8 Ağustos 2017 Salı

2017-2018 Sezonu Öncesi Chelsea Değerlendirmesi



2015-2016 sezonunu 50 puanla tamamlayan Chelsea, geçtiğimiz sezon neredeyse 2 katı fazla puan toplayarak, 93 puan ile Premier Lig'i zirvede tamamlamıştı. Bu başarıda en büyük pay şüphesiz İtalyan teknik adam Antonio Conte'ye aitti. Oyuncu gelişiminde etkili, taktik bazda hünerli olan Antonio Conte, maç sırasında da kenarda adeta oyunu yaşayan ve oyuncularını fazlasıyla motive eden bir teknik adam.
Yeni sezon öncesi takımın defansına Antonio Rüdiger, orta sahanın ortasına Tiemoue Bakayoko ve forvet hattına Alvaro Morata takviyelerini yapan Chelsea'de ayrılan oyuncular arasında, takımın orta sahasında oldukça önemli bir rolü olan Nemanja Matic en dikkat çeken isim.

                                             

Arsenal Maçına ve Kadroya Dair

Antonio Conte yönetimindeki Chelsea geçtiğimiz hafta sonu Community Shield Kupası'nda Arsenal ile karşı karşıya geldi. Normal süresi 1-1 biten maçta seri penaltı atışları sonrası kupayı Arsenal kazandı. O maça dair birkaç önemli noktaya değinmekte fayda görüyoruz. Öncelikle takımın yıldızı Eden Hazard olmayınca, Chelsea'nin oldukça sıradan bir takım hüviyetine büründüğünü söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra Chelsea'nin kadro derinliği konusunda da sıkıntı yaşayacağı bir sezon izleyebiliriz. Unutmayalım ki, son şampiyon geçen sezon avrupa kupalarında boy göstermemişti. Chelsea, bu sezon ayriyetten Şampiyonlar Ligi'nde oynayacak ve bu da demek oluyor ki geçen sezona göre çok daha yorucu bir tempo sergileneceği için çok daha derin bir kadroya ihtiyaç duyacaklar.

                                   

Chelsea'de işler bir parça daha farklı ilerler. Kulübün sahibi olan Roman Abromoviç'i tatmin etmek çoğu zaman oldukça zordur. Teknik adam olarak bir önceki sezon takımı şampiyon yapmış olsanız dahi, bu sizin ertesi sezon kalıcı olduğunuz anlamına gelmeyebilir. Bakınız Jose Mourinho ve Carlo Ancelotti örnekleri.

Bir de Nemanja Matic ve Diego Costa faktörleri var. Matic takımla yollarını ayırırken, geçen sezon Premier Lig'de 20 gol atan ve 15 puana doğrudan katkı sunmuş olan Diego Costa'nın durumu belirsizliğini koruyor.
Diego Costa'nın golcülüğü hiç bir zaman tartışılmaz ancak onun golcülüğü kadar sürekli inişli çıkışlı olan ruh halleri de ayrı bir tartışmasız gerçek. Sahada sürekli didişen, sürekli isyanları oynayan, antremanda arkadaşlarıyla tartışan ve hatta bizzat kendi hocasıyla tartışan, kendi hocasına küsen bir oyuncu. Bu yüzden Alvaro Morata transferi ve onun adaya nasıl adapte olacağı Chelsea adına çok büyük önem teşkil ediyor. Chelsea'de Alvaro Morato 9 numaralı formayı giyecek ve kulübün yakın tarihinde 9 numaralı formanın sahipleri olan Radamel Falcao, Fernando Torres ve Hernan Crespo'nun yaşadığı başarısızlıklar ortada.
Tabii ki Antonio Conte adına Juventus'ta beraber çalıştığı Alvaro Morata'yı adaya adapte etmek eski günlerin de hatrına, bir parça daha kolay olabilir. Ama yinelemekte fayda var ki, Diego Costa'nın durumu belirsizliğini koruyor ve İspanyol golcü takımda kalsa bile kafa olarak ne derece huzurlu olabilir, orası bilinmez. Durum böyle olunca da bir sezon önce Marsilya'dan büyük umutlarla alınan ancak geçen sezonu resmen sıfır istatistikle geçiren Michy Batshuayi için de artık sorumluluk alma vakti şart oluyor.

Ve son olarak, Nemanja Matic'İn yokluğunda Cesc Fabregas orta sahada liderlik rolüne mi bürünecek yoksa hem fiziksel hem de teknik açıdan oldukça göz kamaştıran yeni transfer Tiemoué Bakayoko mu o bölgede formayı kapacak, bunu da ilerleyen haftalarda birlikte göreceğiz.

Chelsea Kimleri Transfer Etti?
Alvaro Morata (Real Madrid, £70m), Tiemoue Bakayoko (Monaco, £40m), Antonio Rudiger (Roma, £34m), Willy Caballero (Manchester City, bedelsiz)

Chelsea'den Hangi Oyuncular Ayrıldı?

Nathan Ake (Bournemouth, £20m), Asmir Begovic (Bournemouth, £10m), Juan Cuadrado (Juventus, £17m), Bertrand Traore (Lyon, £8.8m), Dominic Solanke (Liverpool, bonservis bedeli henüz bilinmiyor), Christian Atus (Newcastle, £6.2m), Nathaniel Chalobah (Watford, £7m), Nemanja Matic (Manchester United, £40m), John Terry (Aston Villa, bedelsiz)


Chelsea v Burnley maçı hangi gün, saat kaçta?
Chelsea v Burnley maçı 12 Ağustos Cumartesi günü saat 17:00'de oynanacak.

Chelsea v Burnley maçı hangi kanalda?
Chelsea v Burnley maçı 12 Ağustos Cumartesi günü saat 17:00'de S SPORT kanalından canlı yayınlanacak.

3 Ağustos 2017 Perşembe

Chelsea'nin Yeni Transferi Antonio Rüdiger Kimdir?


Antonio Rüdiger Transferini Mercek Altına Aldık.

Antonio Rüdiger 1993 senesinde Almanya'da dünyaya geldi. Alman bir baba ve Batı Afrika'dan Sierra Leone Cumhuriyeti vatandaşı bir anneden dünyaya gelen Antonio Rüdiger, Berlin'in arka sokaklarında büyüdü. Çocukluk dönemindeki futbol eğitimini bir futbol akademisinin aksine mahalle maçlarında oynayarak alıyor. Türkler'in de bol olduğu Berlin'in arka sokaklarında daha çocuk yaştayken kendinden yaşça oldukça büyük abilerinin maçlarında ter döküyor.
O zamanlar ufak tefek bir bedene sahip olduğundan ve çok daha kıvrak olduğundan abileri onu forvet pozisyonunda görevlendiriyor. Ne zaman ki yaş 16 oluyor ve boyu hızla uzamaya başlıyor, Antonio Rüdiger için artık savunmaya çekilme vakti geliyor. O gün bugündür de hep savunmada görev alıyor.

