30 Kasım 2012 Cuma

WEST HAM UNITED v CHELSEA Maç Analizi ve İstatistikler


          Rafael Benitez'in Chelsea menajerliğine getirilmesinden bu yana 10 gün geçti. Londra ekibi bu 10 günlük süre zarfında kendi sahasında önce Manchester City daha sonra Fulham'ı konuk etti. Her 2 maçtan da 0-0'lık beraberlikle ayrıldılar. Bu kadar kısa süre zarfında Rafael Benitez'den birşeyler yapmasını beklemek mucize olur diyenlere, tam anlamıyla adaletsizce kulüpten uzaklaştırılan bir önceki menajer Roberto Di Matteo'dan bahsetmek isterim. Di Matteo menajerliğe getirildikten 2 gün sonra, önce Federasyon Kupası'nda takımına tur atlattı, daha sonra ligde Stoke City karşısında galibiyet aldı ve hemen ardından Şampiyonlar Ligi'nde, Napoli karşısında 3-1'in rövanşında 4-1'lik zaferle takımını bir sonraki tura taşıdı.
         
          Rafael Benitez'in gelişiyle ilgili yazdığım yazıda, kendisinin birçok çevre tarafından bir futbol dehası olarak adlandırılmasını abartılı bulduğumu belirtmiştim. İyi giden ve kazanan takımı dahi bozup, 99 maç üst üste farklı 11 ile sahaya çıkmasını, altyapıya önem vermiyor olmasını, Liverpool'u zirveye taşıyabilmesi imkansız olan, vizyonsuz isimleri transfer etmesini ve daha birçok konuda kendisini eleştirmiştim.
Bu cumartesi Londra derbisi hüviyetinde olan deplasman maçında, Sam Allardyce'ın West Ham United ekibiyle karşılacaklar. Sam Allardayce ile Rafael Benitez'in adadaki teknik adamlık kariyerlerinde birbirleriyle çok iyi anlaştıklarını söylemek zor hatta birbirlerinden hiç haz almadıklarına eminim diyebilirim.
Benitez ve ekibinin bu maçta ilk hedefi gol bulmak olacaktır. Bu konuda da şu an için Fernando Torres'e bel bağlamış durumdalar. 50 milyon İngiliz Sterlini karşılığı Chelsea'ye transfer edilen ve büyük hayal kırıklığı yaşatan Fernando Torres yani El Nino'nun geçtiğimiz sezon iki şikayeti vardı. Bunlardan öncelikli olan, Didier Drogba'nın gölgesinde kalmaktı. Sezon başı Didier Drogba ve bir diğer forvet olan Salomon Kalou ikilisi takımdan gönderildi. Diğer şikayeti ise yeterince top alamamaktı ancak bu sezon Juan Mata, Eden Hazard ve hatta Oscar gibi üç isim tarafından belki de Premier Lig'in en fazla beslenen santraforu konumuna geldi. Kısacası her iki şikayeti de fazlasıyla giderilmiş ve El Nino için eşsiz bir ortam sağlanmıştı.
Gerçi sezon öncesi değerlendirme yazımda, Chelsea gibi bir kulübün santraforda tek bir isme bel bağlamasının ne denli yanlış olduğunu ısrarla vurgulamaya çalışmıştım. Diğer forvetlerden Daniel Sturridge sağ kanada, Victor Moses ise sol kanada kaçmayı seven, hücuma yönelik birer ofansif kanat oyuncusu hüviyetindeler. Takımdaki bir diğer forvet Romelu Lukaku ise West Bromwich Albion'a kiralanmış durumda.
El Nino için mevcut ortam, patlama yapmak için bu denli elverişli olmasına rağmen o birçok maç yine özgüvenini yitirmiş halde, ne o eski driplinglerini atabildi ne de oldukça müsait pozisyonları gole çevirmesini bildi.
Aslında ben dikkatleri biraz da farklı bir noktaya çekmek istiyorum. Kendim de dizinden ağır bir sakatlık ardından operasyonlar geçirmiş biri olduğumdan, diz ve adele konusunda insan bedeninin ne kadar kırılgan olduğunu çok iyi bilirim. Dizinden sakatlık geçiren bir sporcunun, üstelik bir futbolcunun bugüne dek yüzlerce örnekte olduğu gibi eski formuna kavuşmasının ne denli zor olduğunu anımsamakta fayda görüyorum. Ben El Nino'nun biraz da bu sıkıntıdan ötürü eski günlerine kavuşamadığı kanısındayım.

          Tekrardan Chelsea cephesine dönecek olursak öncelikle takımın 2 kaptanı olan John Terry ve Frank Lampard'ın sakatlıkları dikkatimi çekiyor. Aldığı tüm topları tabiri caiz ise dam dum kullanan, ceza sahası içerisinde her an herşeyi yapabilme riskine sahip ve ayrıca onca duran top ustasına rağmen birçok serbest atışta topun başına geçmeyi ve o topları tribünlerin ikinci katına göndermeyi çokça seven David Luiz bu maçta sarı kart cezalısı olduğundan oynayamayacak. Hem Terry hem Luiz olmayınca Gary Cahill yeniden forma şansı bulacak ve Branislav Ivanovic ile stoper mevkiisinin diğer ismi olacaktır. Daniel Strurridge sakat olduğundan Rafael Benitez'in Liverpool'dan da öğrencisi olan Fernando Torres muhtemelen yine 11'de başlayacaktır. Son Fulham maçında Juan Mata kesik yemişti ancak Ryan Bertnard çok kötü bir oyun sergiledi ve bu maç Mata yeniden forma şansı bulacaktır kanısındayım.

          Sezona Jussi Jaaskelainen gibi tecrübeli bir file bekçisini transfer ederek başlayan West Ham United'ta bu sezon 7-8 maçında 90 dakika izleme fırsatım oldu. Onlar adına en çok dikkatimi çeken konu defans kurgularının karmaşık olması diyebiliriz. Beklerden yeterli ofansif desteği alamadıkları gibi gerek Joey O'Brien gerekse George McCartney kademe anlayışında oldukça cılız isimler bence. Kaldıki stoper mevkiisindeki isim olan James Collins'i Aston Villa'da forma giyerkende yetersiz buluyordum. Collins hemen hemen her maç fahiş bir kademe hatası yapıyor. Premier Lig'de ki birçok stoper tercihinde tecrübeli isimler tercih edilir ancak en basitinden mevcut Collins örneğinde bile benim şahsi kanaatim, o bölgede bir West Ham Futbol Akademisi ürünü olan James Tomkins gibi genç ve gelecek vaaden bir ismin üzerinde durulmasıdır. Uzun vadede çok daha karlı bir yatırım yapılmış olur kanaatindeyim. O bölgede Winston Reid'in de vasatın üzerinde olduğunu ve özellikle rakibin şişirdiği topları iyi topladığını söyleyebilirim. Sağ bek mevkiisinde ise Guy Demel isminin üzerinde ısrarcı olunması taraftarıyım. Defans kurgusuna dair son olarak şunu söylemeliyim ki, hava toplarında ne kadar etkililerse, rakipten gelen ara pasları karşılarken bir o kadar bocalıyorlar ve Juan Mata, Eden Hazard gibi zeka dolu, ince paslar atabilen 2 isim karşısında yarın çok zorlanacaklarına eminim.

