1 Eylül Cumartesi
14:45 - West Ham United v Fulham ( LigTV 3 )
17:00 - Tottenham Hotspur v Norwich City ( LigTV 3 )
17:00 - West Bromwich Albion v Everton ( LigTV 2 )
19:30 - Manchester City v Queens Park Rangers ( LigTV 3 )
2 Eylül Pazar
15:30 - Liverpool v Arsenal ( LigTV 3 )
18:00 - Newcastle United v Aston Villa ( LigTV 2 )
18:00 - Southampton v Manchester United ( LigTV 3 )
30 Ağustos 2012 Perşembe
28 Ağustos 2012 Salı
Premier Lig'de 2. Haftanın Ardından Analizler, Enteresan İstatistikler
* Liverpool v Manchester City maçında gencecik ve oldukça inançlı, dirençli bir Liverpool vardı sahada. Ancak sezon öncesi değerlendirme yazımda ısrarla vurguladığım üzere, Liverpool'un savunma hattı bu sezon da oldukça zayıf. Martin Skertel'ın kendi performansının sınırlarını zorlaması ve elinden gelenin en iyisini ortaya koymasına lafım yok. Aslen bir sağ bek olan Glen Johson'ın da sol bekte iyiniyetli bir oyun ortaya koymasına asla lafım yok ancak savunma hattını genel olarak değerlendirdiğimizde cidden yetersiz ve kopuk bir görüntü çiziyorlar. Orta saha ve ofansın bu kadar istekli göründüğü, takımın 2 kez öne geçtiği bir maçta savunmanın akıl almaz hataları yüzünden müthiş önemli bir City galibiyeti kaçtı.
City bu sezon kalesinde gördüğü ilk 4 şutu da ağlarından çıkardı. Başında İtalyan bir teknik adamın olduğu City'nin bu durumu oldukça düşündürücü olsa gerek? Ben Roberto Mancini'yi bu satırlarda eleştirmekten, onun oyuncu tercihlerini - değişikliklerini yerden yere vurmaktan bıktığım için, bu konuda herhangi bir teknik analize girmek istemiyorum.
Liverpool için önümüzdeki hafta oynanacak olan Arsenal maçı olabildiğince kritik bir durumda. Rakip Arsenal, bu hafta çıktığı Stoke City maçını da golsüz kapatarak, Premier Lig'de ilk 2 maç sonunda gol bulamadı. Olivier Giroud'un hücumları yönlendirdiği Arsenal maç boyunca saman alevi misali, ara ara tehlikeler yaratırken, maç genelinde yetersiz bir görüntü çizdi. Son 2 sezondur, ağustos ayında kaybettikleri yıldız isimlerle, Arsenal'ın artık ilk 3'e bile oynaması zor bir duruma geldiğini söyleyebilirim.
Önümüzdeki pazar Anfield Road'da oynanacak maç gerek Liverpool gerekse Arsenal açısından sezonun kaderini çok erkenden belirleyecek bir maç olacak kanısındayım.
Bir de son not eklemek isterim, Liverpool'un efsanevi sol kanat oyuncusu John Barnes'ı yaşı otuzun üzerinde olan futbolseverler hatırlayacaktır. İşte ben bu hafta sonu henüz 1994 doğumlu Raheem Sterling'i izlerken, gözümde birçok kez John Barnes canlandı. Umarım Sterling bizlere uzunca seneler böyle güzel performanslar sergiler.
* Swansea City v West Ham United maçında Swansea City'nin geçtiğimiz sezondan aklımızda kalan o boğucu pas trafiğini ciddi anlamda kesen West Ham, bu olumlu başlangıca rağmen sahadan 3-0'lık mağlubiyetle ayrıldı. Bu sonuçla West Ham, Premier Lig'de oynadığı son 27 deplasmanda maçının tam 26'sında kalesinde gol görmüş oldu.
