31 Ocak 2012 Salı

City Kaçıyor, United Takip Ediyor, Tottenham Uzaktan Kesiyor! – EVERTON V CITY MAÇ ANALİZİ



           David Moyes her zaman takdir ettiğim birkaç menajerler biridir. Kendi çizgisinde olan bir diğer menajer Martin O’Neill gibi bir oyun anlayışı yaratamasa da, eldeki kısıtlı kadroyu en dirençli ve disiplinli şekilde kullanmaktadır. Bu sezonda eldeki kadro, özellikle hücum hattı açısından ciddi sıkıntılar yaşıyor. Bugün transferin son günü ve Moyes cephesinde, gün içerisinde bir umuttur kadroya takviye beklenmekte.
Everton’ı Everton yapan anlayış defansı sıkı tutup, orta sahada fiziksel mücadeyele dayalı, disiplinli oyun yapısıdır. Gol yollarında da duran toplara güvenirler. İşte bugün bu sıkı defansın önemli 2 ismi Sylvain Distin ve Phil Jagielka olmayacaklar. O bölgede alternatif olarak oynatılabilecek Seamus Coleman bir diğer eksik isim. Ligdeki ilk maçta Coleman iyi bir maç çıkarmıştı ve ondan sonra gözüme çarpan isim olan orta saha oyuncusu Jack Rodwell de bugün eksik isimler arasında. Everton cephesindeki bu kritik eksiklere, Mikel Arteta’nın gidişi sonrası orta sahadaki tek yaratıcı isim olarak kalan Leon Osman’ı da eklemek isterim.

           Everton bu sezon gol yollarında başarı sağlamak adına çeşitli arayışlar içine girdi ve bunların hepsinde olumsuz sonuç aldı. Tabii şu da var, orta sahası organize ataklar geliştiremeyen bir takımın, forvet hattında tek başına kalan bir forvet ne yapabilir? Kaldı ki bu Everton bu sezon oynadığı 22 maçta da 3 oyuncu değişikliği yapan tek takım ve buna rağmen yine de gol yollarında etkili olamıyorlar. Hatta birçok maçını 90 dakika izlediğimden şunu net söylemeliyimki, bazı maçlar kaleye doğru düzgün şut bile atamadan 90 dakikayı tamamlıyorlar. Everton oyun anlayışında değişikliğe gitmek yerine forvet hattındaki arayışlarına devam etti ve Landon Donovan’ı bir kez daha kiraladı. Son Federasyon Kupası maçında Fulham’a karşı attıkları 2 golün de pası bu oyuncudan geldi. Ancak bugün karşısında genç ve biraz da beceriksiz stoper olan Stefan Savic değil, cezasını tamamlamış olan kaptan Vincent Kompany olacak. Yani Donovan adına işler biraz daha zor olacaktır.

Hazır City’den bahsetmişken, problem çocuk Mario Balotelli cezalı, Toure kardeşler ise milli takımlarıyla Afrika Uluslar Kupası’ndalar. Toure kardeşlerden stoper olan Kolo Toure malum doping cezası sonrası, uzunca zaman takımda yerini alamamıştı. O bölgede Joleon Lescott gayet başarılı maçlar çıkardı. Ancak orta sahadaki Toure, yani Yaya Toure bu sezon ada futbolunda en isabetli pas atan orta saha oyuncusu olmakla kalmayıp, City hücumlarının birçoğunda tehlike yaratan isim oldu. Onun yerine o bölgeye monte edilen Gareth Barry, oyun anlayışı olarak çok etkin ancak fiziksel mücadele olarak pek yetersiz kalmakta. Oraya Nigel de Jong’u koysanız, bu kez fiziksel olarak üstün ancak 2 pas yapmaktan aciz bir hal alıyor orta saha. Kısacası City cephesinde Yaya Toure’nin eksikliği aranacaktır.

           Bahis siteleri ve forumlara göz gezdirince insanların istatistiklere dayalı tahmin yaptıklarını bir kez daha görüyorum. Everton’ın son senelerde City’ye karşı istatiksel anlamda büyük bir üstünlüğü var. Bu rakamsal üstünlüğü kabul ediyorum.  Sonuçta 9 lig maçının 7’sini Everton kazanmış durumda. Ancak işin bir de oyun içerisinde değerlendirilmesi gereken boyutu var. Öncelikle City o sezonlarda, bu sezonki gibi güçlü ve şampiyonluğa oynayan bir ekip değildi. Geçen sezon bir nebze güçlüydü ancak o maçlarda da, özellikle City’nin kendi sahasında 2-1 yenildiği müsabakada, Everton’ın 2 kez gelip 2-0 öne geçtiği ve maçın 60 dakika kadar Everton yarı sahası hatta ceza sahası içerisinde oynandığını belirtmek isterim. 

          Yazıyı toparlamak gerekirse; David Moyes ve öğrencilerinin bu akşam işi bir hayli zor. Kaldı ki bu sezon büyük takımlara karşı kötü sonuçların yanı sıra Everton ile özdeşleşen mücadele gücünden de uzak kaldılar. Bu akşam için etkili kanat bindirmeleri ve öldürücü ara paslar atan bir orta sahaya sahip City karşısında, son 2 aydır son derece formsuz bulduğum Sergio Aguero biraz silkelenirse, Everton adına güvenebilecekleri tek dayanak ‘ istatistikler ‘ olacak gibi gözüküyor.