          Orta sahaya gelecek olursak, mücadeleci ve her geçen sezon üzerine birşeyler katan oyun yapısıyla dikkatimi çeken Mark Noble'ın sarı kart cezası bitti. Orta sahayı daha detaylıca yorumlamak gerekirse, ön liberoda Mohamed Diame, önünde Mark Noble, müthiş ortaların adamı Matt Jarvis ve hücumlara yön veren, forvet arkası tecrübeli isim Kevin Nolan var ve bu isimlerin takıma katkılarını beğeniyorum.
West Ham United'ın Big Sam lakaplı çokça sevdiğim menajeri Sam Allardyce, forvet hattında pivot santfor oynatmayı seviyor. O bölgede şu aralar Carlton Cole yerine ada futbolunda ismi üzerinde sıkça tartışmalar yaşanan Andy Carroll denenmekte. Carroll'ın birşeyler yapma isteğine lafım yok ancak yetenekleri konusunda ciddi şüphelerim olduğunu belirtmek isterim. Kendisinin bu maç öncesi ufak bir sakatlığı var ancak maç saatine dek iyileşmesi bekleniyor.

          Takımdaki diğer eksik isimlere göz gezdirecek olursak, yukarıda eleştirdiğim sol bek George McCartney'in ufak bir sakatlığı bulunurken, ön libero Alou Diarra yine sakat ancak Mohammed Diame o bölgede sırıtmıyor. Orta sahanın ofansif alternatiflerinden Yossi Benayoun ise Chelsea'den kiralandığı için anlaşma gereği oynamayacak. Bir diğer ofansif silah olan, Big Sam'in Bolton Wanderers döneminden de öğrencisi olan Ricardo Vaz Te sakat olduğu için kadroda yer almayacak son önemli eksik olarak göze çarpıyor.



           Yarın karşılıklı oynama ihtimalleri yüksek olan 2 takımın santraforu yani Fernando Torres ve Andy Carroll'ın birbirleriyle ilgili enteresan bir bağı var. Chelsea, Torres için Liverpool'a önce 40 milyon İngiliz Sterlini daha sonra ise 50 milyon İngiliz Sterlini teklif ediyor ve transferin bitimine saatler kala Fernando Torres'i renklerine bağlıyordu. O gün, transferin bitimine yine saatler kala, Liverpool ise 30 milyon İngiliz Sterlini ile gittiği Newcastle United kulübünün kapısından, 35 milyon İngiliz Sterlini karşılığında Andy Carroll'ı transfer ederek dönüyordu. Transfer hikayeleri birbirine bu kadar benzeyen ve bir nevi birbirlerine bağlı olan bu 2 oyuncunun da bu transferler sonrası geçen 2.5 sezondur ortaya koydukları başarısız performans da yine birbirlerine benzemektedir.


Bire Bir İstatistikler :

* Chelsea 2003'ün mayıs ayından bu yana oynana son 12 lig maçında rakibine karşı 10 galibiyet alırken, 2 kez de berabere kaldı ve hiç mağlubiyet yaşamadı. Ayrıca bir de kupa mücadelesi oynandı ve o maçta da galip gelen taraf Londra'nın mavileriydi.
* Chelsea rakibine karşı son 3 maçta da en az 3'er gol atmış.
* West Ham United kendi sahasındaki son 2 lig maçını kazanamazken, Chelsea ise 2'si lig, 2'si Şampiyonlar Ligi olmak üzere, son 4 deplasman maçından galibiyet çıkaramadı.



WEST HAM UNITED :


* West Ham United son 6 maçında yalnızca 1 galibiyet aldı.

* West Ham United, Premier Lig'in ilk 10 sırasındaki takımlarla oynadığı 6 maçtan yalnızca 2 puan çıkarabildi.
* West Ham United bu sezon ligde kafa golü yemeyen tek takım konumunda.

 * Andy Carroll eğer ilk 11'de başlarsa, bu onun Premier Lig'de ilk 11'de sahaya çıktığı 100. maçı olacak.
* Mark Noble bu maçta oynarsa, West Ham United forması altındaki 200. maçına çıkmış olacak.



CHELSEA :

* 2003 senesinde Chelsea'yi satın alan Rus Roman Abramoviç'in bugüne dek olan en kötü sezon başlangıcına imza attı. Chelsea bu sezon 14 maçta 26 puan toplayabildi.
* Aynı Chelsea tam 6 maçtır ligde galibiyet alamıyor.
* Chelsea sezona fırtına gibi girmiş ve ilk 8 maçında 19 gol atmıştı ancak ardından gelen 6 maçta yalnızca 5 gol atabildiler.
* Fernando Torres'in West Ham United'a karşı 6 maçta 6 golü var ancak aynı Torres son 11 resmi maçta yalnızca 1 gol atabildi. Premier Lig'de ise son golünü Norwich City'ye karşı attı ve bu golden sonra tam 10 saat 49 dakikadır ağları havalandıramıyor.
* Yarınki Londra derbisinin hakemi Martin Atkinson ile Chelsea'nin yüzü gülüyor desem doğru olur sanırım. Atkinson'sın düdük çaldığı maçlarda Chelsea 18 galibiyet alırken, 4 maçtan beraberlikle ayrıldı ve yalnızca 2006 ağustosundaki sezon öncesi kupası olan, Community Shield Kupası'nda Liverpool'a karşı 2-1 yenildiler.




Yarın öğlen oynanacak bu Londra derbisi öncesi sizlere son olaraktan bu sezon oynanan Londra derbilerini içeren bir tablo sunmak istiyorum.


