30 Mart 2013 Cumartesi
SUNDERLAND v MANCHESTER UNITED
Premier Lig'de kalmak adına en kritik dönemece girilirken, ev sahibi ekibin hücumdaki en etkili silahı olan Steven Fletcher, İskoçya Milli Takımı'nda sakatlandı ve sezonu kapattı. Şimdi tüm gözler ara transferde takıma katılan Danny Graham'a çevrildi. Graham geçtiğimiz sezon Swansea City'nin Premier Lig'de ki en golcü ismi olmasına rağmen, sezonun ilk yarısı Michu'nun sergilediği olağanüstü performansınsan ötürü istediği süreyi bulamamış ve ara transferin son günü Sunderland'e transfer olmuştu. Graham 369 dakikadır gol atamıyor. Kendisi Fletcher gibi golü koklayan ve ceza sahası içerisinde üstün bitirici yetenekleri olan bir golcü olmasa da, top almak için önemli gayretler sarf eden ve özellikle takımı öndeyse topu ileride tutmayı oldukça iyi başaran bir forvet.
Ev sahibi ekip bu sakatlık şokunu yaşarken, konuk Manchester United ise enteresan bir şekilde, bu maçın tam 48 saat sonrasında, pazartesi öğlen Federasyon Kupası tekrar maçında Chelsea ile oynayacak olmanın tedirginliğini yaşıyor. Premier Lig yetkililerinin hem United hem de Chelsea'nin fikstürünü böylesine sıkıştırması bana biraz anlamsız gelirken, özellikle Chelsea hocası Rafael Benitez'i isyan noktasına getirdi. Benitez, United'ın 15 puanlık farktan ötürü hem rotasyon hem kaybetme lükslerinin bulunduğunu ancak kendilerinin lig yarışında çok kritik bir noktada olduklarını vurgulamış ve serzenişte bulunmuştu.
Aynı Chelsea'nin bugünkü Southampton ve pazartesi günkü Manchester United maçlarının hemen ardından yine bu perşembe Uefa Avrupa Ligi'nde Rubin Kazan ile oynayacağını düşününce, Benitez'in bu çıkışını haksız bulmuyorum.
( Chelsea v Manchester United maçı aynı günün akşamı Londra'da oynanacak Fulham v Queens Park Rangers derbisinden ötürü yeterli güvenliğin sağlanabilmesi adına öğlen saatinde oynanacak. Maçın akşam saatine alınmamasını Londra Polis'i özellikle talep etmişti. )
Benitez ve Chelsea'den bugünkü maça tekrardan dönecek olursak, United'ın pazartesi günü oynayacağı ve fazlasıyla önemsediği Chelsea maçı öncesi bugün abartılı bir rotasyonla sahada olacağı kanısında değilim. Her ne kadar Manchester City ile puan farkı 15 ve kalan maç sayısı yalnızca 9 olsa da, Sir Alex Ferguson'un sahada en az 5-6 as ismini tutacağı kanısındayım.
Benim aklımdan geçen şablonda, uzun zamandır kalede yer almayan Lindegaard bugün 11'de forma giyerken, onun önündeki 2 as stoper kaptan Nemanja Vidic ve Rio Ferdinand bugün dinlendirilebilir. Keza hücumun 2 as ismi Wayne Rooney ve Robin van Persie de bugün kulübede oturuyor olabilirler.
Bu arada hazır takımların saha dizilişlerinden bahsederken, Sunderland hücumlarına kanatlardan gelerek can veren, son vuruşları yetersiz olsa dahi oyun stili süratli ve tehlikeli olan Stephane Sessegnon'un sakatlığı söz konusu ve maç saatine yetiştirilmeye çalışılacak. Tıpkı Sessegnon gibi takım için önemli bir role sahip olan Carlos Cuellar'ın da sakatlığını maç saatine dek atlatması bekleniyor. Defansta bazen fahiş hatalara imza atsa dahi Cuellar, Sunderland defansı için olmazsa olmaz isimlerden.
Bu ikiliden biri dahi maç saatine yetişmediği takdirde, bugün sahaya bol rotasyonlu bir United çıksa dahi Sunderland'in işi cidden çok zor olacaktır.
Sunderland cephesinde orta sahadan, defansif ve sert bir isim olan Lee Cattermole, onun yedeği diyebileceğim David Vaughan sakatlıklarından ötürü takımdaki yerini alamayacak olan diğer 2 oyuncu.
