24 Temmuz 2013 Çarşamba

Premier Lig'in Müslüman Oyuncularına Dair


           Premier Lig'in kurulduğu 1992 senesinde yalnızca bir Müslüman futbolcu yer alırken, bugün bu rakam 40'a ulaşmış durumda. 1992 senesinde Tottenham Hotspur forması giyen İspanyol orta saha oyuncusu Nayim, hem Premier Lig'in ilk Müslüman oyuncusuydu hem de futbol dünyasının aradan geçen 18 seneye rağmen hala anımsadığı bir efsane golün sahibiydi.
Tottenham Hotspur'dan sonra Real Zaragoza forması giyen Nayim, 1995 senesinde Kupa Galipleri Kupası Finali'nde Arsenal'a karşı, uzatmaların son dakikasında orta sahadan aşırtma bir şut çekiyordu ve İngilizler'in efsanevi kalecisi David Seaman'ı avlayarak takımına kupayı getiren isim oluyordu.

           Başta Nijerya, Senegal, Fildişi Sahili ve hatta Gana olmak üzere Batı Afrika'da ki İslami ülkelerinden çıkan Müslüman oyuncular için ada futbolu yakın zamana dek uzak kaldıkları bir futbol pazarıydı. Ağırlıklı olarak yukarıda bahsettiğim coğrafyadan gelen oyuncular ilk etapta Fransa'yı tercih etmektedirler. Kaldı ki buna en çarpıcı örnek olarak, bir Kuzey Afrika ülkesi olan Cezayir'den çıkma Zinedine Zidane'ı gösterebilirim. Fransa'da doğan ve sonradan İslamiyet'i benimseyen Nicolas Anelka'nın da bu sezon West Bromwich Albion forması altında Premier Lig'de yeniden boy göstereceği bilgisini de sizlerle paylaşmak isterim.
Aslında ada futbolunda sadece Afrika ülkelerinden gelen Müslüman oyuncular değil, çoğu zaman Latin Amerika kökenli oyuncular da sık sık tartışma konusu olmuş, Hernan Crespo, Juan Veron, Robinho ve hatta Carlos Tevez gibi yıldız isimlerin hem özel yaşamları hem de formlarıyla ilgili ağır eleştiriler yapılmıştır.
Durum böyle olunca da domuz eti yemeyen, takımdan ayrı ve yalnız başlarına duş alan, gözlerden uzak ibadetini gerçekleştiren, kadro dışı kalmak pahasına orucunu tutma konusunda direnen yahut kazanılan kupanın kutlaması esnasında patlatılan şampanyadan kaçan Müslüman oyuncular da gündemi meşgul eden polemik konularından olmuştur. Özellikle 18 saate yakın süreyle birşey yemeyen, içmeyen Müslüman oyuncular üzerinde maç performanslarından yola çıkarak bazen baskı oluşturuluyor.
Arsenal'ın orta saha oyuncusu Abu Diaby bu baskıyla ilgili olaraktan, kulübünün kendisine oruç tutmamasını önerdiğini ancak oruç tuttuğu zamanların kendisi için çok özel anlar olduğunu dile getiriyor.
Chelsea'nin golcülerinden Demba Ba ise oruç tutarken performansında yaşayacağı herhangi bir düşüşte kendisinin yedeğe çekileceğini ve bunu göze alarak oruç tutmaya devam edeceğini vurguluyor.

          İnsanların görüş ve inanç kültürleri ne olursa olsun, sonsuz saygıyı hak ettikleri kanısında olan birisiyim ancak ada futbolundaki bazı oyuncuların İslami görüş konusunda hoşgörü beklerken, karşılarında ki insanlara ve futbol kurumuna karşı da hoşgörülü olmaları gerektiği kanısındayım.  Demba Ba'nın Newcastle United forması altında, 2011-2012 sezonundaki kötü başlangıcını ve hatta şaşırtıcı bir şekilde tribünlerden yuhalanmasını o dönem ki menajeri Alan Pardew'in oruca bağlaması ne kadar yanlışsa, Demba Ba'nın eski takımında ki forvet partneri Papiss Cisse'nin de formalarındaki kumar şirketi reklamına tepki göstermesinin o denli yanlış olduğunu düşünüyorum.
Sonuçta burası dünyanın en iyi pazarlanan ve en çok izleyiciye sahip olduğu ligi ve bu denli büyük bir ticari pazarın temel taşlarıyla oynanmaya çalışılması da farklı bir hoşgörüsüzlüktür kanısındayım. Cisse orucunu tutmaya ve formasını emek sarfederekten ıslatmaya, gollerini atmaya devam etsin, kimse ona ve inancına karışmasın. Ancak Cisse de formasının üzerindeki reklamdan rahatsız olduğunu dile getirmesin, kendisine 9 milyon İngiliz Sterlini bonservis bedeli ve yüz binlerce Sterlin'lik maaş bağlayan kulübünün bu paraları ödemesine olanak sağlayan sponsorlarına laf etmesin.

          Ramazan ayı Premier Lig'in başlamasına 10 gün kala sona erecek ancak bu tartışmaların karşılıklı anlayış ve hoşgörü olmadığı sürece devam edeceği ortadadır. Yazın bu sıcak günlerinde ısınma turu tadındaki yazılara devam ediyor ve herkese Premier selamlarımı iletiyorum.