 


26 Kasım 2012 Pazartesi

Premier Lig 27-28 Kasım YAYIN AKIŞI

27  Kasım Salı
21:45 -
Sunderland v Queens Park Rangers (LİG TV 3)
22:00 - Aston Villa v Reading (LİG TV 2)

28 Kasım Çarşamba
21:45 -
Everton v Arsenal (LİG TV)
21:45 -
Tottenham Hotspur v Liverpool (PL TV)
22:00 - Wigan Athletic v Manchester City (LİG TV 2)
22:00 -
Manchester United v West Ham United (LİG TV 3)

23 Kasım 2012 Cuma

' Roman ' Gibi Adamdır ' Abramoviç '


          Henüz 1.5 yaşındayken babasını, 4 yaşını doldurmadan annesini kaybederek tabiri caiz ise hayata tek başına başlamış bir adam olan Roman Arkadieviç Abramoviç'in romanını sizlere ibretlik ve feyz alınacak bir roman olarak aktarmayı çok isterdim. " Çok isterdim. " diyorum çünkü biraz kurnazlık, biraz şans, biraz da sömürü ve kaba tabirle hazır meydanı boş bulmuşken çalıp çırpma girişimi, onu çok da çaba sarfetmeye gerek kalmadan dünyanın en zengin 50 işadamı arasına soktu.

          Rusya Devlet Başkanı Vladamir Putin'in tanımlamasıyla, geçtiğimiz yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi olan Sovyetler Birliği'nin dağılması sonucu o topraklar tam anlamıyla bir kaos ortamına dönüşmüş ve en önemlisi bu kaos ortamından faydalanan birkaç fırsatçı ortaya çıkmıştı. 7'si Yahudi asıllı 8 girişimci (!) , ABD destekli bu fırsatı iyi değerlendirmiş ve kapitalizm kandırmacasının nimetlerinden fazlasıyla yararlanmıştı.


           1966 doğumlu bu başarılı girişimci (!) , yukarıda fotoğrafını gördüğünüz askerlik döneminde ve yine o fotoğrafın arka planını oluşturan ormanlık alanda hem geleceğinin temellerini atıyor hem de büyük vurgunlar öncesi ilk ısınma turlarını atıyordu.
O dönem bir Rus geleneği olarak, askerler tezkere almadan önce vatanları için kalıcı bir iyilik yapıyorlardı. 2 sene kadar süren askerliğinin sonuna gelen Abramoviç'in bu son görevi ise yakında bulunan bir ormanlık alandaki ağaçları kesmek, böylece ilerleyen aylarda oradan geçmesi planlanan yolun alanını temizlemekti. Bu görevi yerine getirmenin çok uzun süreceğinin farkında olan Abramoviç'in aklına sinsi bir alternatif gelmişti. Oldukça soğuk geçen kışlarda ısınmak için ağaç kesmenin yasak olduğunu bilen Abramoviç, köylülere elindeki izin kağıdını göstererek, belirtilen ağaçları kesme yetkisine sahip olduğunu ve bu ağaçları köylülerin belli bir ücret karşılığında kesip, kendi evlerine yakacak olarak götürebileceğini söyledi.
Bu tekliften oldukça memnun kalan köylüler çok kısa zamanda mevcut ağaçları kesmiş ve evlerine yakacak götürmenin keyfini yaşarken, Abramoviç ise hem askeriyedeki son görevini kısa sürede tamamlamış hem de hatrı sayılır bir para kazanmıştı.

          İlerleyen yıllarda ise kaçak olarak sattığı benzin yahut yeraltı zenginlikleri, mafya ile birlikte yaptığı illegal işler ve devlet büyükleri destekli yapılan ince bir IMF'yi çarpma operasyonu sayesinde henüz 30 yaşında oldukça zengin bir işadamı, bugünlerde ise 15 milyar Dolar'lık serveti olan bir dünya devi konuma geldi.
Yılda 700 milyon Dolar civarı para harcayan Abramoviç'in malvarlığı arasında, Bozcaada açıklarında canlı görme fırsatı bulduğum, 165 metrelik uzunluğu ile biri dünyanın en uzun yatı olmak üzere 5 adet yat, mutfağı altın kaplama olan ve yaptığı rütuşlarla kendisine 300 milyon Dolar'a malolan Boeing model 1 adet jet, 3 adet helikopter ve onlarca son model araba bulunmaktadır.

          Hal böyle olunca Abramoviç'in 2003 yılında satın aldığı Chelsea Futbol Kulübü'nü oyuncak olarak görmesi ve asla tatmin olmayan zengin - şımarık aile çocuğu edasından kurtulamayıp, hiçbir başarının onu kesmemesi de kaçınılmaz oldu.
Abramoviç kendi döneminde sırasıyla Claduio Ranieri, Jose Mourinho, Avram Grant, Luiz Felipe Scolari, Guus Hiddink, Carlo Ancelotti, Adre Villas-Boas ve son olaraktan Roberto di Matteo ile çalıştı. Bu saydığım isimlerin neredeyse tamamına yakını avrupa futboluna damgasını vurmuş teknik adamlar olarak göze çarparken, Andre Villas-Boas döneminde yardımcı antranörlük yapan, sade ve mütevazi teknik adam Roberto di Matteo ise Barcelona'yı bile eleyerek ulaştıkları Şampiyonlar Ligi Finali'ni kazandıktan yalnızca 6 ay sonra kulüpteki işinden oldu.
Aynı zamanda eski bir Chelsea futbolcusu da olan Roberto di Matteo, kulübün başında geçirdiği 8 ayda önce oyuncuların özgüvenini yeniden sağlamış daha sonra ise saha içerisindeki dizilişte ve oyuncu tercihlerinde birtakım değişiklikler yapmıştı. Bu olumlu hamleleri, kulüp müzesine önce dünya futbolunun en eski ve prestijli yerel kupası olan İngiltere Federasyon Kupası'nı daha sonra ise avrupanın bir numaralı kupası olan Şampiyonlar Ligi Kupası'nı getirmişti.

                                         
       
           Biraz da Abramoviç'in son satın aldığı oyuncak olan, Chelsea Futbol Kulübü yeni menajeri Rafael Benitez'den bahsedelim. Benitez henüz 26 yaşındayken, bitmek bilmeyen sakatlıklardan ötürü futbola veda ediyor ancak aynı sene içerisinde Real Madrid teknik ekibine dahil oluyordu. Real Madrid Castilla yani alt ligdeki Real Madrid B Takımı'ndaki başarılı sezonları ardından 1995'te Real Valladolid'in başına getiriliyor ancak 23 maçlık serüveni sonrası ligin dibine demir attıklarından kulüpten kovuluyordu.
1996'da ki Osasuna serüveni de 9 maçta alınan 1 galibiyetten sonra sona eriyor ancak bir sonraki denemesinde Extremadura'yı İspanya'nın en üst düzey ligi olan La Liga'ya çıkarmasını başarıyordu.
Extremadura ekibinin La Liga'da ki ilk sezonunda küme düşerken, Benitez avrupanın çeşitli yerlerinde futbola dair çalışmalar ve analizler yapıyordu.
Derken 2000 senesinde bu kez CD Tenerife'yi La Liga'ya yükseltiyor ve bu başarı kariyerinde önemli bir ivme kazanmasına vesile oluyordu. 2001 senesinde birçok teknik adamla görüşen ancak hep olumsuz yanıt alan Valencia, ' finallerin kaybeden adamı ' olarak tanınan Hector Cuper'in yerine son çare olarak Benitez'i teknik adamlık koltuğuna çıkarıyordu.
Son çare Benitez ise beklenmedik bir şekilde Valencia'yı 31 sene sonra İspanya La Liga'da şampiyon yapmakla kalmıyor, 2004'te hem La Liga'yı hem de Uefa Kupası'nı kazanmasını başarıyor ancak kulübün futbol direktörü ile ters düşünce bu muazzam başarılı sezonun ardından istifasını veriyordu.