Bu Sezon İçin Artık Görmesen de Olur! - DAVID de GEA



          David de Gea Quintana 1990 doğumlu olup, Madrid altyapısında yetişmiştir. Bu sezon yaklaşık 19 milyon İngiliz Sterlini karşılığında deneyimli file bekçisi Edwin van der Sar’ın boşluğunu doldurmak umuduyla Manchester United’a transfer edildi.
Futbolda her pozisyonun kendine has değerlendirme kriterleri vardır. Söz konusu kale ise, bazı istisnalar hariç, genç yaştan büyük başarılara, kalıcı imza atmak çok zordur. Defans, orta saha ve forvet pozisyonlarının tam aksine, kalecilik yaş olgunlaştıkça ivme kazanan bir pozisyondur. Futbol dünyasına damga vuran birçok kalecinin 28-30’undan sonra bu başarılara imza attığını hepimiz biliriz. Yani kalecilik bir nevi olgunluk gerektirir.

Bu doğrultuda henüz 21 yaşında olan de Gea’yı yerden yere vurmak haksızlık olacaktır. Ancak bu sezon başında 3,5 milyon İngiliz Sterlini karşılığında Aston Villa’ya transfer olan Shay Given gibi herkesin sonsuz güvendiği bir file bekçisini transfer edip, onun arkasında de Gea’yı yetiştirmek gibi birçok alternatif çözüm neden denenmedi? Shay Given 35’ine merdiven dayamış diye mırıldanacak olanlara Van der Sar’ın da Manchester United’a 35 yaşında geldiğini ve 39 yaşında Avrupa’da yılın kalecisi seçildiğini hatırlatmak isterim. Sadece Shay Given değil, size daha birçok alternatif kaleci önerilerinde bulunabilirim ancak burada isimleri ön plana çıkarmak değil, zihniyeti eleştirmek niyetim.

Bu genç file bekçisi bu sezon Manchester United’ın kendi sahasında Manchester City’den 6 gol yediği maçta kalede olduğu örneğinden başlayarak, her 2 Basel maçında da inanılmaz hatalı goller yediğini ve özellikle son Basel maçı sonrası, takımının elenmesinde başrol sahibi olduğunu belirtmek isterim. Kaldı ki birçok lig maçında inanılmaz hatalı goller yerken, tüm hava toplarında dehşet hatalı çıkışlar yaptığı ve kendisine atılan geri pasları ya rakip oyuncunun önüne ya da taca atmakta üstüne tanımadığımı da eklemek isterim.

          Geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, gözlerinde problem olduğunu ve hipermetropi hastası olduğunu vurgulamıştı. Bu hafta sonu Liverpool ile yapılan Federasyon Kupası maçında yediği 2 hatalı gol sonrası Şampiyonlar Ligi’nin ardından Federasyon Kupası’nı da göremeyecek olan de Gea’nın, gözlerini tedavi ettirmesi ilerleyen sezonlar adına United lehine olacaktır.

30 Ocak 2012 Pazartesi

31 Ocak - 1 Şubat Premier Lig Yayın Akışı

31 Ocak

21:45 - Swensea City v Chelsea ( Lig Tv 2 )
22:00 - Man Utd v Stoke City ( Lig Tv 3 )
22:00 - Everton v Man City ( Lig Tv )

1 Şubat

22:00 - Bolton v Arsenal ( Lig Tv 3 )

27 Ocak 2012 Cuma

Spiker O'nun Adını Söyleyene Kadar Gol Gelmiş Oluyor - GARETH BALE



          Geçtiğimiz sezon hem Premier Lig’de hem de avrupa da Yılın Takımı’na seçilen 1.86 boyunda, 1989 doğumlu Gareth Bale için birşeyler karalama vakti geldi. Bale, 16 yaşında formasını giydiği Southampton’da, kulüp tarihinin en genç yaşta forma giyen ikinci oyuncudur. Ondan önceki isim ise sağ kanatın ele avuca sığmaz çocuğu, Arsenallı Theo Walcott’tur. Souhtampton’da sol bek oynayan Bale’ın etkili kanat bindirmeleri ve müthiş frikiklerine o dönemden aşina olmaya başlamıştık. Southampton’da fazlasıyla ön plana çıkan bu genç solak, 5 milyonu anında ödeme, 5 milyonu ise ilerleyen dönemde ödemeli olmak üzere 10 milyon İngiliz Sterlini karşılığı Tottenham Hotspur kulübünün yolunu tutuyordu. Ancak Southampton içerisinde bulunduğu ekonomik krizi atlatabilmek adına vaktinden önce 2 milyon İngiliz Sterlinlik ödeme almış ve transfer 7 milyon İngiliz Sterlini karşılığı tamamlanmıştı.