Toparlamak gerekirse, her 2 takımın bugün sahaya aşağıdaki 11'ler ve dizilişlerle çıkmasını bekliyorum.
Sunderland'in son Norwich City maçını 90 dakika izledim ve futbol olarak tel tel dökülen Sunderland'in kendi sahasında 1 puanı hakem sayesinde aldığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Konuk Norwich City ilk yarıda öne geçmesine rağmen hem çok erken ve yanlış bir kırmızı kartla 10 kişi kaldı hem de oldukça tartışmalı bir penaltıdan gelen gol sonucu soyunma odasına 1-1'lik skorla girdi.
Maçın 2. yarısında da hakemin sürekli Norwich City aleyhine düdük çaldığını ve özellikle Danny Rose için çalınan elle oynama kararının kesinlikle ceza sahası içerisinde olduğunu vurgulamak isterim. Durum böyleyken bile Sunderland pozisyon üretemiyordu. Hatta şöyle söyliyeyim, maçın sonlarına doğru uzun boyundan faydalanmak için Connor Wickham oyuna girmesine rağmen, ceza sahası içerisine tek bir top ne ortalandı ne de şişirildi.
Martin O'Neill her daim takdir ettiğim bir menajer ancak Sunderland için tehlike çanları çalıyor, takım darmadağın bir durumda ve ayakta kalan, bu kötü gidişata isyan edip, direnen tek bir isimleri bile yok.
Maçın başlamasına yalnızca 3 saat kaldığından bu kez istatistiksel verileri sizlere sunmayacağım. İstatiklere dair tek söylemek istediğim, Sunderland'in son 23 Premier Lig maçında United karşısında yalnızca 1 galibiyet alabildiği ve 17 kez sahadan mağlup ayrılırken, aynı Sunderland'in rakibine karşı Premier Lig'de son 572 dakikada yalnızca 1 gol atabildiğidir.
Bu bilgiyle beraber yukarıda eksikleri yazarken değindiğim, Sessegnon ve Cuellar'dan herhangi birisinin maç saatine yetişmemesi halinde Sunderland'in işinin çok zor olacağı notumu harmanlayaraktan; bugünkü 11'lerin fazlasıyla belirleyici olduğunu vurguluyorum.
Tahmin ettiğim 11'ler sahaya çıkarsa ve özellikle Sessegnon maç saatine yetişmezse, bugün United için farklı bir galibiyetin gelmesi hiç süpriz olmaz.
29 Mart 2013 Cuma
10 Mart 2013 Pazar
LIVERPOOL v TOTTENHAM HOTSPUR ( Teknik Analiz - Eksikler - İstatistikler )
Premier Lig'in kuruluşundan bu yana, 20 seneyi aşkın süredir Liverpool olabildiğince kötü sezonlar geçirmiş olsa dahi, rakibi Tottenham Hotspur'a karşı İngiltere Futbol Ligleri'nde uzunca yıllar ezici bir üstünlük kurmuştur. Öyle ki, o meşhur Titanic gemisinin battığı 1912 senesinden, dünya bilişim sektöründe devrim yaratan Microsoft Windows yazılımının piyasaya sürüldüğü 1985 senesine dek Tottenham Hotspur'ın rakibi Liverpool'un sahasında galibiyeti olmamıştı. Tam tamına 73 sene sonra, Anfield Road'ta oynanan maçta, şimdilerde BBC'de futbol yorumculuğu yapan Garth Crooks'un golü ile Tottenham Hotspur şeytanın bacağını kıracaktı ve sonrasında gelen yıllarda ki galibiyetleri sayesinde, Tottenham Hotspur rakibine karşı son senelerde çıktığı birçok maçta favori konumuna gelecekti.
2 takımı ayrı ayrı incelemeye yarın oynanacak maçın ev sahibi olan Liverpool cephesinden başlamak isterim. Sezon başında Brendan Rodgers'a emanet edilen Liverpool adına sezon başı olmasa dahi, 2013'ün daha önceki senelere göre çok daha umut verici başladığını söyleyebilirim. Özellikle ara transferde takıma katılan Daniel Sturridge'ın gelir gelmez verdiği ekstra katkılar başta olmak üzere, orta sahanın birçoğuna göre vasat sayılan hatta şimdilerde takımda dahi olmayan Nuri Şahin'in yedeği olacağı söylenen ancak bana göre bu takımın olmazsa olmazlarından olan Lucas Leiva'nın sakatlığı atlatıp takıma dönmesi, son maçların Kırmızılar adına iyi geçmesine vesile oldu. Ara transferlerden Philippe Coutinho'nun da yavaş yavaş ada futboluna ısınmaya ve sihirbazı andıran hareketlere imza atmaya başlaması, takım adına 2013 senesinde yaşanan olumlu gelişmelerden.