          2004 yazında Liverpool yönetiminden Steven Gerrard'ın satılmayacağı garantisini alan Benitez, kırmızıların başına geçiyordu. Aynı Gerrard o sezon Şampiyonlar Ligi grup maçlarının sonuncusunda, ilk yarısını yenik bitirdikleri Olympiacos karşısında maçın bitimine 2-3 dakika kala attığı golle skoru 3-1'e getiriyor ve averajla Liverpool'un gruplardan çıkmasını sağlıyordu. Bu gol bizlere o unutulmayacak Şampiyonlar Ligi 2005 Finali'ni yaşatacak ve İstanbul'da ilk yarısını 3-0 geride tamamlayan Liverpoool, ikinci yarıda 6 dakikada attığı 3 golle maçı önce 3-3'e, oradan uzatmalara ve son olaraktan penaltılara götürerek, Milan karşısında kupaya uzanacaktı.
Rafael Benitez bu başarısıyla, Bop Paisley ve Jose Mourinho'dan sonra ard arda 2 sezonda Uefa Kupası ve Şampiyonlar Ligi Kupası'nı kazanan 3. teknik adam olarak tarihe geçiyordu.

          2010 yazında Inter Milan başına geçen Benitez, İtalyan ekibine oynattığı verimsiz futbol ve aldığı kötü sonuçlar sonucu yeni yılı göremeden görevinden alınıyordu.

          Özellikle Liverpool'un başındayken onu ve takımını birçok kez 90 dakika izleme fırsatı buldum. Kendisi birçok çevre tarafından taktik anlamda bir futbol dehası, mükemmel bir futbol akademisyeni olarak tanımlanıyor olsa da, benim gözümde o kadar olağanüstü bir teknik adam değildir. Tabii 99 maç üst üste farklı 11 ile sahaya çıkarak, takım iyi gitse dahi o 11'i ertesi hafta bozmak, altyapıya asgari önem vermek yahut birçoğunun ismi şu anda hatırlanmayan yanlış ve en önemlisi Liverpool'u Premier Lig'de zirveye taşıyabilecek vizyodan çok uzak isimleri takıma katmak bir futbol dehası olmanın belirtisiyse, ben yanılıyor da olabilirim..? ;)

          Roman Abramoviç ve onun hayatından başlayıp, Rafael Benitez'in teknik adamlık kariyerine dek değindim. Şimdi asıl soru; kendini futbola adadığını söyleyen bir teknik adamın, parasından aldığı güçle futbolu canı sıkılmasın diye oynadığı bir oyuncak olarak gören kulüp sahibiyle neler yapabileceğidir?
Üstelik söz konusu teknik adam, çok değil birkaç sene önce kendisi adına ada futbolunda Liverpool harici bir kulübün olamayacağını dile getiren bir teknik adamsa?!?


Premier Lig 24-25 Kasım YAYIN AKIŞI


17 Kasım 2012 Cumartesi

Kuzey Londra'da Harp Zamanı! GUNNERS v SPURS


          Bu sezonki Londra derbilerine bir yenisi daha eklenecek ve son sezonlardaki olduğu gibi bu sezon da zirveden uzak kalan Arsenal, kendi sahasında sezon başından beri güzel oyun ortaya koymakta zorlanan Tottenham Hotspur'ı konuk edecek. 2 ekip arasında Emirates Stadı'nda oynanan son 16 maçın 15'inde Arsenal yenilmedi ancak son senelerde iki rakip komşu arasındaki kadro ve kalite farkı Spurs lehine azalmaya başladı.


          Kuzey Londra derbisi olarak adlandırılan bu mücadele çoğu zaman seyir zevki güzel, mücadele seviyesi yüksek ve golü bol, ayrıca gerilim dolu maçlara tanıklık eder. Yarınki maça ev sahipliği yapacak olan Emirates Stadı'nda geçtiğimiz sezon oynanan maçta, Tottenham Hotspur yani Spurs 34 dakikada 2-0'lık üstünlük sağlamasına rağmen 27 dakikada yediği 5 golle sahadan 5-2 mağlup ayrılmıştı.
Bir önceki sezon Emirates Stadı'nda oynanan maçta ise Arsenal yani Gunners'ın golleri yine 27 dakikada geliyor ancak bu kez 34 dakikada gelen Spurs'un golleri maçın 2-0'dan 3-2'ye Spurs lehine dönmesini sağlıyor, Arsene Wenger hırsını elindeki suyu yerlere vurarak çıkarıyordu.
        
          Arsenal'ın oyun yapısında topa sahip olma, oyunu rakip yarı sahaya yıkma ve bir bir satılan yıldız oyunculardan ötürü eskisi kadar etkin olmasa da derinlemesine top atma, ara pasları ile ceza sahası içerisine sızma ana oyun karakteri olarak göze çarpıyor. Bunun yanısıra kanatlardaki ters ayaklı, süratli oyuncuları ile tehlike yaratma çabalarını ve kaleye yolladıkları şutlarla, rakip kalecileri sık sık yokladıklarını da görüyoruz.

          Tottenham Hotspur ise özellikle bu tip deplasman maçlarında topun arkasına geçip, rakibi kendi sahasında karşılama hatta tam defans yaparken rakipten top kapma ve Gareth Bale başta olmak üzere Aaron Lennon gibi süratli oyuncularıyla kontra atak yakalama çabasında oluyor. Onlar için ofansif anlamda bu sezon çok organize olduklarını söylemek güç olacaktır. Kaldıki defansif anlamda da özellikle aralara atılan toplarda savunma hattı oldukça bocalıyor. Daha geçen hafta Manchester City forvet hattı, Spurs savunma hattını oldukça yıprattı ancak Arsenal'da o kadar etkili bir forvet hattı olmadığını da vurgulamak isterim.
Bir de bazen denedikleri ofsayt taktiği var ki, o da Spurs savunmasında ciddi anlamda olumsuz bir handikap yaratıyor. Savunma bloğunu oluşturan dörtlüyü bir bir incelersek vasat bir oyuncu olmadığı kesindir ancak birlikte oynama alışkanlığı olmadığından henüz yeterli seviyede olmadıklarını görüyoruz.