Swansea'nin yeni transferi, İspanyol hücum oyuncusu Michu ise geçtiğimiz sezon La Liga'daki açılıştan bu yana, bu cumartesi attığı golle 18. golünü atarken, bunların 17'sini ceza sahası içerisinden attı. Bu alanda golü koklayan, tehlikeli bir orta saha oyuncusu olduğunu gösteriyor.
Swansea bu sezon attığı ilk 9 şutun 7'sinde gole ulaşma başarısı gösterdi.
* Manchester United v Fulham maçında United'ın defans bloğundaki, tam olarak belirtmek gerekirse stoper mevkiisindeki sakat oyuncularının takımı olumsuz etkilediğini gördük. Savunmaya dair tek güzel gelişme ise Rafael da Silva'nın mükemmele yakın oyun sergilemesiydi. Tabii rakibin asıl sol beki John Arne Riise'nin sakat olmasından ötürü genç sol bek Matthe Briggs, United sağ açığı Antonio Valencia ile boğuşurken, oradaki alanı işlemek çok da zor olmadı Rafael adına. Aynı Rafael bu maçta kısa boyuna rağmen 1 kafa golü atarken, 2 tane de net gol pozisyonundan faydalanamadı.
United'ta orta sahada istenilen pas organizasyonları henüz oluşmuş değil ancak flaş transfer Robin van Persie'nin de gol attığı maçtan 3 golle, 3 puanı çıkarmasını bildiler. Ji-Sung Park'ın gidişi sonrası yine o coğrafyadan, uzak doğudan transfer edilen Shinji Kagawa takıma tamamen adapte oldu ve güzel bir performans sergiledi.
Ayrıca United kendi sahasında oynadığı son 50 lig maçında da gol atma başarısı göstererek, bu alanda Premier Lig rekorunu kırdı.
Bu arada maçın sonlarına doğru Fulham'ın bir duran top organizasyonu sırasında Wayne Rooney'nin ayağında ciddi bir açılma meydana geldi. Yaklaşık 1 ay sahalardan uzak kalacak olan golcü ismin sahada olduğu maçlarda 2.1 gol ortalaması yakalayan United, Rooney'siz maçlarda ise 1.67 gol ortalamasına düşüyor.
* Everton v Aston Villa maçını 90 dakika izleyemedim, geniş özetini izleme imkanım oldu. Her hattı tel tel dökülen Aston Villa, hangi sezon lige veda edecek çok merak ediyorum. Geçtiğimiz sezon Blacburn Rovers ve Bolton Wanderers isimleri üzerinde ısrarla duruyordum, bu sezonsa muhtemelen Aston Villa ismi üzerinde çok duracağım ve onları küme düşüreceğim gibi gözüküyor. =)
Everton'ın golcüsü Nikica Jelavic son 8 Premier Lig maçında 8. golünü attı.
* Chelsea v Newcastle United maçında Chelsea zorlanmadan kazandı. Newcastle'da hiçbir oyuncu gününde değildi. Fernando Torres ile ilgili sıkça yazıp çizdiğim üzere, ' El Nino ' artık kendine geldi diyebiliriz. İspanyol golcünün maçta 1 golü var ve kazanılan penaltının da yaratıcısı oldu. Penaltıyı gole çeviren yeni ve verimli transfer Eden Hazard ise kariyerindeki 10. penaltıyı da gole çevirmesini bildi. Bu sezon ise 3 maçta tam 4 gol pası verme başarısını yakaladı.
Bu arada Newcastle'ın orta sahanın ortasında, savunma direnci anlamında sakat olan Cheick Tiote'yi mumla aradığını belirtmek isterim.