Tabii 2013 senesinde, alt lig ekiplerinden Oldham karşısında İngiltere Federasyon Kupası'ndan, Zenit karşısında ise Uefa Avrupa Ligi'nden elendiklerine dair acı gerçekleri de sizlere hatırlatmakta fayda var.
Liverpool bu sezon hem ilk kez 3 maç üst üste kazanmayı hedeflerken hem de bu galibiyetle ligde 4. sırayı iyice zorlamayı dolayısıyla Şampiyonlar Ligi vizesini kapmayı ve Luis Suarez'i gelecek sezon da takımda tutmayı hedefliyor.
Uruguaylı Luis Suarez karakter olarak her daim eleştirdiğim bir oyuncu olmasına rağmen futbol yeteneklerini asla inkar edemeyeceğim, her geçen sezon kendine birşeyler katan ve son haftalarda duran toplardan gollere dahi el atan olağanüstü bir golcü.
Suarez bu sezon 37 resmi maçta tam 28 gol atarken, Premier Lig'de de 21 golle gol krallığı yarışında zirvede bulunuyor. Liverpool taraftarlarınca " God " yani Tanrı lakabı takılan, unutulmaz golcü Robbie Fowler bir sezonda tam 28 Premier Lig golüne imza atmıştı ve Suarez için bu rekoru kırmak şu andaki en büyük hedefi olsa gerek.
Tabii Suarez'in bu ekstra performansı haricinde, en başta belirttiğim unsurlar da Liverpool adına umut verici gelişmeler arasında yer alıyor. Lucas Leiva'nın sakatlık sonrası performansından bahsederken, onun geri dörtlüyle olan uyumu ve rakip hücumlara karşı kesiciliği sayesinde Joe Allen ve kaptan Steven Gerrard'ın çok daha pozitif top dağıtımları yaptığını hatta bence oldukça yetersiz olan Stewart Downing'in bile artık takıma katkı sağlamaya başladığını söyleyebilirim. Ara transferde takıma katılan başta Daniel Sturridge olmak üzere, o ve Coutinho'nun da son dönemlerdeki katkılarını bir kez daha yinelemek isterim.
Sturridge takıma geldiği ilk maçtan itibaren tam özgüvenle oynamaya başladı ve hani bazen pas vermesi gereken zor pozisyonlarda dahi kendisi gol şansını zorluyor ancak bu hareketleri maç içerisinde takıma zarar vermiyor aksine diğer oyuncuların da kendi özgüvenlerini tazeliyor kanısındayım. Geldiği günden bu yana adeta yokları oynayan Jordan Henderson bile gerek defansa gerek hücuma katkı sağlamaya başladı. Bu aralar biraz daha sol kanata yakın oynayan Henderson bu takıma kazandırılırsa, burada en başrolde kesinlikle Brandon Rodgers olacaktır.
Konuk Tottenham Hotspur cephesinde ise tecrübeli hoca Harry Redknapp'ın gönderilmesi sonrası göreve getirilen ve Redknapp'tan tam 30 yaş ufak olan Andre Villas-Boas için sezon oldukça kötü başlamıştı. Takımın performansı kulüp içerisinde tam tartışmalara yol açmaya başlamıştı ki, Arsenal ve Chelsea'nin inişli çıkışlı performansları sayesinde önce zirveden kopmamayı, son birkaç haftadır da iyi oynamayı becerdiler.
Tottenham Hotspur için Premier Lig'de bu sezon da ilk 4 şansına dair herşey kendi ellerinde. Geçtiğimiz sezonu 4. sırada bitiren ancak ezeli rakibi, bir diğer Londra temsilcisi olan Chelsea'nin Şampiyonlar Ligi Kupası'na uzanmasının ardından dramatik bir şekilde yoluna Uefa Avrupa Ligi'nde devam etmek zorunda kalan Spurs'un bu sezon kendi kaderini olumlu anlamda kendisinin tayin edeceğini düşünüyorum. Premier Lig'i mevcut 3.lük konumları yerine 4.lükte bitirseler dahi, geçtiğimiz sezon sonunda yaşanan o dramatik sahnenin tekrarlanması için, Arsenal'ın Premier Lig'i ilk 4 dışında bitirmesi ve en önemlisi o Arsenal'ın kendi sahasında 3-1 yenildiği Bayern Munih'i deplasmanda elemesi ve bununla da kalmayıp, Şampiyonlar Ligi Kupası'na uzanması gerekiyor. Tüm bunlar futbolun içerisinde olması muhtemel ancak realist bakacak olursak, imkansıza yakın gelişmelerdir.