           Arsenal cephesinde geçtiğimiz haftanın en formda ismi olan ve Arsenal'ın bu sezon ilk kafa golünü atan forvet Olivier Giroud'un durumu belirsizliğini koruyor. Bu ismin yanı sıra aslında forvet oynaması gerektiğini düşünen ancak son vuruşlarını hiç beğenmediğim, süratli sağ açık oyuncusu Theo Walcott, geçtiğimiz haftanın gerek performans gerekse uzatma dakikalarında kaçırdığı penaltıyla en büyük hayal kırıklığı olan orta sahanın ortasından Mikel Arteta ve sağ bekin vazgeçilmezi Bacary Sagna'nın durumları maç saatinde netlik kazanacak.
Arsenal'ın as kalecisi Wojciech Szczesny ise bir aksilik olmazsa 2 ay aradan sonra yeşil sahalara dönüyor. Onun yeteneklerine diyecek lafım asla yok ancak bu sezon yalnızca 2 resmi maça çıktığından, biraz da olsa maç sıcaklığı ve konsantrasyonunda sıkıntı yaşayabilir. Sol kanatın alternatiflerinden Gervinho, onun gerisinde yer alan sol bek Kieran Gibbs, orta sahanın ortasında ve ön liberoda oynayan Abou Diaby ile hem kanat oyuncusu hem de oyun kurucu olan Tomas Rosicky'nin sakatlıkları devam ettiğinden, bu isimler kadroda yer almıyorlar.

          Tottenham Hotspur cephesinde Arsenallı Theo Walcott gibi son derece süratli ancak istikrarsız bir sağ açık olan Aaron Lennon'ın sakatlığı geçmiş durumda. Bu ismin yanı sıra takımın en golcü ismi Jermain Defoe ve sağ bekte bir önceki sezonu mumla arayan Kyle Walker'ın sakatlıkları sona ermiş durumda.
Orta sahada gerek mücadele gücü gerekse sahaya yansıttığı savaçşı ruhu fazlasıyla aranılan Scott Parker, orta sahanın hücum organizasyonlarına yön veren ismi Mousa Dembele, sol bekte özellikle geçtiğimiz sezon çok başarılı işlere imza atan Benoit Assou-Ekotto ve birçok yazımda vurguladığım üzere, kısıtlı yeteneklerine rağmen her geçen sezon üzerine birşeyler katarak oynayan defans oyuncusu Younes Kaboul sakatlıklarından ötürü yarınki derbide kadroda yer almayan 4 önemli isim olarak göze çarpıyor.


          Arsenal'da bu kadar fazla yıldız oyuncunun durumu maç saatinde netlik kazanacağından, resmi kadroları görmeden bu maça yorum yapabilmek oldukça zor gözüküyor ancak ilk golü bulan ekibin skor üstünlüğünü en azından belli bir süre koruyabilmesi halinde, etkili kontra silahları ile pozisyonlar bulacağı gün gibi aşikardır. Sonuçta bir tarafta Theo Walcott, Lukas Podolski ve onları kontraya çıkarabilecek ölümcül paslar atma kapasitesine sahip Santi Cazorla ile Jack Wilshere var, diğer tarafta ise müthiş deparların adamı Gareth Bale ve Aaron Lennon var.

2 takıma dair bazı istatiksel verilere değinmek gerekirse;

Bire Bir İstatistikler :

  • 1887 senesinden bu yana oynanan Kuzey Londra Derbileri'nde Arsenal 72 kez, Tottenham Hotspur 53 kez galip gelirken, 47 derbi berabere bitti. Arsenal'ın 271 golüne, Tottenham Hotspur 233 golle yanıt verdi.
  •  Arsenal ve Tottenham Hotspur maçları Premier Lig'in tam 17 beraberlikle, en çok beraberliğe şahit olunan maçları.
  • Tottenham Hotspur, Kuzey Londra Derbisi'nde son 5 maçından yalnızca birini kaybetti. Arsenal'ın rakibine karşı son 8 lig maçında yalnızca bir galibiyeti bulunmakta.
  • Kuzey Londra'da ki bu çekişmeli derbilerin Emirates Stadı'ndaki tadı bambaşka oluyor. Bu stadtaki son 6 maçta tam 29 gol atıldı ve 4.8 gol ortalaması yakalandı. Emirates Stadı'ndaki son 4 maçta ise atılan gol sayısı 23.
  • Arsenal 1998'den bu yana rakibine karşı hiç boş geçmedi ve her maç gol atma başarısı gösterdi.
  • Arsene Wenger'in Arsenal'a gelişinden bu yana oynanan 32 Kuzey Londra Derbisi'nde tam 100 gol atıldı. Bu 100 golğn 61'ini Arsenal, 39'unu ise Tottenham Hotspur attı.
  • 2 ekip arasındaki son 5 resmi maçta tam 5 kez penaltı noktasına gidildi.
  • Tottenham Hotspur son 18 senedir ligi Arsenal'ın üzerinde bitirme başarısı gösteremedi.
Arsenal :
  • 11 maçta 14 puan alan Arsenal, 1982-1983 senesinden bu yana en kötü başlangıcını yaptı.
  • Arsenal bu sezon kendi sahasında yalnızca iki galibiyet aldı. Bunlardan biri ligin en zayıf halkalarından Southampton'a karşı 6-1'lik galibiyet, diğeri ise oldukça zorlandıkları ve ofsayttan attıkları tek golle kazandıkları Queens Park Rangers maçı. Kendi sahalarında toplayabilecekleri 24 puan yerine 10 puana razı oldular.
  • Arsenal son 8 maçında tam 16 gol yedi.
  • Arsenal bu sezon ilk yarılarda en çok gol yiyen ekip olarak kötü karnesine bir kötü not daha ekliyor.
Tottenham Hotspur :
  • Tottenham Hotspur son 3 deplasman maçında da sahadan mağlup ayrıldı.
  • Tottenham Hotspur bu sezon yalnızca Aston Villa maçında sahadan gol yemeden ayrıldı.
  • Tottenham Hotspur'un bugün 11'de başlaması muhtemel 2 oyuncusu olan William Gallas ve Emmanuel Adebayor her 2 ekip forması altında da bu derbileri yaşayan 4 oyuncudan ikisi. Diğer 2 oyuncu ise David Bentley ve Sol Campbell'dır.
  •  Emmanuel Adebayor bu derbilerde tam 9 gol atıp, 4 gol pası verdi ve bunların 8 gol ile 2 asisti Arsenal forması giyerken kaydedildi.