Almanya'nın Başkenti'nden Önce İtalya Daha Sonra İngiltere'nin Başkentleri'ne Uzanan Hikayesi

Antonio Rüdiger, Berlin'in arka sokaklarından çok daha profesyonel aşamalara geçiş yapıyor ve yaşı 15 iken Hertha Zehlendorf kulübünden Borussia Dortmund altyapısına transfer oluyor. 2009-2010 sezonunda Borussia Dortmund 17 Yaş Altı Takımı'nda, 2010-2011 sezonunun ilk yarısında ise Borussia Dortmund'un bu kez 19 Yaş Altı Takımı'nda başarıyla forma giyiyor.

2010-2011 ara transfer döneminde Borussia Dortmund'un 19 Yaş Altı Takımı'ndan Stuttgart'ın 2. takımına transferi aşamasında kulüpler arasında yaşanan aksilikler yüzünden tam 150 gün yeşil sahalardan uzak kalıyor.
Ancak Antonio Rüdiger pes etmiyor ve 2011-2012 sezonunda Stuttgart'ın B Takımı ile Almanya 3. Ligi'nde dikkat çeken bir performans ortaya koyuyor. Hatta ara ara Stuttgart'ın A Takımı kadrosuna dahil ediliyor.

Sağ bek pozisyonunda başladığı Stuttgart A Takımı kariyerine 66'sı Bundesliga olmak üzere 80 resmi maç sığdırıyor. Bu arada takvimler 2012'yi gösterirken, Almanya'nın en prestijli ödüllerinden birine layık gösteriliyor. Dünyaca ünlü birçok Alman oyuncunun genç yaşta keşfedilmesine ön ayak olan Fritz Walter Ödülleri kapsamında 19 Yaş Altı En Değerli Oyuncu ödülünü kazandığını da dip not olarak düşmekte fayda var.

2015-2016 sezonunu bu kez İtalya'nın başkenti olan Roma temsilcisinde geçiriyor ve Roma'daki ilk sezonunda 30'u Serie A , 2016-2017 sezonunda 26'sı Serie A maçları olmak üzere toplam 72 resmi maçta forma giyiyor.

Ve İstikamet İngiltere'nin Başkenti Londra!

Adı ilk olarak 2014 senesinde Chelsea ile anılan Antonio Rüdiger, adaşı olan Chelsea menajeri Antonio Conte tarafından bu yaz transfer döneminde bir diğer başkent olan Londra'nın Chelsea'sine transfer edildi. Bonservis bedeli olarak Roma kulübüne ilk etapta 30.7 milyon Sterlin verilmiş olsa da, sözleşmede yer alan maddeler doğrultusunda bu rakama ilerleyen dönemlerde 3.5 milyon Sterlin'lik bir ekleme yapılması muhtemel. Antonio Rüdiger ise bu transfer sonrası Londra temsilcisinden haftalık 77.000 Sterlin maaş alacak.

  

2 Numaralı Formanın Yeni Sahibinden İlk Değerlendirmeler

Yeni kulübünde 2 numaralı formayı giyecek olan Antonio Rüdiger, Premier Lig hakkında çok kapsamlı bilgiye ve doğal olarak tecrübeye sahip olmadığı gerçeğini kabullenirken, bunu yanı sıra ada futbolunun Alman ve İtalyan liglerinden farklı olarak kendine has zorlu bir yapısı olduğununu da kabul ediyor. Antonio Rudiger, İtalya'da ofansif ve açık bir oyun anlayışı yerine taktik savaşlarının öne çıktığına vurgu yaparken, Premier Lig'de tüm takımların hücumu düşündüğü ve fiziksel mücadelenin çok daha fazla olduğunu ifade etti. David Luiz, Gary Cahill ve Cesar Azpilicueta savunma üçlüsünün başarısı ve ada futboluna yabancı oluşunu göz önünde bulunduracak olursak, uzun yıllardır Premier Lig hayalleri kuran 24 yaşındaki savunma oyuncusunun zoru göğüslemeyi göze alarak Chelsea'ye transfer olduğunu söylemek mümkün.

Antonio Rüdiger Nasıl Bir Oyuncu?

1.90 boyunda olan Antonio Rüdiger'in asıl mevkisi stoper ve sağ bek olmasına rağmen savunmanın solunda da görev aldığı maçlar oldu. 90 dakika boyunca konsantrasyon ve mücadeleci yapısından ödün vermeden savunma yapan Antonio Rudiger'in uzun boyuna rağmen hantal bir oyuncu olmadığını da söylemekte fayda var. Antonio Rudiger hava topları ve rakip hücumculara yaptığı ilk müdahalelerde de oldukça başarılı ancak bazen bu ilk müdahalelerde oldukça acımasız olabiliyor.
Uzun boyuna rağmen teknik kapasitesi de bir hayli yüksek olan Antonio Rüdiger'in kariyerindeki en büyük tehlike 3 ayrı zaman yaşadığı diz sakatlığının nüksetme riski olsa gerek.

  
  
Antonio Rüdiger ve Almanya Ulusal Futbol Takımı

Birçok futbol otoritesi Antonio Rüdiger'i Jerome Boateng'e benzetirken, kendisinin ideolü ise Thiago Silva. Siyahi bir futbolcu olan Antonio Rüdiger, Almanya Ulusal Futbol Takımı forması ile ilk olarak 2014 senesinde oynanan Polonya maçında sahaya çıkarak tanıştı. 2014 Dünya Kupası Kadrosu'nda yer almadı ancak bu yaz oynanan Fifa Konfederasyonlar Kupası'nda gruplarda 2 maçta yer alırken, yarı final ve final maçlarında sahadaki yerini aldı. 24 yaşındaki Antonio Rüdiger şu ana dek 11'i hazırlık karşılaşması olmak üzere toplamda 17 kez Almanya Ulusal Futbol Takımı forması giydi.

Fifa Konfederasyonlar Kupası'ndaki fazladan mesaisinden ötürü Chelsea'nin yaz hazırlık kampına rötarlı katılan Antonio Rüdiger, 29 Temmuz Cumartesi günü Singapur'da oynadıkları Inter maçının 53. dakikasında oyuna girerek Chelsea forması ile tanışmış oldu.

Chelsea menajeri Antonio Conte'nin önümüzdeki sezon için savunmaya takviye olarak öncelikli hedefleri Milan'ın Juventus'tan transfer ettiği Leonardo Bonucci ile Southampton'ın satmamakta ısrarcı olduğu Virgil van Dijk idi. Ancak her 2 transfer de gerçekleşmeyince ve yeni sezona 2 haftadan az bir süre kalınca Antonio Rüdiger transferi gerçekleşti.

Miroslav Klose'den Övgü Var

Almanlar'ın yakın zamana damga vurmuş meşhur golcüsü Miroslav Klose ise Chelsea'nin Antonio Rüdiger transferi ile uzun vadede oldukça akıllı bir yatırım yaptığı kanısında. 2018 Dünya Kupası öncesi kadrosunu gençleştirerek yeniden yapılanma sürecine giren Almanya Ulusal Futbol Takımı'nın, Antonio Conte'nin elinde gelişimini sürdürecek olan Antonio Rudiger'den fazlasıyla katkı alacağı kanısında. Miroslav Klose'yi bu kanıya sürükleyen en önemli husus ise Antonio Conte'nin oyuncuların gelişim sürecindeki pozitif katkısı.