          Gareth Bale adına Tottenham’da ki ilk 3 sezonu ciddi bir hayal kırıklığıyla geçti. O dönem kendisini en çok eleştiren isimlerin başında ben geliyorumdur muhtemelen. Sol bekte büyük kademe hataları yapıyordu. Uzun boyuna, ideal fiziğine rağmen hava toplarında kimi tutsa kaçırıyordu ve birçok pozisyonda takımının gol yemesine sebep oluyordu. Sağ bekte Vedran Corluka, defansın göbeğinde Michael Dawson ile Younes Kaboul’un olduğu defans bloğunda, bir de sol bekte Bale olunca evlere şenlik bir manzara çıkıyordu ortaya. Tottenham’ın üst üste 24 Premier Lig maçında galibiyet göremeyen sürecinde olumsuz anlamda başrol oyunculardan birisiydi.
Ancak ne olduysa 2010-2011 sezonundan itibaren oldu. Tecrübeli hoca Harry Redknapp’ın takımın başına gelmesiyle, Gareth Bale sol bekten sol açığa kaydırılırken, kendisine çok daha fazla misyon yüklendi. O da bu yeni görevinde başlangıcı o kadar iyi yaptı ki, bunun da verdiği moralle her maç kendine yeni bir şeyler katarak, kendini geliştirmeye başladı. Arkasında, bek pozisyonunda oynayan Assou-Ekotto ile müthiş uyumlu bir ikili oldular. Bale maç içerisinde defansına sıkça yardıma gelirken, eskinin aksine hava toplarında ve özellikle bire birlerde geçilmesi zor bir oyuncu oldu. Ama o bununla kalmayıp, sol kanatta da müthiş bindirmelerinin bir numaralı ismi oldu. Hocasıyla yaptığı konuşmalardan sonra birçok maç sağ açığa kaçarken ya da serbest dolaşırken, orta sahanın göbeğinde top kovalarken görür olduk onu. Orta saha yuvarlığının civarında aldığı toplarla, Kaka’nın eski yıllarını anımsatan dikine deparlar atmaya başladı. Topla beraber attığı bu müthiş süratli deparların birçoğunda ya olağanüstü şutlar çıkarıyordu ya da pozisyon öyle bir hal alıyorduki, Bale’in çevresinde onunla boğuşan 3-4 rakip oyuncu varken, ceza sahası içerisindeki arkadaşları demarke vaziyette kalıyorlardı. Akabinde gelen Bale ortalarını golle sonuçlandırmakta zorlanmıyorlardı.

          Galler Milli Takımı’nın son 3 maçında da gol atma başarısı kaydeden bu genç solağın, ekstra olumsuz bir gelişme yaşanmazsa, dünya futboluna ikinci Ryan Giggs izlettirme imkanı sunacağını düşünüyorum. Bu doğrultuda, sol kanat oyuncusu yetiştirme konusunda Galler Milli Takımı’na ne kadar teşekkür etsek azdır. =)


Dünya Futbolunun En Eski ve En Prestijli Yerel Kupası - Ntvspor Yayın Akışı

27 Ocak Cuma
21:45 - Watford v Tottenham

28 Ocak Cumartesi
14:45 - Liverpool v Manchester United

29 Ocak Pazar
15:30 - Sunderland v Middlesbrough
18:00 - Arsenal v Aston Villa

25 Ocak 2012 Çarşamba

İngiltere Lig Kupası - LIVERPOOL v MANCHESTER CITY



          Wembley’de ki finale giden yolda, son maçtaki 1-0’lık deplasman galibiyetini korumak isteyen Liverpool, son haftalarda aldığı 3 puanların hepsinde olağanüstü sıkıntılar yaşayan lig lideri Manchester City’yi konuk ediyor. İlk maçın hemen başındaki Liverpool fırtınası onlara bir penaltı golü getirmişti. Ancak maçın kalan bölümünü tamamen savunma yaparak geçirmişlerdi. Zaten eldeki kadro yapısı itibariyle farklı bir anlayış içerisinde olmaları mümkün gözükmüyordu. City ise o maça tam olarak konsantre olamamış gibiydi. Lig Kupası maçıdır diye yedek ağırlıklı oyuncularla da çıkmadılar ancak bir şekilde konsantrasyon eksikliği söz konusuydu ve maçı çevirmesini beceremediler.

          Bu akşamki maç öncesi liman şehrinin kırmızı temsilcisi Liverpool’da, Uruguaylı golcü Luis Suarez’in 8 maçlık cezasından ötürü kadroda yok. Onun ırkçı söylemleri yüzünden aldığı cezadan ötürü oynamadığı 4 lig maçında yalnızca 4 puan toplayabilen kırmızılar, bu 4 maçta yalnızca 4 gol atabildiler. Onun yerine oynayan ve çok şey beklenilen Roy Carroll ise tam anlamıyla bir hayal kırıklığı yarattığından, Suarez’in yokluğunu fazlasıyla arıyorlar.

Kırmızılarda sezonun en formda ismiyken sakatlanıp, sezonu kapatan ön libero Lucas Leiva da yok. Onun yerine oynayan genç Jay Spearing’in ise durumu belirsiz. Hal böyle olunca o mevkiye yine Charlie Adam kaydırılacak gibi gözüküyor. Rakip City’de de o bölgenin bu sezon itibariyle, ada futbolundaki en iyi ismi Yaya Toure oynamayacak. Lucas Leiva geçtiğimiz sezonların aksine bu sezon müthiş bir sorumluluk üstlenerekten, Gerrard’sız Liverpool’un beyni konumundaydı. Ancak bir başka lig kupası mücadelesi olan Chelsea maçında dizinden sakatlanmış olmasına rağmen ısrarla oyunda kalınca, sakatlığı ağırlaştı ve sezonu kapatmak zorunda kaldı. City’nin aynı bölgedeki oyuncusu Yaya Toure ise bu sezon her zamanki hücum katkılarının yanı sıra, Premier Lig’de en yüksek isabetli pas yapan orta saha oyuncusu olma özelliğini kazandı. Kısacası her iki ekip adına da ön libero bölgesinde kritik 2 isim oynayamayacak.

Manchester şehrinin gök mavili temsilcisi City için problem çocukları Mario Balotelli de bugün kadroda yer almayacak isimlerden biri. Kendisi son Tottenham maçında rakip orta saha oyuncusu Scott Parker’ın kafasına kasıtlı basmıştı ve bu pozisyon hakemlerin gözünden kaçmış olsa bile, kamera görüntüleri sayesinde Federasyon Disiplin Kurulu’nun gözünden kaçmadı. Son olaraktan defansın en önemli ismi, kaptan Vincent Kompany de bu maçta cezalı olduğundan o bölgede sıkça eleştirilen genç stoper Stefan Savic oynayacak.

