahanın dinamik ismi, son 2 senedir 11'de başladığı maçlarda, taa ki 1 Eylül'de oynanan ve 20. dakikada sakatlanıp, oyunu terkettiği West Bromwich Albion maçına dek mağlubiyet yüzü görmemişti. Bir nevi ' uğur böceği ' konumundaydı. =)

          Everton uzun seneler sonra ilk kez bir derbi atmosferinden öte, güç dengeleri olarak da ezeli rakibini gözüne kestirmiş gibi gözüküyor.  Liverpool'un geleceğe yönelik çok umut vaaden genç oyuncuları olduğu bir gerçek ama bu bir derbi, hem de adı üzerinde Merseyside Derbisi ve gerek kadro tecrübesi gerekse 24 kez bu derbilerde takımın başında çıkan David Moyes'e istinaden henüz ilk derbisine çıkacak olan Brendan Rodgers'ı kıyaslarsak, teknik heyet bazında da Everton çok daha tecrübeli gözüküyor.
Everton senelerdir olduğu üzere duran toplar ağırlıklı gol yollarını zorlayacaktır ve Liverpool da buna karşı bireysel çabalarla gol yollarında etkili olmayı deneyecektir.


                                       

        
* Everton kendi sahası olan Goodison Park'ta son 7 Premier Lig maçından 6 galibiyet, 1 beraberlik çıkardı.
* Everton kafa ile atılan gollerde tam 6 golle, bu alanda Manchester United ile zirveyi paylaşıyor.
* Everton bu sezon tam 10 kez direklere takıldı ve bu alanda şanssız bir şekilde lider konumda bulunuyor.
* 2 takım arasında oynanan maçlarda bugüne dek çıkan 20 kırmızı kart bir Premier Lig rekorudur.
* Son 10 kırmızı kartın tam 8 tanesi Evertonlı oyunculara gösterildi.
* Son 11 Merseyside Derbisi'nde Liverpool tam 7 kez kazanırken, yalnızca bir kez kaybetti. Bu 11 derbide Everton 7 maç gol dahi atamadı.
* 2012 senesi itibariyle Liverpool'un deplasmanda kazandığı maç sayısı kendi sahasında kazandığı maç sayısından daha fazla.