25 Ağustos 2012 Cumartesi
25 Ağustos Maç Programı ve Yayın Akışı
14:45 - Swansea City v West Ham United ( LigTV 3 )
17:00 - Manchester United v Fulham ( LigTV 3 )
17:00 - Tottenham Hotspur v West Bromwich Albion ( LigTV 2 )
19:30 - Chelsea v Newcastle United ( LigTV 2 )
18 Ağustos 2012 Cumartesi
2012-2013 Sezonu Öncesi Genel Bakış - CHELSEA
Geçtiğimiz sezonun tartışmasız en renkli takımı Chelsea idi. Bu sezon Tottenham Hotspur'un başına getirilen Andre Villas-Boas'ın görevden alınması sonrası, teknik heyette görev alan İsviçre kökenli, İtalyan teknik adam Roberto di Matteo geçici olarak menajerlik görevine getirildi. Futbolculuk döneminden de yakınen tanıdığım teknik adamın, Chelsea'yi bu kadar ateşleyebileceğini ve bu denli kötü giden sezonu çifte kupayla kapatacağını kimse tahmin edemezdi. Chelsea geçtiğimiz sezonu Premier Lig'de 6. olarak bitirmiş olabilir ancak di Matteo'nun gelişiyle beraber oyun sistemindeki değişikliklere oyuncuların özgüvenlerinin geri gelmesi eklenince, Şampiyonlar Ligi ve Federasyon Kupası kazanıldı.
Kadroya dair analizime 46 lig maçında yalnızca 7 gol atabilen Fernando Torres ile başlamak istiyorum. Geçtiğimiz sezon tabiri caiz ise ayakta duracak mecali olmayan ' El Nino ' lakaplı İspanyol golcünün performansı takımının kaderini belirleyici faktörlerün başında geliyor. Sezon sonunda biraz kıpırdanmaya başlayan Torres'i 2012 Avrupa Şampiyonası'nda da beğendiğimi belirtmeliyim. Fiziksel olarak sezon genelinin aksine daha diriydi ve mental olarak da çok daha istekliydi.
Gölgesinde kaldığı Didier Drogba ve diğer forvet oyuncusu Salomon Kalou bu sezon takımdan ayrıldı. Romeu Lukaku ise kiralık verildiğinden, Torres'in kendini göstermemesi için hiçbir engel yok. Ancak şu da var ki, Torres'in olası bir sakatlığı yahut form tutamaması halinde o bölgede nokta santrafor olacak bir alternatif yok. Daniel Sturridge daha çok kanatlara kaçmayı seven bir forvet hatta hücuma yönelik orta saha oyuncusu diyebilirim. Torres'de yaşanacak muhtemel bir sıkıntıda kiralık olarak yollanan Lukaku geri çağrılacaktır diye düşünüyorum.
Takımın beyni olan Frank Lampard yönetimindeki orta sahada Juan Mata'nın yaratıcı pasları, Oscar'ın Torres'i besleyecek ileri koşuları, Eden Hazard'ın çalım gücü ve kanatlardan açacağı topları düşünürsek, Chelsea orta sahası bu sezon etkili olacaktır. Futbol piyasasında tanınmaya başlandığı ilk yıllarda Lionel Messi ile kıyaslanan Marko Marin'in de orta sahada hücum anlamındaki alternatiflerden biri olduğunu eklemek isterim.
Orta sahada, ön libero konumunda oynayan Michael Essien'in bu sezon sakatlık problemlerini aşıp, takıma maksimum katkı yapması gerekiyor. O bölgede denenen Obi Mikel yetersiz kalıyor, Raul Meireles ise hücuma daha yatkın bir isim, Essien kadar kesici özellikleri bulunmuyor.
Kale Petr Cech ile emin ellerde, stoperde kaptan John Terry'nin muhtemel partneri Gary Cahill olacaktır, sağ bekte Branislav Ivanovic oldukça başarılı bir isim, sol bekte ise herzamanki gibi Ashley Cole oynayacaktır. Bu bölgedeki kırılma noktası ise Terry'nin kendini futbola ne kadar verebileceğidir. Terry'nin ne denli mükemmel bir defans oyuncusu olduğunu söylememe gerek yok ancak sahadaki yeteneklerini saha dışında karıştığı olaylarla gölgeleyip, birçok maç kafasının karışıklığından kaynaklanan fahiş hatalar yapıyor.