         Maçın hakemi Phil Dowd ise sezon başında, City’nin United karşısında 2-0 öne geçip, maçın son anlarında Nani’nin müthiş golüyle 3-2 kaybettiği Charity Shield Kupası maçını da yönetmişti.

          Liverpool eldeki kadro yapısı ve ilk maçtan elde ettiği skor avantajıyla 0-0’ı korumaya çalışacaktır. Ancak ben onların ilk maçtaki sonuçtan ötürü dezavantajlı konuma düşebileceklerini düşünüyorum. Liverpool kapandıkça, ortaya City’nin istediği bir oyun şablonu çıkacaktır. City ekibi kendi yarı sahasına ve hatta kendi ceza sahasına kapanan ekiplere karşı ince ara pasların adamı David Silva, etkili verkaçların adamı Samir Nasri ve müthiş ara koşuları yapan Sergio Aguero ile pozisyonlar bulacaktır. Tabii işin bir de istatistiksel kısmı var ki, o da Liverpool’un bu kupada en çok final oynayan ve en çok kazanan ekip olduğu gerçeğidir. Beklide tek çıkış yolları ve çoğu futbol sezonunda uzanabilecekleri tek kupa bu olduğundandır.

          Son olarak dikkatimi çeken bir noktayı vurgulamak istiyorum. Ne City ne de Liverpool taraftarı olmama rağmen, City’nin bu sezon oynadığı 3 Liverpool maçında da fikstür olarak mağdur edildiği kanısındayım. Deplasmanda oynanan ve 1-1 biten ligin ilk maçından önce Şampiyonlar Ligi’nde çok kritik bir Napoli deplasmanına çıkmışlardı. Bu maçın rövanşında ise Liverpool’u 3-0 yenmeden yalnızca 48 saat önce Sunderland deplasmanına gitmişlerdi. Kaldıki bu akşamki maçın ilk ayağından önce Federasyon Kupası maçları vardı ve Liverpool alt ligden gelen zayıf rakibi karşısında, kendi maçını cuma akşamı oynarken, City ise United ile pazar oynamıştı. Bu müsabakadan önce bile Liverpool kendi lig maçını cumartesi oynadı ancak City’nin zorlu Tottenham maçı pazar günü oynandı. Biraz adaletsiz bir hava yaratan bu durumu da vurgulayaraktan, akşamki maç öncesi iyi oynayan ve hak edenin kazanması dileğiyle yazımı noktalandırıyorum.

23 Ocak 2012 Pazartesi

Bir Ruh Hastasının Anatomisi – MARIO BALOTELLI



          1990 doğumlu Mario Barwuah Balotelli’nin ismi, dünya futbolunda ilk olarak Roberto Mancini yönetimindeki İtalyan devi Inter’deyken duyuldu. Ancak Mancini sonrası takımın başına getirilen Jose Mourinho bu sorunlu oyuncunun yaptıklarına çok fazla dayanamadı. Antreman sahasında kendi takım arkadaşlarıyla sıkça münakaşa eden, özel hayatında birçok skandala imza atan, İtalyan mafyasıyla bile başı derde giren Balotelli, katıldığı bir televizyon programında ise en büyük rakipleri olan Milan formasını giymişti.
Kendisini dünya futboluna kazandıran Roberto Mancini, bu oyuncunun 20. yaş gününde ona yine babalık yapıp, 24 milyon İngiliz Sterlini karşılığı, menajeri olduğu Manchester City ekibine kattı.

          Sonrası mı? Buyurun, acı acı gülümseyerek okuyunuz.


•    Avrupa’da Yılın En İyi Genç Oyuncusu ödülünü alırken, Arsenal’ın orta sahadaki müthiş yeteneği Jack Wilshere’ın kim olduğunu merak edip, onu tanımadığını söyledi. Bununla da kalmayıp, kendisinden daha iyi olan tek oyuncunun Lionel Messi olduğunu iddia etti.

•    Kendisinin bu takımda kaptan olması gerektiğini, Carlos Tevez’in ise yedek liginde forma giymesi gerektiğini söyledi.

•    Bu sezonki Liverpool deplasmanında oyuna sonradan girdi ve ilk 2 topla buluşmasında, 2 sarı kart görerek takımını 10 kişi bıraktı. Geçtiğimiz sezon oynanan ve deplasman golü kuralıyla elendikleri Dinamo Kiev maçında da rakibine uçan tekme atarak takımını 10 kişi bırakmıştı. Dün oynanan Tottenham maçında sarı kartlı oynarken, rakip oyuncu Scott Parker'ın kafasına bilerek bastı. Tesadüf o ki, bu hareketi hakemlerin gözünden kaçtı. Oyundan atılmayan Balotelli, 90+5'te takımına galibiyet getiren penaltı golünü attı.

•    Manchester City’nin antreman tesislerinde, alt yapıdaki oyuncuları hedef tahtası yapıp, üzerlerine dart oku atarken yakalandı.

•    Birçok kez kumarhanelerde sabahlarken objektiflere yakalandı.

•    İtalya'nın Uruguay ile oynadığı hazırlık maçının ikinci yarısında sahaya yanlış forma ile çıktı.

•    Manchester United maçı öncesi banyo camından dışarı havai fişek atarken, kendi evini yaktı.

•    Arabasını yanlış yere park ettiği için 27 kez trafik cezası yedi.