Son olarak sizlere takımların olası 11'lerini ve sahaya dizilişlerini aktarmak isterim.



6 Kasım 2012 Salı

Premier Lig 10. Haftanın En Değerli 11'i



                                           KALEDE JOHN RUDY ( Norwich City )
Tıpkı 8. hafta maçları sonrası olduğu gibi, bu hafta da Rudy en değerli eldiven olarak haftanın 11'indeki yerini alıyor. Onun kurtarışları birçok maç takımını oyunda tutmaya yahut puan ve puanlar kazandırmaya devam ederken, takımının Premier Lig'e yükseldiği 2011-2012 sezonundan bu yana yaptığı 172 kurtarışla, Premier Lig kalecileri arasında en fazla kurtarış yapan kaleci konumunda.

                                           SAĞ BEKTE STEVEN WHITTAKER ( Norwich City )
Premier Lig'deki ilk maçına çıkan Whittaker'ı gerek kademe anlayışı gerekse ofansa yardımı açısından mükemmele yakın buldum diyebilirim. Norwich City menajeri Chris Hougton için artık sağ bek sorunu ortadan kalkmıştır diyebiliriz. Tecrübeli oyuncu bir önceki takımı olan Glasgow Rangers'ta oynarken de 19 gol ve 15 gol pası ile o 5 sezonda İskoçya Ligi'nde skora en çok katkı yapan defans oyuncusu olarak istatistiklere geçmişti.

                                          SOL BEKTE PATRICE EVRA ( Manchester United )
Hem haftanın sol beki hem de haftanın en değerli kaptanı olarak seçtiğim Evra için yalnızca mükemmel ötesi bir oyun ortaya koydu diyeceğim. Maç içerisinde attığı 49 pastan tam 48 tanesinin isabetli olduğunu ve Arsenal'ı yıkan golü attığını da ekleyerekten, hem görsel hem istatistiksel anlamda ne kadar başarılı olduğunu bir kez daha vurgulamak isterim.

                                           STOPERLERDEN İLKİ GARY CAHILL ( Chelsea )
John Terry'nin partneri olaraktan bir el bombasına benzettiğim ve her an hata yapmaya müsait David Luiz yerine ısrarla Cahill'in oynaması gerektiğini düşünüyor, bu düşüncemi yazılarımda sık sık vurguluyorum. Bu hafta defansı toparlayan ve duran toplarda rakip kalede tehlike yaratan hatta Chelsea'nin attığı golde de, Victor Moses'a gelen toptan önceki kafa vuruşunu yapan Cahill'i, haftanın ilk stoperi olarak tercih ediyorum.

                                            STOPERLERDEN İKİNCİSİ CIARAN CLARK ( Aston Villa )
Hem orta sahada hem de defansta oynayabilen genç Clark, bu hafta Sunderland karşısında defansta kusursuz oynarken, özellikle maç 0-0 iken, 29.dakikada Stephane Sessegnon'un %100'lük gol vuruşunu öyle bir engelledi ki, muhtemelen bu golden sonra Aston Villa herzamanki gibi oyuna geri dönemeyecek ve sahadan puansız ayrılacaktı.

                                           ORTA SAHADA BARRY BANNAN ( Aston Villa )
Aston Villa'dan biri defans, biri orta saha olmak üzere 2 oyuncuyu ard arda yazmak istiyorum çünkü Birmingham ekibinin elinde, altyapı kökenli olmak üzere birçok yetenekli genç oyuncu mevcut. Sorun sanırım bu genç isimlere gerekli moral motivasyonu sağlayıp, onların sahada özgüvenleriyle oynamalarını sağlamak olsa gerek. 22 yaşındaki orta saha oyuncusu Bannan'ı bu sezon hangi maç izlesem, birçok takım arkadaşına göre biraz daha ön plana çıkıyordu ve takımını hücuma sürüklemek adına inatla ileriye, dikine paslar atma gayretine giriyordu. Bu hafta zorlu Sunderland deplasmanından kimsenin beklemediği bir şekilde 3 puan çıkarmalarında da yine başrol oyuncularından biriydi.

                                          ORTA SAHADA MARK NOBLE ( West Ham United )
Meşhur West Ham United Futbol Akademisi'nin mahsullerinden biri olan Mark Noble, mücadele gücüyle birçok zaman eski takım arkadaşı ve transferi sonrası yokluğu fazlasıyla hissedilen Scott Parker'ı anımsatıyor. Parker gibi orta sahadan bozma ön libero pozisyonunda oynamasa da, Parker kadar kesici olmasa da, Noble'ın defansa katkısı, rakip atakları karşılayışı ile takımına birçok şey kattığını söyleyebilirim. Noble birçok maç varını yoğunu ortaya koyan ideal bir orta saha oyuncusu ve yukarıda bahsettiğim Parker'dan 7 yaş ufak olduğunu göz önünde bulundurursak, West Ham United için 2. bir Parker yetişiyor dersem abartmış olmam heralde. Onu eleştireceğim tek bir nokta varsa, o da biraz yavaş oluşudur.

                                         ORTA SAHADA MAROUANE FELLAINI ( Everton )
Ada futbolunda transferin son günü hatta son saatlerinde 15 milyon İngiliz Sterlini karşılığında Everton'a kulüp tarihinin en pahalı transferi, ülkesi Belçika'ya ise dışarıya ihraç ettiği en pahalı oyuncu olarak transfer olan Fellaini'nin bu denli büyük aşama katedebileceğini muhtemelen kimse tahmin etmemiştir. Henüz 20 yaşındayken Premier Lig'e transfer olan bu orta saha oyuncusu, kimi zaman orta sahanın tam ortasında, kimi zaman önliberoda, kimi zaman forvet arkasında, kimi zamansa forvette oynadı. Geldiği ilk sezonda Everton'ın en başarılı genç oyuncusu seçilen Fellaini, oynadığı hiçbir pozisyonu yadırgamayıp, sahada çoğu zaman kusursuz performanslar sergiledi.
Fellaini bu haftada takımı Everton'a önce beraberliği sonra öne geçiren golü kazandırırken, hat-trick yapamamasının tek sebebi şanssızlığı olsa gerek.