Maviler'in bu sezon öncelikli amacının Premier Lig Şampiyonluğu olduğunu belirtmek isterim ve bu kulvarda geçtiğimiz sezon 25 puan gerisinde kaldığı Manchester şehrinin 2 takımını da son ana dek kovalayacağını düşünüyorum.
GELENLER : Eden Hazard ( Lille, 32 milyon İngiliz Sterlini ), Oscar ( Internacional, 25 milyon İngiliz Sterlini ), Marko Marin ( Werder Bremen, 7 milyon İngiliz Sterlini ), Thorgan Hazard ( Lens, bedelsiz )
GİDENLER : Didier Drogba ( Shanghai Shenhua, bedelsiz ), Salomon Kalou ( Lille, bedelsiz ), Jose Bosingwa ( bedelsiz ), Romelu Lukaku ( West Bromwich Albion, kiralık )
17 Ağustos 2012 Cuma
2012-2013 Sezonu Öncesi Genel Bakış - LIVERPOOL
En son şampiyonluğunu henüz Premier Lig organizasyonu oluşturulmadan, 1989-1990 sezonunda yaşayan Kırmızılar, geçtiğimiz sezonu ligde 8. sırada tamamladı. Federasyon Kupası'nda finalde Chelsea'ye kaybettiler ancak Lig Kupası'da ise bir alt ligden Cardiff City karşısında penaltı atışları sonrası kupaya uzandılar ve UEFA Avrupa Ligi 2012-2013 sezonunda 3. eleme turuna katılmayı hakettiler.
Sezon sonu itibariyle, Liverpool'un efsanevi oyuncusu ve menajeri Kenny Daglish ile yollar ayrıldı. Anfield Road gibi müthiş bir atmosferin olduğu stadta bile alınan başarısız sonuçlar, ezeli rakip Everton'ın altında bitirilen lig pozisyonu gibi faktörler bu ayrılığın başlıca sebeplerindendi. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim ancak geçen sezon şans da Liverpool'u yalnız bırakmıştı. Kaçan 7 penaltı ve tam 33 kez direklere nişanlanan top bunun en büyük göstergesi olsa gerek.
Bu başarısız tabloya rağmen ' King Kenny ' lakaplı Kenny Daglish'i ondan öncekilere göre, mesela Rafa Benitez'e, Roy Hodgson'a yahut daha eskilerden Gerard Houllier'e göre çok daha başarılı bulduğumu söylemeliyim.
Takımın başına Wigan Athletic menajeri olan ve benim fazlasıyla beğendiğim bir teknik adam olan Roberto Martinez getirilecek diye beklerken, Swansea City menajeri Brendan Rodgers getirildi. Rodgers'ın hem Pep Guardialo hem de Jose Mourinho ile çalıştığı, bir nevi onların yanında yetiştiğini de sizlere iletmek isterim.
Aslında Martinez olsun, Rodgers olsun aynı futbol mentalitesine sahiptiler. Benim ' Barcelona B ' olarak adlandırdığım Swensea City'nin oynadığı total futbolun temellerini Swansea City başındayken Roberto Martinez atmıştı. Bu da demek oluyorki, Liverpool yöneticilerinin kafasında dar alanda kısa paslaşmalar yapabilecek, kaleciden başlayarak her bir oyuncunun aktif olarak bu pas trafiğinin içerisinde olacağı bir takım yaratmak var.
Rodgers geldiği gibi kendi oyun planının temel taşlarından orta saha oyuncusu Joe Allen'i Liverpool'a transfer ederken, bir duran top ustası olan, orta sahanın hücuma yönelik etkili ismi Gylfi Sigurdsson'u ise çok istemesine rağmen transfer edemeyerek, Tottenham Hotspurs'a kaptırdı. Bu Kırmızılar adına önemli bir kayıp oldu çünkü henüz eleştirmek için çok erken de olsa, UEFA Avrupa Ligi eleme turunda Gomel karşısında oynanan her 2 oyunda da şunu gördük ki, Rodgers takımına henüz o total futbolu entegre edememiş. Bu sıkıntının temelinde de eldeki bazı oyuncuların bu futbol anlayışına uymuyor olması yatıyor.