Antonio Rüdiger transferi ile defans bloğuna derinlik kazandırma hedefinda olan Chelsea, 6 Ağustos Pazar günü Community Shield Kupası maçında ezeli rakibi Arsenal ile karşılacak.

2 Ağustos 2017 Çarşamba

Liverpool v Bayern Münih Maç Analizi


Almanlar'ın şampiyonunu 3-0 ile geçen Liverpool'u tutmak çok zor.

Geçtiğimiz hafta sonu oynanan maçta Hertha Berlin'i 3-0 ile geçen Liverpool, dün akşam oynanan maçta ise bu kez çok daha güçlü bir rakip olan Bayern Münih'i yine 3-0'lık skorla geçti. Audi Kupası kapsamında rakibinin sahasında oynayan Liverpool, Almanlar'ın son şampiyonu ilk 11'de Franck Ribery, James Rodriguez, Thomas Muller ve Robert Lewandowski gibi hücum silahlarıyla başlamasına rağmen kalesini gole kapamayı başardı. Bununla yetinmeyip rakibine 3 gol attı ve en az bir o kadarını da kaçırdı.

Jurgen Klopp yönetiminde sahaya 4-3-3 dizilişi ile çıkan Liverpool savunmasında, kalede Simon Mignolet'in yerine Loris Karius, sağ bekte Alexander-Arnold, sol bekte sürpriz bir şekilde Alberto Moreno ve savunmanın göbeğinde ise Joel Matip ve Dejan Lovren ikilisi vardı. Sürpriz olarak 11'de başlayan sol bek Alberto Moreno takımın en iyilerinden birisi olurken, savunma katkısının yanı sıra kontra ataklarda oldukça etkili oldu. Alberto Moreno belki de Liverpool kariyerindeki en etkili olduğu maçı oynadı.
Sağ bek pozisyonunda oyuna başlayan 18 yaşındaki Akexander-Arnold ise Frank Ribery gibi bir dünya yıldızına adeta nefes aldırmadı.

Orta sahada oyun kurucu Philippe Coutinho, takımın lideri Jordan Henderson ve dinamosu Emre Can üçlüsüyle sahaya çıkan Liverpool'un ileri ucunun sol açığında Sadio Mane, sağ açığında Mohamed Salah ve ileri ucunda Roberto Firmino görev aldı.

Philippe Coutinho, Sadio Mane, Mohamed Salah ve Roberto Firmino dörtlüsü ilk kez aynı anda oynamalarına rağmen pas trafiği ve özellikle hızlı hücumlardaki etkinlikleri ile göz kamaştırdılar.

Maçın Yıldızı Kimdi?

Senegalli Sadio Mane attığı golün yanı sıra oyunda kaldığı ilk yarı boyunca şık hareketleri ile takımının en iyi oyuncusuydu. Gerçi Liverpool adına dün akşam sahada kötü performans sergileyen bir oyuncu yoktu. Dün akşama dair Liverpool cephesinde kötü olan tek şey, oyuna girdikten 15 dakika sonra maçın sonucunu tayin eden golü atan Daniel Sturridge'ın bir kez daha sakatlanması idi. Sürati, çalım yeteneği ve üstün yeteneklerine rağmen sürekli yaşadığı sakatlıklardan ötürü hiç bir sezon istenilen patlamayı gerçekleştiremeyen Daniel Sturridge dün attığı gol öncesi soğukkanlı bir şekilde ofsayta düşmekten kendisini kurtardı ve 40 metre kadar attığı depar sonrası topun dibine müthiş girerek golü buldu. Ancak o depar sırasında arka adalesinden sakatlanmış olsa gerek ki hem aşırtma vuruşu yaparken hem de gol sonrası sevincinde yüzünde ciddi bir acı vardı. Durum böyle olunca da golden sonra oyundan alınmak zorunda kaldı.

Yaz hazırlık döneminde ve özellikle dün akşam oynanan maçta kanat hücumlarındaki etkinliği ve süratli hucumları ile göz kamaştıran Liverpool, bu akşam Audi Kupası Finali'nde dün Napoli'yi 2-1 ile geçen Atletico Madrid ile karşılaşacak.

Atletico Madrid – Liverpool maçı hangi kanalda?
tletico Madrid – Liverpool maçı bu akşam saat 21:30'da tivibuspor 77. kanaldan canlı yayınlanacak.

1 Ağustos 2017 Salı

Galatasaray ve Fernando Hakkında



Tam adı Fernando Francisco Reges olan Brezilya doğumlu orta saha oyuncusu geçtiğimiz günlerde 30. yaş gününü kutladı. 1.83 boyundaki Fernando'nun asıl mevkisi orta sahanın ortası ve ön libero pozisyonları olup, Manchester City'de geçirdiği 3 sezonun ilk 2'sinde bu pozisyonda düzenli olarak görev aldı diyebiliriz. Söz konusu 2 sezon boyunca Fernando rakip hücumlarda çok kesici bir rol üstlenmese de, sürekli koşan ve mücadeleden sakınmayan bir oyun anlayışı sergiledi. Rakip takımların duran top organizasyonlarında Fernando'nun sıkça defansını rahatlatan kafa vuruşlarına şahitlik ettik. Aynı Fernando takımı hücuma çıkarken, kendi cezasahası ve çevresinde orta sahaya dönük verdiği seri ve isabetli paslarla da birçok kontra atağın hazırlayıcısı oldu.

Manchester City'nin başına geçtiğimiz sezon başı getirilen Pep Guardiola sonrası 38 maçlık Premier Lig serüveninde yalnızca 5 kez ilk 11'de sahaya çıkma fırsatı bulan Fernando, takımın orta sahasının merkezinde Fernandinho ve Yaya Toure ikilisinden formayı kapma başarısı gösteremedi. Bu yüzden Fernando için 2016-2017 sezonunda övgüyle bahsedebileceğimiz maç sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Tabii burada Fernando'nun performansı kadar, biraz önce yukarıda belirttiğiniz Pep Guardiola'nın gelişi de yolların ayrılmasında önemli rol oynadı. Pep Guardiola takımın savunma hattına dair radikal değişikliklere giderek, takımda önemli bir rol üstlenen ve kaptanlık pazubandıyla da sıkça sahada gördüğümüz Aleksandar Kolarov'un yanı sıra, sol bekte iyi işler çıkaran Gaël Clichy ve vasat bir sezon geçiren sağ bek Bacary Sagna ile yollarını ayırdı. Son olaraktan bu takımda yıllardır varını yoğunu ortaya koyan bir diğer savunmacı Pablo Zabaleta'nın da yine takımdan ayrılan bir diğer önemli savunmacı olduğunu ifade etmekte fayda var.