                                       FORVETTE PETER ODEMWINGIE ( West Bromwich Albion )
Haftanın en değerli 11'ini belirlerken herzaman bir İngiliz klasiği olan 4-4-2 dizilişini baz alıyordum. Dün gece oynanan West Bromwich Albion v Southampton maçından sonra, Odemwingie gerek ortaya koyduğu performans gerekse attığı 2 golle, benim bu yazıyı 4-4-3 formatına göre ayarlamama sebep oldu. Steve Clark'ın gelmesiyle çok daha verimli işlere imza atmaya başlayan West Browmwich Albion'da, Odemwingie bu sezon 4-5 maç muazzam oyunlar ortaya koydu ve takımının bu yükselişindeki başrol oyuncularından birisi olarak dikkat çekti.

                                      FORVETTE ROBIN VAN PERSIE ( Manchester United )
Robin van Persie'ye dair geçtiğimiz sezon yazdığım gayet kapsamlı bir yazım vardı o yüzden kendisine dair birşeyleri yeniden anlatmak yerine bu hafta eski takımına karşı kilidi açan golü attığını ve maç içerisindeki 4 şutunun da kaleyi bulduğunu belirterek, saha içerisindeki bu olumlu performansı sonrası onu da forvet üçlüsünün arasına almak isterim.

                                      FORVETTEKİ ÜÇÜNCÜ VE SON İSİM LUIS SUAREZ ( Liverpool )   
Newcastle United karşısında birkaç önemli pozisyona giren, çoğu maç olduğu gibi bu maçta da bireysel yetenekleri sayesinde rakip kalede tehlikeler yaratan ve 10. maçında 7. golünü atan Suarez'i haftanın son oyuncusu olarak yazmak istedim. Bunun altında yatan gerekçe ise futbolda herşeyin gol atmak ya da galip gelmek olmadığı kuralını benimseyen bir futbolsever olaraktan, Suarez'in kendini yalandan yere atarak kazanmaya çalışığı - kazandığı faul ve penaltılara, saha içerisindeki çirkin hareketlerine, sakatlamaya yönelik kasti faullerine ve ırkçı söylemlerine tepki vermektir. Suarez bazen bir sihirbaz misali topu olmadık yerlerden geçirebilir ve akıllara durgunluk veren gollere imza atabilir ancak bu onun karakter olarak içerisinde bulunduğu aciz durumu asla örtpas edemez.
Sporcu kişiliği disiplinli ve ahlaklı olmalıdır, bu doğrultuda istemeye istemeye de olsa, saha içerisindeki performansını objektif olarak yorumlamak adına, kendisini haftanın en iyi 3 forvetinden birisi olarak yazıyorum.

4 Kasım 2012 Pazar

| LIVERPOOL v NEWCASTLE UTD | Analiz ve Enteresan İstatistikler


         " Newcastle United, Anfield Road Stadı'ndaki en son galibiyetini 1994 nisanında almıştı. Bu galibiyetten 2 sene sonra, yine bir nisan ayında ve yine Anfield Road Stadı'nda, Newcastle United 2 kez öne geçmesine rağmen, Liverpool'un o dönem aşırı sempati duyduğum kadrosu maçı uzatma dakikalarında attığı golle 4-3 çevirmesini bilmişti.
İşte o gün, o maçı tribünden izleyen ve 16'sına basmasına daha 2 ayı olan Liverpool Futbol Akademisi'nin genç oyuncusu
Steven Gerrard yani YAŞAYAN LIVERPOOL EFSANESİ bugünkü maçta forma şansı bulursa, Kırmızılar adına 600. kez sahadaki yerini almış olacak.
"


          Liverpool ile Newcastle United'ın bu akşam 18:00'de oynayacağı lig maçı her 2 takım adına da kritik bir viraj görünümünde diyebilirim. Liverpool ligde şu ana dek yalnızca 10 puan topladı ve düşme hattının bir basamak üzerinde bulunan Aston Villa ile aralarında yalnızca bir puan var.
Kaldıki aynı Liverpool geçtiğimiz sezon kazandığı Lig Kupası'ndan bu hafta içi, kendi sahasında adeta sefilleri oynadığı 4. tur maçı sonrası elendi. ( Liverpool'un bu sezona ne denli kötü başladığını yazının en altındaki istatistiki verileri inceleyerek daha net görebilmeniz mümkün. )
Newcastle United cephesinde ise geçtiğimiz sezon adeta mumla aranıyor dersem abartmış olmam heralde. Zirvede Manchester şehrinin 2 ekibinin yanına Chelsea de eklendiğinden ve Everton'ın muazzam formunu göz önünde bulunduracak olursak, puan tablosunda çok kötü bir konumda olmayabilirler ancak sahada ortaya konulan oyunda ciddi anlamda bir düşüş söz konusu.
2 takım adına da güncel durumlar böyle karamsar olunca, bu zorlu viraj niteliğindeki maçtan galip ayrılacak taraf adına ilerleyen haftalar biraz daha umut verici geçebilir.

          Evsahibi Liverpool cephesinde geçtiğimiz hafta Merseyside Derbisi heyecanı yaşandı. Henüz 20. dakikada 2-0 önde olmalarına rağmen, maç öncesi yazımda ısrarla vurguladığım kaleci faktörü maçta kendini gösterdi ve Brad Jones'un yeterince uzaklaştıramadığı toptan gelen golle, Everton 2-1'i yakaladı. Bu golden sonra tribün desteğini de çok daha fazla arkasına alan Everton, soyunma odasına 2-2'lik beraberlikle girmesini bildi. İkinci yarıda her 2 takımda gol atma başarısı gösteremeyince, Liverpool adına adeta ilaç gibi gelecek bir Merseyside Derbisi bir puana razı şekilde sona erdi.
Bu arada maçın özetini izlemekle yetinenler, Luis Suarez'in son dakika attığı ve ofsayt gerekçesiyle sayılmayan nizami golünü vurguluyor olsa da, maçı 90 dakika izleyenler aynı Suarez'in maç içerisinde oyundan atılması gerektiği gerçeğini de gördüler. Bir nevi hak yerini bulmuş oldu!

          Liverpool'da asıl mevkiisi sağ bek olan ancak birçok maç sol bekte görevlendirilen ve oynadığı her maç varını yoğunu ortaya koyan, başarılı kanat bindirmelerine yapabilen Glen Johnson ile as kaleci Pepe Reina'nın durumları maç saatinde netlik kazanacak. Oldukça yetersiz bulduğum bir diğer sağ bek Martin Kelly'nin sakatlığı devam ederken, ön liberonun kritik ismi Lucas Leiva'nın uzun süreli sakatlığında bir gelişme yok.
Bu sezon forvete takviye olarak alınan ancak sağ açığa mahkum edilerek verim alınamayan Fabio Borini de sakat olan ve takımını bu akşam yalnız bırakacak bir diğer isim olarak dikkat çekiyor.