Liverpool kalesi ve defans bloğunun cılızlığı herkes tarafından bilindiğinden bu konuyu pas geçmek istiyorum. Bu bölge onların en zayıf halkası olacaktır. Ancak orta saha ve forvet hattında geçtiğimiz sezonun aksine bu sezon iyi işler çıkarabileceklerine inanıyorum. Geçtiğimiz sezon Lig Kupası'nda, Chelsea maçında dizinden sakatlanan ve anlamsız bir şekilde oyunda tutulunca sakatlığı çok ciddi bir seviyeye ulaşarak sezonu kapatan Lucas Leiva'nın formu bu sezonun belirleyici faktörlerinden olacaktır. Leiva, Arsenal'da ki Alex Song örneği gibi her geçen sezon kendine yeni birşeyler katan ve oyununu geliştiren bir ön liberodur. Yeni transfer genç Joe Allen ve efsanevi kaptan Steven Gerrard da bu orta sahanın dinamiklerinden olacaktır. Kanatlarda ise Stewart Downing'in performansı yine yetersiz kalacaktır diye düşünüyorum. Ben bu yazıyı yazarken transferi açıklanan Oussama Assaidi'yi izleme fırsatım olmadığı için bir yorumda bulunamayacağım ancak ciddi anlamda yetersiz olan Liverpool kanat hücumlarına bir çare bulunması gerekiyor. Jordan Henderson, Charlie Adam gibi 11'de olmasını pek beklemediğim isimler yedek kulübesinden gelmek şartıyla yeterli desteği sağlayacaklardır kanısındayım.
Forvet hattında ise Luis Suarez'in yalnız kaldığı bir gerçek ancak yine de ondan daha fazla gol bekliyordum. Aynı şartlar altında olan bir Michael Owen yahut Robbie Fowler'ın tabiri caiz ise leblebi gibi goller attığı sezonları göz önünde bulundurursak, Suarez'in geçtiğimiz sezon 11 golde kalması onun hanesine eksi puan olarak yazılmıştır. Bu sezon partneri muhtemelen yeni transferlerden Fabio Borini olacaktır ve genç golcünün, Andy Carroll'ın geçen sezonki içler acısı performansını tekrarlamayacağını tahmin ediyorum.
Liverpool'un bu sezonki hedeflerinin şampiyonluk olmadığını net bir şekilde bilmenizi isterim. Kulüp; yöneticiler olsun, teknik heyet yahut futbolcular olsun, ilk 4'e girmeyi öncelikli hedef olarak belirlemiş durumda. Spor sektöründe oldukça güçlü bir bileşen olan Amerikalı Fenway Sportif Organizasyonu tarafından 2010 yılında satın alınan Liverpool, geçtiğimiz sezon transfere 120 milyon İngiliz Sterlini harcamıştı. Ancak özellikle Andy Carroll ve az biraz da Jordan Henderson transferleri adanın en büyük hayal kırıklığı yaratan transferleri olmuştu.
Şahsi kanaatim, Liverpool'un bu sezonki kaderinin ligin 6. haftası itibariyle yazılacağıdır. Yarınki West Bromwich Albion maçından 3 puanla ayrılmaları durumunda, kalan 5 maçın 3'ünü kendi sahasında Manchester City, Arsenal ve Manchester United ile oynayacaklar. Bu zorlu 3 maçtan alınacak olası zaferler, Liverpool için oldukça umut verici bir başlangıç olacaktır.