Spurs cephesine realist bakış açısından bakmaya devam edecek olursak, ortada Uefa Avrupa Ligi'nde çeyrek finale kalma mücadelesinde, Inter Milan karşısında bu hafta içi kazanılan 3-0'lık bir somut sonuç var. Yani Spurs adına Avrupa arenasında da işler gayet yolunda gidiyor.
Tabii bu başarılı sürecin mimarı olarak, Liverpool'da ki Luis Suarez misali, her ne kadar onun gibi golcü pozisyonunda oynamıyor olsa dahi, orta sahanın solundan gelerek takımın tüm gol yükünü çeken Galli yıldız Gareth Bale'den bahsetmek gerekir.
Ancak Bale'in son 2.5 sezondur katettiği aşamaları bu satırlarda artık anlatmak imkansız dersem abartmış olmam sanırım. Sol bekte başlayan ve sol kanat hatta yavaş yavaş forvet arkası, bazen sağ açık konumuna gelen bir oyuncunun yaşadığı bu büyük patlamanın sonunun nereye varacağını cidden merak ediyorum.
2 takımın saha içi teknik analizlerini sabaha dek yaz deseler, sıkılmadan yazacağımdan ötürü Tottenham Hotspur'ı daha fazla yazmak yerine, sizleri daha fazla sıkmadan, biraz da her 2 takımda ki eksik oyunculara değinmek istiyorum.
Ev sahibi Liverpool cephesinde stoper Martin Skertel'ın sakatlığı geçmiş durumda ancak emektar Jamier Carragher'ın beklenmedik çıkışı ve Daniel Agger ile sağladığı uyum sonrası Skertel maça yedek kulübesinde başlarsa hiç şaşırmam açıkçası.
Hücum hattında Daniel Sturridge'nin sakatlığı vardı ancak muhtemelen maç saatine yetişmiş olacaktır. Sturridge maç saatine yetiştirilirse, 11'de başlar ve Luis Suarez ise onun bir kademe arkasında, biraz da serbest rolde oynar ve bu durumda orta sahadan Joe Allen yedeğe çekilir görüşündeyim.
Forvet hattından Fabio Borini ve sağ bek Martin Kelly sakat ancak yoklukları kesinlikle aranmayacak isimler arasında yer alıyor.
Konuk Tottenham Hotspur cephesinde ise stoper Younes Kaboul uzun zamandır sakat, keza ön libero Sandro da birkaç maçtır takımdaki yerini alamıyor. Ele avuca sığmayan sağ açıkları Aaron Lennon'ın durumu belirsizliğini korurken, hücum silahlarından Clint Dempsey ile son birkaç ayın en formsuz golcülerinden olan Emmanuel Adebayor'un ise maç saatine yetişmesi beklense de ben Dempsey ile Adebayor'un ilk 11'de sahaya çıkacaklarını düşünmüyorum.
Bu bilgiler doğrultusunda, takımların yarın sahaya çıkacakları muhtemel 11'ler şu şekilde olacaktır kanısındayım.

Sizlere son olaraktan, her 2 takıma dair bazı enteresan istatiksel verileri sunmak isterim;
BİRE BİR İSTATİSTİKLER :
* Tottenham Hotspur son 5 maçta tam 4 kez Liverpool'u mağlup etme başarısı gösterdi.
* Liverpool 14, Tottenham ise 13.1 ortalamayla, Premier Lig'in maç başına en çok şut çeken 2 ekibi konumunda.
* Luis Suarez 8, Gareth Bale ise 7 golle 2013'ün en golcü 2 Premier Lig oyuncusu konumunda.
LIVERPOOL :
* Premier Lig'de 28 maçta atılan 53 gol, Liverpool adına Premier Lig'de ki en gollü 2. sezon anlamına geliyor.
* Liverpool son 6 Premier Lig galibiyetinde 24 gol atarken, kalesini gole kapamasını başardı.