          Bir de sözün bittiği anlar vardır, şimdi de sıra o anlarda;





21 Ocak 2012 Cumartesi

Forma Mavi ve Renkli, Tünelin Ucu Siyah ve Karanlık



          Yarın ilk üç sıradaki takımın çok kritik maçları var. Lider Manchester City kendi sahasında üçüncü sıradaki Tottenham’ı konuk edecek ve liderin takipçisi Manchester United ise zorlu Arsenal deplasmanına gidecek. Yani Chelsea için bu maçtan alınacak bir galibiyet yarınki zorlu maçlar öncesi şampiyonluk yarışına dair umutların yeniden yeşermesi anlamına gelecekti.

          İlk yarının sonunda Mata’nın kaçırdığı bir gol pozisyonu haricinde oldukça sıkıcı bir 45 dakika izledik. Chelsea orta sahasından Frank Lampard sakatlandı ve yerine Florent Malouda girdi. Bu zorunlu değişiklik sonrası Chelsea biraz daha hücuma yönelir ve pozisyon bulur diye düşündüm ancak yanıldım. Malouda savruk bir oyun sergilerken, Juan Mata maç boyunca beklenilen ince ara paslarını atamadı. Daniel Sturridge’ın ise varlığıyla yokluğu birdi. Keza Chelsea orta sahasında defansif özellikli isimlerden hem Raul Meireles hem de Ramires tüm maç sahada gezinip durdular.
Bu maç gol orucunu bozmasını beklediğim Fernando Torres ise ayağına gelen iki net pozisyonu cömertçe harcarken, ustaca bir vuruşunu ise Norwich kalecisi John Ruddy son anda kornere çeldi. 50 milyon İngiliz Sterlini’ne transfer edilen Torres, Chelsea forması altında 11’i lig maçı olmak üzere üst üste 15. maçında da gol atamadı. İngiltere’ye karşı oynanan milli maçta da gol atamadığını söylemek istemiyorum bile. =)
Chelsea adına geri dörtlünün hem defansif anlamda hem de oyun genelinde kusursuza yakın, hücuma destek olmaya çalışan oyunları haricinde güne dair, maça dair pozitif bir durum söz konusu değildi.
Oyuna baktığımızda ilk yarı o kadar uyutucu bir maç vardı ki, iki takım tek bir faul bile yapmadan devre tamamlandı.

          İkinci yarıda ise Chelsea belki Norwich sahasında idi ve topun sahibiydi ancak 21 lig maçında 38 gol yiyen rakibine karşı birkaç pozisyon hariç üretkenlikten uzak, silik bir futbol ortaya koydular. Büyük takım hüviyetinden uzak, sanki bu maç bir kupa maçıymış ve bu sonuç onlara tur atlattırcakmış havasında yavaş top oynadılar.

          Sonuç olarak bu beraberlik sonrası, Chelsea için şampiyonluk yarışında tünelin ucunda az da olsa umut verebilecek bir ışık göremiyorum.

20 Ocak 2012 Cuma

21 - 22 Ocak Premier Lig TAHMİNLERİM

Norwich v Chelsea
Manchester United tribünlerinin sarı yeşil sempatisi Norwich’in abartıldığı kadar organize hücum ettiği kanısında değilim. Birkaç maçını 90 dakika izleme fırsatı bulduğum Norwich’in birçok hücumu hatta golleri kaba tabirle ‘ dam dum ‘ idi. Bire bir örneklemek gerekirse, Swansea’de gördüğüm o kısa ve seri paslaşmaları göremiyorum bu ekipte. Maç içerisinde olağanüstü konsantrasyon eksiliği yaşayan ve fahiş hatalara imza atan Chelsea savunmasına karşı gol atarlar mı ya da puan yahut puanları alabilirler mi kestiremiyorum. Ancak geçen hafta direği sallayan müthiş volesi sonrası bu hafta Fernando Torres’in gol atacağını düşünüyorum. Premier Lig’de 10 maçtır gol atamayan El Nino bu deplasmanda gole kavuşacaktır kanısındayım.

Torres Gol Atar  @2.30
( Bets10 )

Fulham v Newcastle
Fulham cephesinde hücuma yönelik oyuncu Dembele haricinde ciddi bir eksik söz konusu değil. Newcastle’da en büyük eksik takımın gol yükünü tek başına sırtlayan Demba Ba olacak. Forvetlerden küçük olan Ameobi yok. Stoper oyuncusu Steven Taylor ile geçtiğimiz hafta acımasız bir müdahale sonrası sakatlanan, sakatlanmakla kalmayıp moralmen de düşen orta saha oyuncusu Cabaye’nin durumu belirsiz. Son olaraktan yine orta sahadan, savaşçı isimleri Tiote ülkesiyle birlikte milli maç mesaisinde.
Fulham bu ligin senelerdir en dengesiz takımı hüviyetinde. Londra’da herkesi yenebilecek derece ters bir oyun yapıları var ancak her an kalelerinde 4-5 gol görebilecek kadar da enteresan bir defans ve defansa destek vermekte zorlanan bir orta saha yapıları var. Kurt oyuncu Murphy’nin derinlemesine paslarıyla, bu maçta Newcastle’a karşı gol bulurlar bahsini öneriyorum.
Fulham Gol Atar  @1.28 ( Betfair )