Bir önceki Arsenal yazıma göre Liverpool şehrinin liman işçilerine ait, muhteşem KOP tribününe sahip Kırmızılar'ını daha derinlemesine yazdım. Bunun da gerekçesi gerek çevremde gerekse ülkemizdeki Liverpool sempatizanlarının fazlalığıdır. =)
GELENLER : Joe Allen ( Swansea City, 15 milyon İngiliz Sterlini ), Fabio Borini ( Roma, 11 milyon İngiliz Sterlini ), Oussama Assaidi ( SC Heerenveen, transfer ücreti açıklanmadı. )
GİDENLER : Dirk Kuyt (Fenerbahçe, 1 milyon İngiliz Sterlini ), Craig Bellamy ( Cardiff, transfer ücreti açıklanmadı. ), Alberto Aquilani ( Fiorentina, transfer ücreti açıklanmadı. ), Maxi Rodriguez (Newell's Old Boys, transfer ücreti açıklanmadı. ) Fabio Aurelio (Gremio, bedelsiz )
2012-2013 Sezonu Öncesi Genel Bakış - ARSENAL
Geçtiğimiz sezonu 3. sırada tamamlayan Londra ekibi ben bu satırları yazarken, takımın tartışmasız en büyük kozu ve kaptanı olan, geçtiğimiz sezonun Premier Lig Gol Kralı Robin van Persie'yi, ezeli rakibi Manchester United'a sattı. Arsene Wenger'in ekibi geçtiğimiz sezonda yine tam bu aralar Cesc Fabregas, Samir Nasri ve Gael Clichy gibi müthiş önemli isimlerini kaybetmişti.
Arsenal geçen sezon Federasyon Kupası'na 5. turda, Lig Kupası'na çeyrek finalde veda ederken, Şampiyonlar Ligi'nde ise çeyrek finale çıkamadan elendi.
Yaz döneminde orta sahanın genç ve müthiş yetenekli ismi Jack Wilshere sakatlık problemini atlamadığı ve bir dizi operasyon geçirdiği için yeni sezona da yetişemeyeceğini açıkladı.
Kulübe tam 48 senesini veren yardımcı menajer Pat Rice inzivaya çekilirken, oyunculuk döneminde birçok kez izleme fırsatı bulduğum eski stoper Steve Bould boşalan pozisyona getirildi. Yeni transferler arasında en çok 27 yaşındaki hücum silahı olan Santiago Cazorla dikkatimi çekiyor. Aslında kanat oyuncusu olan Cazorla, Wenger'in oyun planı içerisinde muhtemelen serbest oynayacaktır ve Tomas Rosicky'nin geçtiğimiz sezonki rolünü üstlenerekten, 3. bölgede gezinecek, kanat ağırlıklı hücumlara yön veren isim olacaktır. Onun arkasında oynayacak 2 isim olan Mikel Arteta ve Alex Song da geçtiğimiz sezon hem hücum kesme hem de oyun kurma konusunda oldukça başarılı performanslar sergiledi. Bu yüzden yaratıcılığını göstermesini ve kanatlardaki Alex Oxlade-Chamberlain, Theo Walcott ve Gervinho gibi birbirinden süratli isimlere öldürücü paslar atmasını beklediğim Carzorla'nın performansı, takımın Premier Lig'i 3. mü yoksa 4. mü bitireceğini belirleyecek en büyük kriter olacaktır kanısındayım.
Ayrıca olası bir Nuri Şahin transferinde, menajer Arsene Wenger'in elinin daha da güçleneceğinden şüphe yok.
Sonuç olarak şahsi kanım, Arsenal'ın birçok maç yine oyunu domine eden ve güzel organizasyonlara imza atan bir oyun yapısına sadık kalacağı ancak kadro derinliğinin olmamasından ve özellikle stres yüklü dev maçlarda, kırılma anlarında sorumluluk alabilecek oyuncu eksikliğinden ötürü ligi 3. yahut 4. olarak biteceğidir.
GELENLER : Santi Cazorla ( Malaga, 16.5 milyon İngiliz Sterlini ), Olivier Giroud ( Montpellier, 13 milyon İngiliz Sterlini ), Lukas Podoloski ( Cologne, 11 milyon İngiliz Sterlini )
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