Yazımızı toparlamak gerekirse, savunma hattı ve orta sahanın savunmaya dönük yüzünde revizyona gitme kararı alan Pep Guardiola'dan ötürü Manchester City ile yollarını ayıran Fernando için isabetli bir transfer demek mümkün. Hala Premier Lig'de birçok kalburüstü takımda doğrudan 11'de forma giyebilecek enerji ve kaliteye sahip olan Fernando, ülkemize gelen ve miadı dolmuş olan birçok yabancı yıldızın aksine hala takıma fazlasıyla katkı sunabilecek bir orta saha oyuncusudur. Orta sahanın ortası ve önlibero pozisyonlarının yanı sıra sağ bek pozisyonunda da görev alabilen Fernando, Galatasaray savunmasına vereceği katkının yanı sıra, orta sahadaki pas alışverişini süratlandırabilecek kapasiteye sahiptir.

Barcelona'dan Coutinho'da Israrcı



Liverpool'un Brezilyalı Yıldız Oyuncusu Coutinho İçin Yeni Bir Teklif Geliyor!

İspanyol devi Barcelona, Liverpool'un Brezilyalı orta saha oyuncusu Philippe Coutinho transferindeki ısrarını devam ettiriyor. Hatırlanacağı üzere, Barcelona yakın zamanda önce 80 milyon Avro, daha sonra ise 100 milyon Avro'luk 2 ayrı teklif ile Liverpool'un kapısını çalmıştı. Liverpool'un her 2 teklifi de reddetmesine rağmen Barcelona'nın birkaç gün içerisinde daha uçuk bir teklif ile yeniden şansını deneyeceğine kesin gözüyle bakılıyor.

Neymar'ın Transferi Kilit Rol Oynuyor

Barcelona'nın 25 yaşındaki dünya çapındaki yıldızı Neymar'ın 222 milyon Avro gibi dudak ısırtan bir bonservis bedeli karşılığı Paris Saint-Germain kulübüne transferine artık kesin gözüyle bakılıyor. Neymar'ın kendisini çok daha fazla kanıtlamak istediği ve bu doğrultuda tek başına liderlik yapabileceği bir takıma transfer olmak istediği son aylarda sıkça dile getiriliyordu. Barcelona kulüp yetkilileri Neymar'ın Katalan ekibinde mutlu olduğunu ifade ederek, Brezilyalı yıldızın satılmayacağını iddia etmelerine rağmen bu transferin bu hafta içi sonlanması bekleniyor.

Neymar'ın olası bir transferinde Barcelona'nın bu boşluğu bir başka Brezilyalı Philippe Coutinho ile doldurması bekleniyor. Bu doğrultuda bu transferin gerçekleşmesi bir nevi Neymar'ın transferine bağlı durumda.

Philippe Coutinho Kimdir?

Tıpkı Neymar gibi Brezilyalı ve 25 yaşında olan Philippe Coutinho geçtiğimiz sezon Premier Lig'de 13 gol ve 7 asistlik bir performansla oynadı. Neymar gibi hücum hatının solunda oynamayı seven Coutinho'nun uzaktan şutları, bitirici ara pasları, çalım yeteneği ve duran toplardaki etkinliği en belirgin özelliklerinden.

2013 Ocak ayında Inter Milan'dan 12 milyon Avro civarı bir bonservis bedeli karşılığı Liverpool kadrosuna katılan Philippe Coutinho, takımının geçtiğimiz hafta sonu Hertha Berlin ile oynadığı hazırlık maçına kaptan olarak çıktı.

31 Temmuz 2017 Pazartesi

Matic Adım Adım United'a Doğru..


" Bize Gelmek İçin Can Atıyor! "

Jose Mourinho'dan Eski Oyuncusuna Dair Çarpıcı İddia

Chelsea forması giyen ve orta sahanın ortasında defansa dönük oynayan 28 yaşındaki Sırp oyuncu Nemanja Matic hakkında eski menajeri tarafından çarpıcı bir iddia ortaya atıldı. Manchester United'ın menajeri Jose Mourinho, Chelsea'de birlikte çalıştığı Nemanja Matic'in Manchester United'a transfer olmak için adeta can atığını iddia etti. Portekizli teknik adam, Nemanja Matic'in bir kez daha kendisiyle birlikte çalışmak için adeta can attığını ifade etmesinin yanı sıra, Sırp orta saha oyuncusunun bu kadar istekli olmasının bu transferin bitmesine olasılık sağladığını ancak futbolda son dakika sürprizlerinin yaşanabileceğine dikkat çekti.

Nemanja Matic Kimdir?

1 Ağustos 1988 doğumlu, 1 metre 94 santim boyunda olan Sırp Nemanja, Matic orta sahanın ortasında ve ön libero pozisyonlarında oynamaktadır. Geçtiğimiz sezon Premier Lig'de 30'u ilk 11'de olmak üzere 35 maça çıkan Sırp oyuncu hava hakimiyetinin yanı sıra uzun boyuna rağmen teknik paslarıyla da dikkat çekiyor.

2011 Ocak ayında Chelsea ile Benfica'nın anlaşması sonucu 5 milyon Sterlin'den daha az bir bonservis bedeli karşılığı David Luiz ile takas ettirildi. 3 sene sonra yine bir Ocak ayında ancak bu kez 4.5 katı kadar fazla bir bedele tekabül eden 21 milyon Sterlin'lik bonservis bedeli karşılığı yeniden Chelsea'ye transfer oldu. Jose Mourinho tarafından Chelsea macerasını başarıyla tamamlamak adına bir şans daha tanınan oyuncu, Chelsea'nin şampiyonluğunda önemli rol oynadığı 2014-2015 sezonu sonunda ada futbolunun en prestijli ödüllerinden birisi olan Profesyonel Oyuncular Sendikası'nın Altın 11'ine seçilme başarısı gösterdi.

Nemanja Matic Manchester United'ta Başarılı Olur mu?

Büyük bir dünya yıldızı kategorisinde olmasa da, Nemanja Matic'in orta sahada aldığı sorumluluk, rakip hücumlarda gösterdiği mücadeleci oyun yapısı ve akıl dolu ara paslarıyla hücumlara şekil vermesi onu son derece önemli bir oyuncu yapıyor.

Chelsea orta sahasının göbeğinde N'Golo Kante gibi bir enerji küpü ve Cesc Fabregas gibi bir lider olmasına rağmen Manchester United'ın aynı bölgede tecrübeli ancak 36 yaşın getirdiği bir fiziksel düşüş yaşayan Michael Carrick ile transfer edildiği ilk günden itibaren yeterliliği tartışma konusu olan Marouane Fellaini var.
Orta sahada Ander Herrera bu ikiliye nazaran çok daha fazla forma şansı bulacaktır ama olası bir Nemanja Matic transferinde Paul Pogba çok daha verimli olduğu şekilde, geriden ileriye serbest çıkışlar yapabilecektir. İşte bu noktada bahsi geçen 40 milyon Sterlin'lik bonservis bedeli, bu sezon mutlak suretle Premier Lig Şampiyonluğu'nu isteyen Manchester United için hiç de abartı bir rakam sayılmayacaktır kanısındayız.