          Brendan Rodgers'ın Liverpool ekibine henüz monte edemediği ' total futbol ' anlayışını sizlere birçok hafta kapsamlıca yazdığım için yinelemiyorum ancak savunma hattı bu kadar SOS verirken, hiç yoktan hücum organizasyonları bazında artık birtakım çözümler bulmasının vakti geldi de geçiyor kanısındayım.

          Newcastle cephesinde bu sezon önce zorlu fikstür sonrasında ise ard arda gelen sakatlıklar büyük dezavantaj yarattı. Geçen sezon adeta kendini aşan ve bir anda ada futbolunun en önemli kalecileri arasında yer alan Tim Krul yaklaşık 1.5 ay boyunca sahalardan uzak kalmıştı. Onun yedeği olan kaleci Steve Harper, ben Premier Lig'i ilk izlemeye başladığım yıllarda bile Newcastle United kadrosundaydı. Onu bir futbol tabiriyle tanımalamak gerekirse, " tam bir Newcastle çocuğu " en doğrusu olacaktır kanısındayım. Ancak bu yaşlı kaleci için tecrübeli kaleci yahut yeterli bir kaleci diyemiyorum çünkü uzun yıllar boyunca yedek kulübesine mahkum bir kariyer geçirdi. Maç eksikliğinin ona pahalıya, takımına ise puan kayıplarına malolduğu birçok maçı hatırlayabildiğim gibi, o dönem Liverpool'da oynayan Xabi Alonso'nun kendi sahasından vurduğu topu içeri aldığı pozisyonu da gayet net hatırlamaktayım.
Krul'un yanısıra orta sahanın adeta olmazsa olmazlardan olan, mücadeleci ön libero Cheik Tiote önce sakatlık sonra da kırmızı kart cezası yüzünden takımını yalnız bıraktı. Onun alternatifi olarak transfer edilen Vurnın Anita ise o bölgede oynadığı maçlarda oldukça yetersiz kaldı. Bu akşam o bölgede James Perch'ün oynamasını bekliyorum.
Kaleci Krul bugün takımdaki yerini alacak ancak Tiote'nin cezası devam etmekte.
Newcastle United'ın sakatlık problemleri yalnızca bu 2 kritik isimden ibaret değildi. Takımın temel taşlarından olan defanstan kaptan Fabricio Coloccini, orta sahanın tam göbeğinde oynayan ve takım adına oldukça önemli bir isim olan Johan Cabaye de sezon içerisinde ufak tefek sakatlık problemleri yaşadılar. Keza Danny Simpson'ın sakatlık problemleri oluyor. Takımın geçtiğimiz sezon başından bu yana gol yükünü çeken Demba Ba da diz probleminden yana şikayetçi ve hatta bu maç oynayıp oynayamayacağı bile maç saatinde netlik kazanacak.
Oyunun her 2 yönünü de başarıyla oynayabilen Ryan Taylor ise uzun süredir sakat.


Takımların muhtemel 11'leri ve sahaya dizilişleri şu şekilde olacaktır ;





Her 2 takıma dair bazı enteresan istatistiklere değinecek olursak ;

LIVERPOOL


* Liverpool'un efsanevi KOP tribününe sahip olduğu stadı Anfield Road onlar adına adeta bir deplasmana hatta kabusa dönüşmek üzere. Bu stadta oynadıkları son 14 lig maçından yalnızca 3 galibiyet çıkarabildiler. 2012 senesinde bu stadta toplam 3 galibiyet aldılar ve 2. Dünya Savaşı sebebiyle yarıda kalan 1939 senesinin liginden bu yana, en kötü iç saha karnesi olarak dikkatleri çekiyor. Eğer 2012 dolmadan 6 galibiyet üzerine çıkamazlarsa ortaya çok daha vahim bir tablo çıkacak ve 1897 senesinden bu yana olan en kötü iç saha performansını sergilemiş olacaklar.
* Liverpool bugün galip gelirse, 14 ay aradan sonra ilk kez kendi sahasında üst üste 2 maç kazanmış olacak.
* Liverpool bu sezon tam 14 gol yedi ve bu onların Premier Lig tarihindeki en çok gol yediği başlangıç oldu.
* Luis Suarez'in attığı son 9 golün yalnızca bir tanesini Anfield Road'ta attı.
* Aynı Suarez bu sezon Liverpool'un gollerinin %80'ine imza attı.

NEWCASTLE UNITED

* Newcastle United deplasmanlarda oynadığı son 5 lig maçından da galibiyet çıkaramazken, bu sezon ligde deplasmanda henüz galibiyetleri yok. Son 3 deplasman maçının beraberlikle sonuçlandığını da dipnot olarak düşmek isterim. Genel toplamda ise lig ve kupa maçları dahil olmak üzere, son 8 deplasman maçından da galibiyet çıkaramadılar.
* Geçtiğimiz hafta 90+3'te son bir şans olarak kaleye şut çeken Sammy Ameobi'nin topu Papiss Cisse'nin sırtına çarparak ağlarla buluşmuştu. O gol Newcastle United'a galibiyet getirirken, gol Cisse'ye yazılmıştı. İşte bu şans golü, Newcastle United forvetleri Demba Ba ve Papiss Cisse'nin aynı maç gol attığı ikinci maç olarak kayıtlara geçti.
* Aston Villa ve West Bromwich Albion takımlarının her ikisinin de dripling sayılarını topladığımızda 82'yi bulurken, Newcastle United'tan Hatem Ben Arfa tek başına 84 dripling yapmış durumda.
* Alan Pardew'in göreve geldikten sonra Newcastle United'ın başında çıktığı ilk resmi maç 2010 aralık ayındaki Liverpool maçıydı ve kendi sahalarındaki bu maçtan 3-1'lik galibiyetle ayrılmışlardı.

2 TAKIM ARASINDAKİ BAŞA BAŞ İSTATİSTİKLER

* Liverpool son 17 Premier Lig karşılaşmasında rakibine karşı 15 galibiyet alırken, 2 kez de berabere kaldı ve mağlubiyet yüzü görmedi.;
* Liverpool kendi sahasında rakibine karşı son 7 maçta da  kazandırken, bu maçlarda en az 2 farklı galibiyetler elde etti.
* Newcastle bu stadta oynadığı son 6 lig maçında yalnızca bir gol atarken, o gol de geçtiğimiz sezon Liverpool savunması Daniel Agger tarafından kendi kalesine atıldı.
* Üst satırda yazdığım maçta Newcastle United, Daniel Agger'in kendi kalesine attığı golle 1-0 öne geçmişti ancak maçtan 3-1'lik mağlubiyetle ayrılmış. İşte bu galibiyet, Liverpool adına geçtiğimiz sezon geriye düşmelerine rağmen kazanmasını başardıkları tek maç olarak kayıtlara geçti.