Stoke v WBA
Stoke’un en son iç saha galibiyeti 11 aralıkta idi. O maçı 90 dakika izlemiş biri olaraktan, Tottenham karşısında değil galibiyeti, beraberliği bile hak etmediklerini içtenlikle söyleyebilirim. Çıkan kartlar, verilmeyen penaltı, kendi kale çizgisi üzerinde 2 Stoke oyuncusu varken, rakip forvet Adebayor’un penaltı noktasından vurduğu ve ağlara giden topun ofsayt kararıyla iptal edilmesi gibi birçok hakem hatası o maçın kaderini tayin etmişti. Yakın zamana bakacak olursak, geçen haftaki Stoke ise çok daha bilinçli idi. Liverpool’un hücum oyuncularına karşısında orta saha ve defans hattı müthiş yardımlaşaraktan, doğru düzgün pozisyon bile vermeden puanı kaptı. WBA de lige yeni çıkan diğer ekipler gibi ofansif futbol oynamaya çalışıyor ancak eldeki kadro ciddi anlamda yetersiz. Bu yüzden kafalardaki düşünce sahaya yansımıyor. Stoke bu maçta yine duran top organizasyonları, Etherington’ın can alıcı ortaları ve Walters’ın deplase koşularıyla maçtan 3 puan çıkaracaktır kanısındayım.

Stoke Galibiyeti @1.95 ( Bets10 )

Bolton v Liverpool
Bu hafta 4 büyük takımın 2 forveti gol atar bahsini önereceğim sizlere. Üstelik her ikisinin transferleri birbirleriyle ilişkili olup, her ikisi de 9 numara giyiyor ve her ikisi de 10 haftadır gol atamıyor. Son olarak şunu eklemekte fayda var, her ikisinin de gol atma ihtimaline verilen oran 2.30! =)

Carroll Gol Atar  @2.30

19 Ocak 2012 Perşembe

21 - 22 Ocak Premier Lig Yayın Akışı

21 Ocak Cumartesi

14:45
- Norwich City v Chelsea ( Ligtv 3 )
17:00 - Fulham v Newcastle United ( Ligtv 3 )
19:00 - Wolves v Aston Villa ( Premier League Tv )
19:30 - Bolton v Liverpool ( Ligtv 3 )

22 Ocak Pazar

15:30 - Manchester City v Tottenham Hotspur ( Ligtv 2 )
18:00 - Arsenal v Manchester United ( Ligtv 2 )

18 Ocak 2012 Çarşamba

O'nun Yaşı İlerlese de Stad'ta ki Yeri Hep Hazır - PAUL SCHOLES



          16 Kasım 1974 doğumlu olan Kızıl Prens lakaplı Paul Scholes, altyapısından yetiştiği Manchester United forması ile 466’sı resmi olmak üzere 677 maçta, 102 resmi gol attı. 1994’den bu yana en üst seviyede oynadığı Manchester United kariyeri, geçtiğimiz sezon sonu futbola veda etmesiyle sona ermişti.  İngiliz Milli Takımı formasını ise 66 kez giyerken, 14 kez rakip ağları havalandırdı.
Ancak orta sahanın ortasında yer alan isimlerden Anderson’un formsuzluğu, Ji-Sung Park’ın o bölgede fiziksel yetersizliği, gelecek vadeden genç yetenek Tom Cleverly’nin uzun süreli sakatlığı ve Darren Fletcher’ın kronikleşen migren hastalığını gerekçe göstererek futbola ara vermesinin ardından, takımın orta saha yüküne ortak olmak adına ocak ayında yeniden futbola dönme kararı aldı. Bu kararın yalnızca 2 gün sonrasında, Federasyon Kupası maçında Manchester City karşısında ikinci yarı forma şansı buldu.

          Paul Scholes futbolculuk kariyeri boyunca yalnızca Manchester United’ta oynadı ve Uefa Kupası hariç bütün kupaları kaldırma onuruna ulaştı. Mevkisi orta sahanın tam ortasıdır. Defans oyuncularına yaklaşarak topu alması ve kendine has 180 derecelik dönüşleriyle organize ettiği pas trafiği, ceza sahası dışına seken topları füze misali kaleye yollaması, Kızıl Prensli United klasikleri olarak hafızalarımıza kazınmıştır. Keza savaşçı ve asla pes etmeyen oyun yapısıyla sıkça gördüğü sarı kartlar da tipik bir Paul Scholes özelliğidir. Bir dönem Avrupa futbolunun en çok koşan orta saha oyuncularının başında gelen Paul Scholes, sakatlıklarla boğuştuğu geçen sezonu %90.2’lik isabetli pas yüzdesiyle kapatma başarısı gösterdi.

          Futbol otoriteleri ve bazı futbolcuların Paul Scholes hakkındaki yorumlarına yer vererekten yazımı noktalandırmak isterim.

Zinedine Zidane : “ En dişli rakibim. “
Edgar Davids : “ Herkes benim en iyisi olduğumu söylüyor ancak bense Paul Scholes diyorum. “
Pep Guardiola : “ Herkes bir yana Paul Scholes bir yana. Onun gibi bir orta saha oyuncusuyla rakip olarak dahi olsa, oynamış olmak gurur verici. “
Laurent Blanc : “ En iyi İngiliz oyuncu. “
Patrick Vieria : “ Çok didişmemize ve bir Manchester Unitedlı olmasına rağmen ada futbolunda en imrendiğim oyuncudur. “
Cesc Fabregas : “ Onun seviyesinde bir orta saha oyuncusu olmak hayalimdir. “
Thierry Henry : “ Onun yılın oyuncusu ödülünü neden alamadığını merak ediyorum. “
Jose Mourinho : “ İngiliz Milli Takımı onu ikna edip, milli takımı erken bırakmasını engellemeliydi. “
Alan Shearer : “ Top kesmeleri, defansif özellikleri, hücum yönü ve şutlarıyla oynarken en zevk aldığım oyunculardandı. “

17 Ocak 2012 Salı

ROBERTO Var, ROBERTO Var..!