Manchester United Kimleri Transfer Etti?

Jose Mourinho yönetimindeki Manchester United, 2017-2018 sezonu öncesi yaz transfer döneminde Benfica'dan defans oyuncusu Victor Lindelof'u 31 milyon Sterlin karşılığı satın alırken, Everton'ın golcüsü Romelu Lukaku'yu kadrosuna katmak için ise 75 milyon Sterlin gibi önemli bir bonservis bedeli ödedi.

8 Mart 2017 Çarşamba

Bir Zamanlar 'Fergie Time' Vardı Yahu?!?


     Manchester United ve aynı zamanda dünya futbol tarihinde ender rastlanabilecek bir uzun soluklu, istikrar dolu başarı hikayesinin sahibi Sir ünvanlı Alex Ferguson'u tanımayanımız yoktur. Ada futbolunu biraz daha yakından takip edenler Sir Alex Ferguson'un yanı sıra 'Fergie Time' adı verilen ve adeta Ferguson ile bütünleşen uzatma dakikalarını da mutlak suretle duymuştur.

     Takvimler 10 Nisan 1993'ü gösterirken yeniden dizayn edilen ve Premier Lig adını alan İngiltere'nin yerel bazdaki en üst düzey liginde Manchester United'ın konuğu Sheffield Wednesday idi. Konuk ekibin 1-0 üstünlüğü ile girilen son 4 dakikada kaptan Steve Bruce savunmadan ileri çıkıyor ve akıl dolu bir kafa golü ile skor tabelasını 1-1'e getiriyordu. Maçın hakemi Mike Peck maçın normal süresine tam 7 dakika 16 saniye ekliyordu ve uzatmaların bitimine saniyeler kala kaptan Steve Bruce bir kez daha sahne alıyor, sağ kanattan gelen ve rakip savunmadan seken topu yine bir kafa vuruşu ile rakip ağlara yolluyordu.

2-1 kazanılan maç aynı zamanda uzun seneler konuşulacak ve son senelerde adeta resmi bir futbol terimi hüviyeti kazanmış olan 'Fergie Time' yani 'Ferguson'un Dakikaları' tabirinin, daha da açmak gerekirse özellikle Sir Alex Ferguson'un talebeleri yenikken fazlaca verildiği iddia edilen uzatma dakikalarının da başlangıcı oluyordu.

 



Uzatmalar Hep United'a mı Yaradı?

     Bu konuda Sir Alex Ferguson döneminde Manchester United ve başlıca rakiplerinin ortalama dakikalarını gösteren istatistiklere göz atarak fikir edinmeye başlayabiliriz. Manchester United bir Premier Lig maçında öndeyken maçın ortalama oynanma süresi 93 dakika 18 saniye, skor olarak gerideyken ise 94 dakika 37 saniye.

Premier Lig'in ilk seneleri pek de iddialı olmayan ancak özellikle kulübün Roman Abromovich tarafından satın alınmasının ardından son 12 sezonda 4 şampiyonluk yaşayan Chelsea'nin ise o senelerde önde olduğu maçlarda ortalama 93 dakika 12 saniye oyun oynanırken, skor olarak geride olduğu maçların ortalama süresi ise yalnızca 92 dakika 41 saniye idi. Yani Chelsea gerideyken kendilerine Manchester United'a oranla çok daha az uzatma dakikası, dolayısıyla kalan kısıtlı zamanda çok daha az maçı çevirebilme şansı verilmişti. ( Paragrafın başında da vurguladığım üzere, bu istatistik Sir Alex Ferguson dönemini içermektedir. )

     Manchester United'ın skor olarak önde ve gerideyken verilen uzatma dakikaları arasındaki fark kendi lehlerine 79 saniye iken, bu süre Liverpool'da 56 saniye, Manchester City'de 50 saniye, Tottenham Hotspur'da 25 saniye, Arsenal'da 18 saniye ve Chelsea'de ise aleyhte olarak -31 saniye olarak dikkat çekmekte.


     'Fergie Time' olarak algılanmaya başlanılan uzatma dakikalarında Sir Alex Ferguson yönetimindeki Manchester United, 1992 - 2013 yılları arasında tam 81 gol buldu. Yine Sir Alex Ferguson yönetimindeki Manchester United, Premier Lig dışında da, özellikle 1999 Şampiyonlar Ligi Finali'nde Bayern Münih karşısında 1-0 yenik girilen 3 dakikalık uzatmaların 91. dakikasında Teddy Sheringham, 93. dakikasında ise Ole Gunnar Solskjaer ile bulduğu gollerle kupaya uzanması unutulması güç geri dönüşler arasında yer almaktadır.


Ancak dünyanın hemen hemen her liginde olduğu üzere Premier Lig'de de şampiyonluğa oynayan kulüplere hakemlerin biraz daha toleranslı yaklaştığı gerçeğini inkar edemeyiz. Bu doğrultuda uzatmaların yalnızca Alex Ferguson yönetimindeki Manchester United'ın kurtarıcısı değil, birçok büyük kulübün uzatma dakikalarında puan yahut puanları kaptığını da kabul etmemiz gerek. Buna en çarpıcı örnek olarak, Roberto Mancini yönetimindeki Manchester City'nin ligin son maçında Queens Park Rangers karşısında 5 dakika gösterilen uzatmaların 92. dakikasında Edin Dzeko'nun kafa vuruşuyla skoru 2-2'ye getirip, 94. dakikada Sergio Agüero ile hem maçı hem de Premier Lig Şampiyonluğu'nu kazanmasını gösterebiliriz.
Ayrıca ağırlıklı olarak mesleği bırakmış olan birçok hakemin 'Fergie Time' iddiasını çürütürcesine oyun kuralları ve duraksamaların gerektiği şekilde uzatma dakikalarını ilave ettiğini ifade ettiğini belirtelim. Tüm bunlara bir de komik bir dip not düşmek gerekirse, Sir Alex Ferguson'un saatine bakarken aslında gerçekten kaç dakika kaldığına hiç aldırış etmediği, bunu stratejik bir hamle olarak yaptığını itiraf ettiğini yazmak isterim.

Artık Ferguson Yok, 'Fergie Time' Yok, Uzatma Dakikalarında ise Umut Yok!    


     Manchester United'ın Sir Alex Ferguson sonrası son birkaç senedir fazlasıyla bocaladığı gerçeği ortada. Bu sezon takımı çalıştıran Jose Mourinho da istenilen çıkışı sağlayamadı ve kulübün yakın zamana dek estirdiği o fırtınadan hala eser yok. Manchester United'ın skor olarak önde olmadığı maçlarda hala yeterince fazla uzatma dakikası verilmesine rağmen artık o 'Fergie Time' diye iddia edilen büyülü dakikalardan bahsetmek mümkün değil. Öyle ki bu hafta sonu kendi saha ve seyircisi önünde Bournemouth ile 1-1 berabere kalan Manchester United, maça 5 dakika uzatma ilave edilmesine rağmen maçı çevirmesini beceremedi.

