Arsene Wenger 1996 eylülünde Arsenal'ın başına geldiğinde, Japonya'dan gelmiş olması ve kariyerinde büyük başarıları olmadığından ötürü ada basınında " Arsene Who? " başlıklarıyla ti'ye alınmıştı. Ancak Arsene Wenger, takımın başındaki 2. sezonundan itibaren kulübün müzesini kupalarla doldurmasını bildi. Ancak aynı Arsene Wenger'in koltuğu özellikle son 1,5 sezondur ciddi anlamda sallanıyor. Kupalardan uzaklaşan Arsenal'ın Fransız teknik adamının transfer politikası da yoğun şekilde eleştirilir oldu.
Arsene Wenger futbolcu maaşlarında senelerdir kendi belirlediği bir politikayı uyguluyor ve bu politika bazen ekibi çıkmazlara sokabiliyor. Maaşına istediği zammı alamadığı için kulüpten ayrılan ve şampiyonluktaki rakiplerinden Manchester City yolunu tutan Samir Nasri örneği, en güncel ve çarpıcı örneklerdendir. Kaldı ki sadece maaş politikası değil, transfer konusundaki hamleleri de oldukça anlaşılmaz. Premier Lig'de Manchester United, Chelsea, Liverpool ve Arsenal takımları 4 büyük olarak adlandırılıyor. Hal böyle olunca bu takımlardan beklentiler büyük oluyor. Premier Lig'in kurulduğu dönemden bu yana özellikle ekonomik olarak gerileyen Liverpool, herkes için başarıları geçmişte kalmış bir ekip olarak kabullenildi. Ancak Arsenal için, özellikle Arsene Wenger sonrası Arsenal için bunu söylemek imkansız.
1997-1998, 2001-2002, 2003-2004 sezonlarında kazanılan Premier Lig şampiyonlukları, 1998, 2002, 2003 ve 2005'te kazanılan Federasyon Kupası şampiyonlukları, 1998, 1999, 2002 ve 2004'te kazanılan sezon öncesi kupası olan Community Shield şampiyonluklarının hepsinde Arsene Wenger imzası vardı.
Kaldıki Premier Lig'de kıran kırana geçen şampiyonluk yarışlarında, zirvede olmasa da ikinci sırada tamamladığı 5 futbol sezonunda, takımın başında yine Fransız teknik adam vardı.
Temsilcimiz Galatasaray ile oynanan Uefa Kupası finali ve Barcelona ile oynanan Şampiyonlar Ligi Kupası finallerinde de kaybeden taraf olmalarına rağmen, o noktaya kadar başarıyla ulaşmasını bilmişlerdi.
Dünya futboluna birçok ünlü futbolcuyu kazandırmasına rağmen, özellikle son senelerde bu oyuncuları elde tutamaması eleştiri oklarını onun üzerinde yoğunlaştırdı. Ancak ortada bir gerçek var ki, Arsenal büyük kulüplere yıldız oyuncu satarken, iş kulübe transfer etmeye gelince, acele ve ucuz transferler yapılmıştı. Çok somut bir örnek vermem gerekirse; 10 milyon İngiliz Sterlini'ne anlaşılmasına rağmen alınmayan Phil Jones'un yerine 4 milyon İngiliz Sterlini'ne alınan Per Mertesacker transferini kimse akıl – mantık çerçevesi içerisinde açıklayamaz. Üstelik kulüp yönetimi tarafından bu transfer için gerekli bütçe sunulmuştu!!
Yahut transferin bitmesine yalnızca 48 saat kala, 5 milyon İngiliz Sterlini'ne alınan Park-Chu-Young'ın kime ne faydası dokunmuştur acaba?
Yine aynı Wenger, Almanlar'ın 19 yaşındaki müthiş yeteneği Mario Götze için bonservis bedelinde 5 milyon İngiliz Sterlini arttırıma gitmezken, üst seviye bir kulüp oyuncusu olmayan 29 yaşındaki Mikel Arteta'ya 10 milyon İngiliz Sterlini ödüyordu.
Bu konulara ek olaraktan; son senelerde oynattığı pozitif futbol övgü alırken, son vuruşlarda bile paslaşmayı tercih eden ve girdiği gol pozisyonlarının birçoğunu bu kısa paslaşma sevdası + son vuruş yoksunluklarından ötürü gole çeviremeyen bir takım yaratması da onun hanesine eksi olarak yazılıyordu.
Bu konulara ek olaraktan; son senelerde oynattığı pozitif futbol övgü alırken, son vuruşlarda bile paslaşmayı tercih eden ve girdiği gol pozisyonlarının birçoğunu bu kısa paslaşma sevdası + son vuruş yoksunluklarından ötürü gole çeviremeyen bir takım yaratması da onun hanesine eksi olarak yazılıyordu.
Sir Alex Ferguson ile giriştiği gerek pizza gerek demeç savaşları, kenar çizgide birçok menajer ile bazı zamanlar fiziksel boyutlara ulaşan didişmeleri, puan kaybettikleri birçok maçtan sonra ufak çocuklar misali mızmızlanması gibi bazı karakteristik eksilerine rağmen, o Arsenal kulübünde yinelenmesi zor bir altın çağa imza atmıştı. Mızmızlanma derken; öldürücü taş atışlarıyla ün yapan Stoke City'li Rory Delap'ten yine taç atışları sonrası yediği 2 golden sonra, futbolda elle atılan taçların yersiz olduğu ve taçların da ayakla atılması gerektiğini söyleyecek kadar mızmızlanabiliyordu bazen. =)
Arsene Wenger'in Arsenal'da yaratmış olduğu yüksek tekniğe dayalı pozitif futbolu kimse inkar edemez. Ayrıca onun Arsenal'ın başındayken kaldırdığı kupaları da bir başka menajerin tekrarlaması oldukça zor gözüküyor. Kaldıki 1996'dan bu yana başında bulunduğu ve onun yönetiminde her sezon ligde ilk 4'e giren Arsenal, 1930'lardan bu yana ilk kez üst üste ilk 4'te bitirme başarısı gösteriyordu.
Ancak gerek Wenger gerekse Arsenal için bazı noktalarda yerlerinde saydıkları ve futbolun dünü olmadığı gerçeğini de akıllarından çıkarmamaları gerekiyor kanısındayım. Manchester City'nin dev bütçesiyle artık bir şampiyonluk adayı olduğu ve kendilerinin en büyük yerel rakiplerinden Tottenham Hotspur'ın da her geçen sezon zirveye daha çok yaklaştığını hesaba katarsak, Arsenal için olumlu bir milad arayışı şarttır.