          Dün akşam 21 maçta 15 puan toplayan lig sonuncusu Wigan Athletic, kendi sahasında 51 puanlı lider Manchester City’i konuk etti. Maçın ilk 10 dakikasında karşılıklı güç denemesi vardı. Maçın 21. dakikasında Edin Dzeko kendi çabasıyla aldığı faulün kullanılması sonrası, İspanyol oyun kurucu David Silva’nın ortasına Gary Caldwell ve Antolin Alcaraz’a rağmen müthiş güzel bir kafa vuruşu yaparak takımını öne geçirdi. Bu gol sonrası ilk yarı hepimizi uyuturcasına sıkıcı geçti.
İkinci yarının başlamasıyla sahada çok daha diri ve istekli bir Wigan vardı ancak onlar beraberlik golünü bulmak için yüklendikçe, City hücum oyuncuları, özellikle araya atılan toplarda tehlikeler yarattı. Bu pozisyonların biri hariç geri kalan hepsinde Wigan kalecisi Ali Al Hasbi başarılı kurtarışlar yaptı. Biri hariç dedim çünkü Sergio Aguero’nun inanılmaz çalımları sonrası boş kaleye topu yuvarlayacağı sırada maçtaki tek golün sahibi Edin Dzeko kendi takım arkadaşına resmen engel oldu. Maçta bunlar yaşanırken ön libero mevkiinde sahaya çıkan Gareth Barry hem stoper Stefan Savic’in kademe hatalarını kapatıyor hem orta sahada ilk toplara basıyor hem de birçok atağa yön veren isim oluyordu. Kısacası sahada ayak basmadık yer bırakmayan Gareth Barry hem takımının hem de sahanın yıldızıydı.

          Bu maçı yazmamdaki tek sebep aynı iki isme sahip teknik adamın futbola bakış açısını değerlendirmek. Aslında Roberto Mancini’yi geçtiğimiz hafta 3-2 yenilerek elendikleri Manchester United maçı başta olmak üzere birçok maçta yazmak istemiştim. Benim için ligdeki pozisyon yahut tabeladaki sonuç hiç önemli değildir, ben her zaman eldeki kadro yapısının ne kadar verimli kullanıldığına dikkat ederim. Dün akşam City’nin rakip menajeri olan Roberto Martinez, bu sezon Premier Lig’de oynayan ve pozitif futboluyla, müthiş akışkan pas trafiğiyle taraflı tarafsız tüm futbolseverlerin takdirini toplayan Swansea City’nin eski menajeriydi. Ve yine aynı Martinez, Wigan’a geçmeden önceki süreçte, Swansea takımına bu hüviyeti kazandıran bir numaralı isimdi. Onun bu ‘ total futbol ‘ anlayışı dün akşamda sahada kendisini gösterdi. 38 yaşındaki İspanyol menajer, maçın 68. dakikasında forvet hattını üçleyerek, ligin dibine demir atmış takımının puan alması adına radikal bir hamle yapmıştı. Ancak kendisinden 36 puan önde bulunan ve lig lideri konumunda olan City’nin menajeri bir başka Roberto ise Nasri’nin yerine oyuna girdikten sonra bir tane dahi başarılı pas atamayan ön libero Nigel de Jong’u, daha sonra ise oyun kurucuları olan David Silva’nın yerine çok az dakika alan stoper Nedum Onuoha’yı oyuna sokarak, iki ön libero ve 5 stoperle kalan dakikaları geçirmeyi tercih etti. Yinelemek gerekirse, takımlarının lig sıralamasındaki pozisyonları hiç mühim değil, iki menajer bu hamleleriyle futbol vizyonlarını bir kez daha ortaya koymuşlardı.
Yine aynı Mancini, birçok maçta olduğu gibi geçen hafta da kimine göre defansif bana göreyse korkak futbolu tercih etmişti. Bahsettiğim maçta, Federasyon Kupası’nda Manchester United’a 3-2 yenilerek elendiler. O maçın ikinci yarısının başlangıcında önce formda kanat oyuncusu Adam Johnson’ın yerine sağ bek Pablo Zabeleta’yı ve oyun kurucu David Silva’nın yerine stoper Stefan Savic’i, daha sonraysa hücuma yönelik bir diğer kanat oyuncusu olan Samir Nasri’nin yerine maç eksiği bulunan ön libero Owen Hargreaves’i almıştı. Şimdi içinizden “ İyi de City o dakikalarda bir kişi eksik, 10 kişi oynuyordu. “ diyeceksiniz belki ancak hatırlatmakta fayda var ki, yine o dakikalarda City 3-0 yenikti. Üstelik o maç tek maçlı eleminasyon usulü idi. Yani City’nin kaybedecek bir şeyi yoktu. 3-0 da, 5-0 da elenmelerine sebep olacaktı.

          Yazıyı toparlamak gerekirse; ben dün gece Roberto Mancini karşısındaki Roberto Martinez’i izleyince, futbolun birçok anda hayata benzediğini düşündüm. Nasıl ki hayatta bazen, bazı insanlar hiç hak etmedikleri pozisyonlarda olabiliyorsa, dün de sanki her iki Roberto da hiç hak etmedikleri kadar yüksek yahut alçak pozisyonlardaydılar.