     5 dakika gösterilen uzatmalarda Paul Pogba ile 2 net gol pozisyonundan yararlanamayan Manchester United'ta benim gözlemlediğim en büyük problem, eskiden uzatmalar 3 dakika bile gösterilse " 'Fergie Time' başladı, hadi arkadaşlar biz bu maçı çeviririz. " diye şaha kalkan umutların yeşeremez hale bürünmesi. Manchester United bahsettiğimiz son Bournemouth maçı da dahil olmak üzere zaten birçok maç sahada yeterli gol pozisyonlarını yakalıyor ancak eskiye nazaran tek fark, atamadıkları sürece hem bencilleşen hem de savruklaşan bir oyun anlayışına giriliyor.

     Başta Zlatan Ibrahimovic olmak üzere Paul Pogba ve birkaç hücum oyuncusu maçın başından başlayarak, özellikle gole ihtiyaç duyulmaya başlanan son dakikalarda artmak üzere kurtarıcı rolünü üstlenmek için birbirleriyle yarışıyorlar ve o aranılan golü kendi başlarına atabilmek adına birçok pozisyonu cömertçe harcıyorlar kanısındayım.

     Geçtiğimiz hafta Manchester United'ın başında kazandığı İngiltere Lig Kupası ile teknik adamlık kariyerindeki 19. büyük kupasını kazanmış olan Jose Mourinho, tüm bu kupalara ve özgüvenine rağmen saha içini çok iyi kontrol edemiyor gibi gözüküyor. Aktif futbol hayatına devam eden golcüler arasında en iyi 5 içinde gösterilen Zlatan Ibrahimovic, 21 yaş altındaki bir oyuncuya tarih boyunca ödenmiş olan en yüksek bonservis bedeliyle kadroya katılan Anthony Martial, yeryüzünün en pahalı transferi ünvanına sahip Paul Pogba ve hatta geçen sezonki müthiş çıkışına, genç yaşına rağmen birçok pozisyonu çok fazla zorlayan Marcus Rahford gibi isimlerin saha içerisinde fazla bencil davrandıklarına şahit oluyoruz. Bu bencillik bazen olur olmaz yerlerden atılan şutlar, ezbere verilen paslar yahut olmayacak çalım denemeleri ile müsait pozisyondaki takım arkadaşına atılmayan paslar gibi savruk bir oyun anlayışına da dönüşebiliyor.
Saydığım bu isimlerin her birinin ayrı birer yıldız oyuncu kategorisinde olduğunu, bu şekilde tercih haklarının fazlasıyla doğal olduğunu mırıldananlara, yıldız oyuncu statüsünde olmasının takım oyunu anlayışının önüne geçmeye başladığında, Sir Alex Fergıson tarafından atılan kramponun kaşını açtığı David Beckham örneğini hatırlatmak isterim. :)

6 Mart 2017 Pazartesi

West Ham v Chelsea Derbisi Öncesi Londra'dan Bilgiler


Londra Temsilcileri Kılıçları Çekti Bekliyor!

Bu gece Londra Derbisi'nde West Ham lider Chelsea'yi konuk ediyor.

Premier Lig'de 27. haftanın kapanış maçında bu gece saat 23:00'te 2 Londra temsilcisi karşı karşıya gelecek. Maç her ne kadar West Ham'ın kendi sahasında oynanacak olsa da, kulübün 112 senedir maçlarına ev sahipliği yapan Boleyn Ground / Upton Park'tan 2012 Olimpiyat Oyunları için yapılan Londra Stadı'na geçişinde bir hayli bocaladığını belirtelim. Yeni stadında ilk sezonunu geçiren West Ham bu sezon Premier Lig'de kendi sahasında ilk kez üst üste 2 lig maçını kazandığında takvimler 17 Aralık'ı gösteriyordu.

Premier Lig'de bu sezon fırtına gibi esen Chelsea, sene içerisinde West Ham'ın yeni stadına konuk olmuştu ve mükemmel bir seyir zevki olan Lig Kupası maçında rakibine 2-1'lik sonuçla boyun eğerek kupaya veda etmişti.
Ancak aynı Chelsea Premier Lig'de bu sezon oynadıkları ilk maçta kendi saha ve seyircisi önünde oldukça tartışmalı hakem kararları sonrası West Ham'ı 2-1 yenmesini bildi. Seyirci demişken, söz konusu maçta Diego Costa'nın 89. dakikada ceza sahası dışından gerçekleştirdiği vuruş sonrası gelen gol, sezonun ilerleyen haftalarında sıkça rastlayacağımız Antonio Conte'nin tribünlerle fiziksel olarak buluşacağı gol sevinçlerinin de perdesini aralamış oldu.

Günümüze, bu gece oynanacak maça dönecek olursak, konuk Chelsea'nin 1 maç eksiğine rağmen en yakın rakibinin 7 puan üzerinde olduğunu hatırlatmakta fayda var. Ancak Chelsea'nin Premier Lig'de oynadığı son 2 deplasmanda Liverpool ve Burnley ile 1-1 berabere kalmış olması West Ham'ın cesaretini arttırdığı gibi, başta en yakın takipçisi Tottenham Hotspur olmak üzere şampiyonluk yarışındaki rakiplerinin de tüm dikkatlerini bu maça çevirmesine sebep oluyor.

Sakat ve cezalı oyuncular kimler?

Slaven Bilic yönetimindeki West Ham cephesinde pivot santrafor Andy Carroll bu sezon yine sakatlıklarla boğuşuyor ancak oynadığında da sahada iz bırakabiliyor ve bu gece 11'de başlaması bekleniyor.
Kale haricinde her pozisyonda oynayabilen ve orta sahanın sağına geçtiğinde oldukça başarılı imza atan, ligde 8 golü, 3 de gol pası bulunan Michail Antonio ise kırmızı kart cezalısı olduğundan takımını yalnız bırakacak.

Ev sahibi ekipte son aylarda stoper bölgesindeki yerini garantilemiş olan İtalyan savunma oyuncusu Angelo Ognonna da sakat olduğu için bu gece kadroda yer almayan bir diğer önemli isim olduğunu belirtelim.

Konuk Chelsea cephesinde ise top cambazı Eden Hazard'ın ufak bir sakatlığı söz konusu ancak maç saatine dek sıkıntının giderileceği ifade ediliyor.

West Ham Muhtemel Diziliş ve 11'i :
Randolph
Kouyate - Fonte - Reid - Cresswell
Noble - Obiang - Feghouli - Snodgrass - Lanzini
Carroll (Ayew)

Chelsea Muhtemel Diziliş ve 11'i :
Courtois
Azpilicueta - Luiz - Cahill
Moses - Kante - Fabregas (Matic) - Alonso
Pedro (Willian) - Costa - Hazard

Bizleri nasıl bir maç bekliyor?