* Liverpool'un son 13 Premier Lig maçının tam 12'sinde 3 ve üzeri gol geldi.
* Aynı Liverpool kendi sahasında oynadığı son 8 Premier Lig maçının tam 6'sında kalesinde gol görmedi.
* Luis Suarez attığı 21 golle, Liverpool tarihinde Premier Lig'de bir sezonda 20 ve üzeri gol atan 3. oyuncu oldu. Diğer 2 isim ise Robbie Fowler ve Fernando Torres idi.
TOTTENHAM HOTSPUR :
* Tottenham Hotspur tam 12 maçtır ligde yenilgi yüzü görmedi ve son 16 Premier Lig maçında 11 galibiyet, 4 beraberlik ve yalnızca 1 mağlubiyet aldılar. * Deplasmanda 26 puan toplayan Tottenham Hotspur, deplasmanda 32 puan toplayan lider Manchester United'ın ardından bu alanda 2. sırada yer alıyor.
* Premier Lig'de son 5 maçta tam 7 gol atan Gareth Bale bu maçta da gol atarsa, Tottenham Hotspur adına Premier Lig'de 6 maç üst üste gol atan ilk oyuncu olacak.
* Aynı Bale, kulüp tarihinde bir sezonda 16 gol atabilen tek Galli oyuncu konumunda.
4 Mart 2013 Pazartesi
ASTON VILLA v MANCHESTER CITY ( Teknik Analiz - Eksikler - İstatistikler )
Şampiyonluk yarışında artık havlu attığını söyleyebileceğim Manchester City için seri şekilde galibiyetlerin vakti gelmiştir diye düşünüyorum. Geçtiğimiz hafta sonu oynanan zorlu müsabakada, Chelsea kaptanı Frank Lampard'ın kaçırdığı penaltı akıllarda kalmış olabilir ancak 90 dakikaya baktığımızda City'nin son birkaç aylık performansı ve takım ruhuna dair pek çok olumlu sinyaller vardı.
İlk cümlemde City'nin şampiyonluk şansının ne kadar cılız olduğunu vurgulamış olmama rağmen, oyuncu tercihleri ve taktiksel bakış açısını sıkça eleştirdiğim menajerleri Roberto Mancini " Okul yıllarımda matematiğim çok güçlü değildi ancak önümüzde kalan 11 maç, 33 puan demektir ve bu 33 puan, şampiyonluk yarışında birçok şeyi değiştirmeye yeterince gebedir. " diye bir demeç verdi. Tabii işin diğer tarafında, City'nin hemen arkasından gelen Gareth Bale'lı Tottenham Hotspur'ın City'yi 2.lik koltuğundan edebileceği ihtimalini de sizlere vurgulamak isterim.
Her 2 takım arasında ligin ilk yarısında oynanan maçtan City 5-0'lık zaferle ayrılmıştı. Bu akşam da City'yi galibiyet adına bir değil birkaç adım önde gördüğümü vurgulamak isterim. Tabii burada geçtiğimiz hafta silkelenip, kendine gelme sinyalleri veren City faktörü haricinde, son 10 maçında yalnızca bir kez West Ham United karşısında galip gelen Villa'nın olumsuz performansı da bu tahminimi güçlendiriyor. Kaldı ki gerek o West Ham maçında gerekse bu galibiyetten aylar önce alınan bir diğer galibiyet olan Liverpool maçında futbol adına, teknik taktik varyasyonlar adına tek bir umut ışığı görememiştim Villa cephesinde.
Sizlere sezon içerisinde Villa'yı ve menajerleri Paul Lambert'i sıkça yazdığımdan, bu konuları yeniden dillendirmek yerine, onlar adına bu akşamki City maçından öte, mart ayında peş peşe oynayacakları Reading ve Queens Park Rangers maçlarının öneminin çok daha fazla olduğunu belirteceğim. Bizzat küme düşme hattında olan bu 3 takımın kendi arasında oynayacağı söz konusu 2 maç, nisan ayına girilirken, Premier Lig'e veda edecek ilk takımı belirleyebilir.