13 Ocak 2012 Cuma

Çilek Reçeli Tadındaki Zenci - DEMBA BA

         
          1985 Fransa doğumlu olup, Senegal Milli Takımı forması giyen forvet Demba Ba geçtiğimiz sezon West Ham’a sezonun ikinci yarısında gelmesine rağmen kulübün en çok gol atan oyuncusuydu. Ancak  West Ham küme düşünce, sözleşmesindeki madde gereği serbest kalmıştı ve Newcastle kendisini bonservis bedeli olmaksızın renklerine kattı.
Aslında kendisinin adaya gelmesi biraz daha erken olacaktı fakat 6 milyon İngiliz Sterlini bedelindeki teklifle gelen Stoke City’nin sağlık kontrolünü geçemeyince, Premier Lig başlangıcını rötarlı da olsa West Ham kulübü ile yapmış oldu. Bu olumsuz gelişmeyi ekim ayında Britanya Stadı’nda oynanan maçta Stoke City ağlarını üç kez havalandıraraktan yanıtlamayı tercih etti.
2011-2012 futbol sezonunda 19 lig maçında 15 gol atmayı başaran golcü oyuncu, aralık ayında Newcastle’ın attığı 7 golün 5’inde skor tabelasına ismini yazdırıyordu.

          1.90 boyundaki golcü oyuncunun bu sezon oynadığı tüm müsabakaları 90 dakika izleme fırsatım oldu. Üzülerek şunu belirtmem gerekir ki, birçok zaman övgüyle bahsettiğim Newcastle taraftarı ilk haftalarda gol atamadan ve özellikle Aston Villa ve QPR deplasmanlarındaki vasat oyunu sonrası kendisini ıslıklayarak protesto etmişti. Ancak daha sonraki haftalarda bambaşka bir kimliğe bürünen oyuncu, özellikle zor pozisyonlarda topu en umulmadık noktaya yollama başarısıyla, uzun sayılabilecek boyunun aksine bir yer hakimiyeti ve vuruş tekniği gösteriyordu.
Geçtiğimiz sezonun ikinci yarısından bu yana kendini akıl sınırlarını zorlayacak seviyede geliştiren, ceza sahası içerisinde topla buluştuğu an, hangi pozisyonda olursa olsun topu kalecileri zorda bırakacak şekilde kaleye isabet ettirebilen bu yıldız oyuncu, bonservis bedeli ödenmeden transfer edilmesine rağmen şu günlerde 10 milyon İngiliz Sterlini civarında bir değerle transfer gündemini meşgul etmektedir. Tabii kendisinin bu hızlı yükselişi sonrası etrafındaki akbabalar da çoğaldı. Son olarak, Demba Ba’nın menajeri olduğunu iddia eden Armand Dorn isimli bir şahıs, oyuncunun Manchester United’a transferinin an meselesi olduğunu duyurmuş ancak Demba Ba ise sanal iletişim kanallarından Twitter aracılığıyla bu haberin gerçeği yansıtmadığını belirtmişti.
Demba Ba 2012’nin hemen başında oynanan Manchester United maçındaki gol sonrası bir aylığına Afrika Uluslar Kupası’na gitti ve adeta sırtında taşıdığı Newcastle’ın zaten düşüşte olan lig performansının daha vahim haller alması muhtemel gözüküyor.
          
          Yazımı noktalandırırken, başlıktaki çilek reçeli konusuna değinmek gerekirse; Demba Ba ada futbolundaki bu hızlı yükselişini ve özgüven dolu son vuruşlarını, sürekli yediği çilek reçeline bağlıyor.

12 Mucizesi - THIERRY HENRY

  
          İngiltere Federasyon Kupası ( FA Cup) , futbol tarihinin en eski futbol organizasyonu olup aynı zamanda birçok futbol otoritesi tarafından en prestijli kupa olarak nitelendirilir. 131. kez düzenlenen kupanın üçüncü tur heyecanında Emirates Stadı’nda Arsenal ile Leeds United tek maçlı eleminasyon maçında karşılaştılar. 60 bine yakın seyirci önünde oynanan maçı Arsenal 1-0 kazanarak adını dördüncü turda, Aston Villa’nın rakibi olarak yazdırmayı başardı.

          Ancak Emirates'in çimlerinde, bu maçın sonucundan öte bir gelişme yaşandı. Dakikalar 68’i gösterdiğinde, oyuncu değişikliği tabelasında bir dönemin efsane 14 numarası olan Thierry Henry’nin yeni forma numarası olan 12 gözükmüştü. Londra temsilcisinin formasını 1999 – 2007 seneleri arasında 254 resmi maçta giyip, 174 resmi gole imza atan 34 yaşındaki efsane, 2 aylığına dahi olsa yeniden Londra temsilcisine hizmet etmeye başlayacaktı.
Alex Song’un güzel ara pasıyla sol çaprazda topla buluşan Thierry Henry, sağ ayak içiyle uzak kale direğine gönderdiği kendine has gollerine bir yenisini ekliyordu ve bu gol genel toplamda, Arsenal formasıyla attığı 227. gol olarak tarihe geçiyordu. Gol sonrası genç file bekçisi Wojciech Szczesny'nin 90 metrelik deparı, herkesin kralın dönüşünden ne derece memnun olduğunu ispatlarcasınaydı.

     Ve ne tesadüf ki; bitime 12 dakika kala, Leeds United’a karşı 12. kez forma giyen, 12 numaralı Thierry Henry yine aynı Leeds United’a karşı 12. golünü atıyordu.
Sanırım bizi futbola bu denli aşık eden temel unsurlardan birisidir; futbolun bu tebessüm yaratan cilveleri.. ;)