West Ham'ın rakibine karşı ligde pek şansı tutmuyor. Premier Lig'de Chelsea'yi konuk ettikleri son 10 iç saha maçında yalnızca 2 galibiyet alabildiler ve bu 10 iç saha maçında tam 7 kez sahadan mağlup ayrıldılar.
Premier Lig'de her 2 ekip arasında oynanan son 21 maçta ise Chelsea 15 kez galip gelirken, West Ham ise bu 21 maçta yalnızca 2 kez sahadan 3 puan ile ayrıldı.

Ancak Chelsea bu sezon kendi şehri olan Londra'da rakip sahada oynadığı 3 Premier Lig maçında Arsenal ve Tottenham'a yenilirken, Crystal Palace karşısında ise galip geldi. Bu 3 maça bir de kupada misafir olduğu West Ham maçını da ekleyecek olursak, bu sezon Londra'da konuk olarak çıktığı 4 maçın 3'ünde yenildiklerini görüyoruz.

Bu tablo West Ham lehine gözükse de, ev sahibi West Ham'ın ise bu sezon Premier Lig'de altığı 9 galibiyetin 9'unu da ligde ilk 10 sıralamasında yer almayan ekiplere karşı aldığını da vurgulamakta fayda var.

Toparlamak gerekirse, bizleri bu gece yine bol pozisyonlu bir maçın beklediğini düşünmekle beraber, Lig Kupası maçında çıkan tribün olaylarının tekrarlanmamasını temenni ediyorum ve bu maçta West Ham'ın da reaksiyon verebileceğinden yola çıkarak sizlere 3 ve üzeri gol bahsini önermek istiyorum.

West Ham v Chelsea maçı ne zaman?

West Ham v Chelsea maçı 6 Mart 2017 Pazartesi günü saat 23:00'te oynanacak.

West Ham v Chelsea maçı hangi kanalda?

West Ham v Chelsea maçı 6 Mart 2017 Pazartesi günü saat 23:00'te Digiturk kanal 79, D-Smart kanal 78 ve TurkcellTv Kanal 1'de canlı yayınlanacak.

28 Ocak 2014 Salı

Mersey Nehri'nin Bir Halicini, İki Ayrı Rengini Yansıtan Derbi (28.1.14)

         

                       


           Mersey adı verilen bir nehir, 2 takımı ve birçoğu akraba olan 2 takım taraftarlarını birbirinden ayırarak, Liverpool v Everton maçlarının yani Merseyside Derbisi'nin ilham kaynağı ve isim babası olmuştur. Tarihsel süreci oldukça derin olan bu derbide, Liverpool tarafı Kırmızılar ve liman işçilerini temsil ederken, Everton tarafı ise Maviler ve kraliyetçileri temsil etmektedir.


           1894 senesinden bu yana süregelen bu derbinin hikayesi oldukça ilginçtir. Liverpool şehrinde ilk olarak 1878 senesinde hem kilise hem de kiliseye sıkça uğrayan kitle tarafından St. Domingo Futbol Kulübü kurulmuştu. Bu kulüp daha sonraları ise semtin kulübü hüviyetini kazanıyor ve  Everton Futbol Kulübü olarak isim değiştiriyordu.
Everton Futbol Kulübü, 1888 senesinde kurulan ilk resmi ligde kurucu üyeler arasında yer alıp, 2 sezon sonra ilk şampiyonluğunu ilan ediyordu.

          Kulübün sahibi konumundaki John Houlding'in ticari bazı manevralarına tepki olarak, Everton takımı Anfield Road'tan Goodison Park'a geçiş yapıyordu. Bu duruma oldukça öfkelenen John Houlding ise sahibi olduğu arsada maç oynatmaya devam edip, hem kira geliri hem de diğer gelirlerden yoksun kalmamak adına 1892'nin haziran ayında Liverpool Futbol Kulübü'nü kuruyordu


          Liverpool alt liglerde başladığı mücadelesinde kısa sürede büyük başarılara imza atarak, en üst seviye lige tırmanmasını başarmıştı. 1993'te Premier Lig adını alan ve futbol dünyasına muazzam bir şekilde pazarlanan bu organizasyonda hala şampiyonluğu bulunmamasına rağmen, kulüp müzesinde 18 Lig Şampiyonluğu Kupası olduğunu anımsatmakta fayda var. 

          Liverpool'un logosunda Pers mitolojisinden gelen kırmızı bir anka kuşu bulunmaktadır. Bu efsanevi simgenin yanı sıra KOP tribünü adı verilen, oldukça sadık taraftarlardan oluşan bir kale arkası tribününe sahiptirler. 
1900 senesinde Güney Afrika'ya sömürü düzenini getirmek için 2. Boer Savaşı'nda çarpışan İngilizler, Smion Kop adı verilen bir tepede en şiddetli çatışmaların içerisinde yer alıp, büyük kayıplar vermişti. Bu tepeyi korumakla yükümlü olan ve bu savaştan sağ olarak ülkelerine dönen askerler, Liverpool maçlarında, kale arkasında maçı izledikleri ufak tepeciğe KOP ismini vermişlerdi. 
Tarihsel olarak büyük bir maziye sahip olan KOP tribünleri, iyi günde olsun kötü günde olsun, hep bir ağızdan, gırtlaklar patlarcasına söylenen You Will Never Walk Alone ( Asla Yalnız Yürümeyeceksin ) tezahuratı ile birçok tribüne ilham kaynağı olmuştur.

          Liverpool'u bu kadar anlatıp da düşman kardeşi Everton'ı es geçmek olmaz tabii ki. Aslında düşman tabirini kullandığıma pek aldanmayın. Liverpool şehrinde bu rekabeti her köşede hissetmek mümkünken, yine bu 2 rakip tarafın birbirlerinin var olmasından son derece memnun olduğu gerçeğini de kimse inkar edemez. 
Şu an en üst seviye liglerde en çok oynama rekoru tam 190 seneyle Everton'a aittir. En üst seviye lig statüsünde tam 9 şampiyonluğa sahip olan maviler, 5 kez de dünyanın en eski ve en prestijli yerel kupası olarak adlandırılan İngiltere Federasyon Kupası'nı kazanmıştır. 

          Kulübün ambleminde, 1800'li yılların İngiltere'sinde ertesi sabah yargıç önüne çıkacak ağır suçlu olmayan kişileri, yargıdan önceki gece bir nevi nezarethane misali  ağırlayan tarihi bir kule vardır. Yine kulüp logosunda Latince " Nil Satis Nisi Optimum " yazmaktadır. Birçoğuna göre Liverpool'a ithaf edilen bu yazı, " Sadece en iyi olan yeterince iyidir. " tadında bir anlam taşımaktadır.
              