Ev sahibi Villa cephesinde darmadağın defansın ayakta kalmaya çalışan tek ismi olan kaptan Ron Vlaar'ın durumu maç saati netlik kazanacak. Birçok akıl almaz hataya imza atmasına rağmen, sezon içerisinde tecrübesi fazlasıyla aranan bir diğer stoper Richard Dunne ise kesin olarak yok. Sağ kanadın alternatif isimlerinden genç Marc Albrighton ile bu sezon kulübüyle sorun yaşayan ve neredeyse sezonun büyük bir kısmını kenarda geçiren Darrent Bent de sakat olan isimler arasında yer alıyor. Darrent Bent'in maç saatine yetiştirilmesi bekleniyor ancak o maç saatine yetişse dahi muhtemelen yedek kulübesinde oturacaktır.
Son olaraktan, uzunca bir süredir kanserle boğuşan ve oldukça değerli bir oyuncu olan, Aston Villa'nın gerçek kaptanı Stilian Petrov da kadroda yer almayacak isimler.
Konuk City cephesinde ise en kritik eksik defansın belkemiği olan kaptan Vincent Kompany olsa gerek. Onsuz City defansı gerçekten çok dağınık oluyor. Tabii burada Mancini'nin de o defans bloğunu toparlamak ve sabitlemek yerine garip tercihlerde bulunuyor olmasının da etkisi var. Bugün kaptan Kompany maç saatinde son bir kez test edilecek ancak kuvvetli ihtimalle maç saatine yetişemeyecek. Orta sahanın defansa yönelik solak ismi Gareth Barry'nin ufak bir sakatlığı var ve Micah Richard ile Maicon gibi sezon genelinde herhangi bir verim alamadıkları 2 sağ bek de sakat olduklarından dolayı oynayamayacaklar.
Herhangi bir oyun planı olmayan ve her geçen hafta daha da dağınık bir görüntü çizen Villa, rakibine gol atabilir hatta öne de geçebilir ancak oyunun tek hakiminin City olacağı ve geriye düşse dahi birçok hücum organizasyonu ve alternatifine sahip City'nin bu maçtan galibiyetle ayrılacağını düşünüyorum.
Son olaraktan sizlere her 2 takıma dair dikkat çekici bazı istatistikleri sunmak istiyorum;
BİRE BİR İSTATİSTİKLER :
* City son 5 lig maçının 3 tanesinde Villa kalesine 4 ve üzeri gol attı.
* Villa eylül ayında Capitol One Kupası'nda rakibini 4-2 ile kupa dışına iterken, ligde ise 5-0'lık sonuçla sahadan mağlup ayrıldı.
* City'nin Premier Lig'de en çok galibiyet aldığı takım 17 galibiyet ile Aston Villa.
ASTON VILLA :
* Villa tam 11 maçüst üste kalesinde gol gördü ve bu alanda Premier Lig'in en kötüsü konumundalar.
* Aston Villa'nın son 11 Premier Lig maçının tam 10 tanesinde 3 ve üzeri gol oldu.
* Villa son 10 Premier Lig maçının 8'inde kalesinde en az 2 gol gördü.
* Aynı Villa maçların son 30 dakikasında kalesinde tam 25 görerek bu alanda da ligin en kötüsü konumunda.
* Takımın bu sezonki tartışmasız en etkili ismi olan golcü ve hatta oyun kurucu Christian Benteke, 6 golle perişan Villa'nın en golcü ismi konumunda.
* Premier Lig tarihinde mart ayında en çok maç kaybeden ekip 35 mağluniyetle Aston Villa.
MANCHESTER CITY :
* City son 4 lig maçında 1 galibiyet, 2 beraberlik ve 1 mağlubiyet aldı.
* City yediği 24 golle, Premier Lig'in en az gol yiyen ekibi konumunda.
* Maçların son 15 dakikasında 13 gol atan City, bu alanda 14 gol atan Reading'in hemen ardından geliyor.
* City, genç stoperi Matija Nastasic ile 16 maçta 11 galibiyet alırken ( %69 ), onsuz 11 maçta yalnızca 5 galibiyet alabildiler. ( %45 )
* Geçtiğimiz sezon bu hafta, City 69 gol atmışken, bu sezonsa 50 golde kaldılar.
* City ilk golü attığı 15 maçtan 13 galibiyet ve 2 beraberlik çıkarırken, hiç yenilmedi.
* Manchester City tarihinde kulübün başında en çok Premier Lig maçına çıkan teknik adam, 125 maçla Roberto Mancini ve İtalyan menajerin City başında 76 galibiyeti, 26 beraberliği, 22 da mağlubiyeti bulunuyor.
2 Mart 2013 Cumartesi
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