                                         
          Biraz da işin taktik teknik kısmına dönecek olursak, ev sahibi Liverpool'un geçtiğimiz sezonu ile bu sezonu arasında büyük farklılıklar var. Brendan Rodgers isminin arkasında durulması ve ona gösterilen sabır meyvelerini vermeye başladı. Ligde son 5 haftadır inişli çıkışlı bir form grafiği çizmelerine rağmen, 1993'ten bu yana izlediğimiz Liverpool'dan gerek sahadaki öz güven gerekse toplanılan puan olarak çok farklı olduklarını rahatlıkla gözlemleyebiliriz. 
Rodgers'ın son 5 Premier Lig maçında 2 mağlubiyet ve 1 beraberlik almasında Chelsea ve Manchester City ile deplasmanda oynaması gerekçesi kadar özellikle kaptan Steven Gerrard'ın pozisyonu üzerinde oynaması da etkiliydi kanısındayım. Yaşayan bir Liverpool efsanesi olan Gerrard'ı forvetin hemen arkasına, sağ kanata, orta sahanın ortasına ve hatta sağ beke koyabilirsiniz ancak onu bir kademe daha geriye çekerek, bir nevi Andre Pirlo modeli yaratmaya çalışırsanız, kaptanı oyundan koparmış olursunuz. Sadece kaptanı oyundan koparmakla kalmaz, takımın kimyasını bozarak, özellikle hücum anlamında orta sahada kopukluklar yaşanmasına sebep olursunuz. Liverpool'un neredeyse tüm maçlarını 90 dakika izleyen biri olarak, şu son 5 lig maçını baz alınca, kendimce böyle bir sonuç çıkardım.Hazır Gerrard'tan bahsetmişken, ada futboluna ilk giriş yaptığında büyük sansasyon yapan, tıpkı Gerrard gibi bir Liverpool sembolü olmasını beklediğim ancak özellikle son 1 senedir ortalıkta pek gözükmeyen Raheem Sterling'den kısaca bahsetmek isterim. Kendisi son zamanlarda yeniden 11'de şans bulmaya başladı. 1994 doğumlu bu ele avuca sığmayan çocuğun attığı ortalar biraz daha isabetli olsa ve en önemlisi 11'de ki yerini düzenli koruyabilse, bir zamanların Liverpool efsanesi olan, kanat oyuncusu John Barnes'ın milenyum versiyonu olması işten bile değil.

                                     

         
          Biraz da konuk Everton'ı analiz edecek olursam, İngiltere Federasyon Kupası'nda, Stevenage deplasmanında izlediğim Everton yine taş gibiydi. Yazının en sonunda her 2 takımdaki eksik oyunculara detaylıca değineceğim ancak şimdiden söylemekte fayda var ki, bu akşam 2 ekipte de çok kritik isimler sahada yerlerini alamayacak.
Everton teknik analizime kafamda kurguladığım 11'i paylaşarak detaylandırmak isterim.


          Kalede her zamanki gibi güven veren Tim Howard olacaktır. Kale konusunda bu sezon Liverpool'un da Simon Mignolet sayesinde çok rahatladığı bilgisini de bir dip not olarak düşmek isterim. 
Sağ bekte bu sezonun en iyi çıkış yapan oyuncularından olan Seamus Coleman'ın durumu maç saatinde netlik kazanacağından o bölgede John Stones oynayabilir. Coleman ile o kanatı hem defansta hem de hücumlarda maksimum performansta kullanan Everton adına, Coleman'ın maç saatine dek iyileşememesi oldukça büyük bir dezavantaj yaratacaktır.
Sol bekte ise tam anlamıyla bir görev adamı olan Leighton Baines yine 11'de başlayacaktır ve ileri geri çalışarak görevini en iyi şekilde yerine getirecektir kanısındayım.
Stoper pozisyonunda ise Slyvain Distin ve Phil Jagielka ikilisi alışılagelmiş şekilde yerlerini alacaktır. Distin'in ufak bir sakatlığı söz konusu ve olur da o oynamazsa o bölgeye ya Stones kaydırılıp, sağ bekte Tonny Hibbert'ı görürüz ya da Distin'in yerine John Heitanga, Antolin Alcaraz'dan herhangi birisi monte edilebilir.
Orta sahanın göbeğinde James McCarthy ve onun bir kademe arkasında tecrübeli Gareth Barry oynayacaktır.

Orta sahada hücum gücü anlamında, sakatlığını atlatıp, maç saatine yetişebilirse Ross Barkley'nin cesur hücum girişimleri + enerjisine, Kevin Mirallas'ın sağ kanattan ceza sahası içerisine sızmaları ve Leon Osman'ın oyunu yönlendiren pasları destek verecektir.
İleride ise Everton'ın bu sezon olmazsa olmazları arasına giren 20 yaşındaki Romelu Lukaku, rakip savunmayı darmadağın eden deparları ve beklenmedik şutları ile tek forvet olarak görev alacaktır.

          Tam 10 sakat oyuncusu  bulunan Everton'da, kulüp tarafından yapılan son açıklamada, 
Phil Jagielka, Sylvain Distin, Seamus Coleman, Steven Pienaar ve Ross Barkley'nin durumlarının maç saatinde netlik kazanacağı bilgisi verildi. Bu 5 oyuncunun olması ya da olmaması hem Everton hem de maçın kaderi açısından olabildiğince büyük önem taşımaktadır. 


Konu hazır Everton'ın sakat oyuncularından açılmışken, ev sahibi Liverpool cephesindeki sakat oyunculardan da bahsetmek istiyorum.
Kırmızılar'da stoper Mamadou Sakho ile Daniel Agger, sağ bek Glen Johnson ile sol bek Jose Enrique ve ön libero Lucas Leiva sakatlıklarından ötürü takımlarını yalnız bırakacak.  

Bu saydığım isimlerin hepsi 11'in değişmez isimleri olduğundan, Kırmızılar adına bu derbi öncesi kan kaybı olabildiğince büyük olacaktır. Orta sahadan Joe Allen'ın durumu ise maç saatinde netlik kazanacak.


                                        
 Bire-Bir İstatistikler :
  • Merseyside Derbileri'nde Liverpool kendi sahasında son 13 maçta 6 galibiyet, 7 beraberlik aldı ve hiç yenilgi yüzü görmedi. Everton adına son Anfield Road galibiyeti, bir dönem Trabzsonspor forması da giyen ve maalesef ırkçı söylemlerin hedefi olan golcü Kevin Campbell'in golüyle 1999 senesinde yaşanmıştı.
  • Everton rakibi karşısında son 6 lig maçında içeride-dışarıda galibiyet alamadı.
  • 1992'de kurulan Premier Lig döneminde oynanan Merseyside Derbileri'nde bugüne dek 20 kırmızı kart çıktı. 
  • Merseyside Derbileri'nin en golcü ismi 7 golle Steven Gerrard.
LIVERPOOL :
  • Kırmızılar kendi sahasında oynadığı son 8 Premier Lig maçından 7 galibiyet çıkartırken, yalnızca Aston Villa ile 2-2 berabere kaldığı maçta puan kaybetti. Ayrıca bu 8 iç saha maçının son 2'sinde 2'şer gol bulurken, kalan 6'sında 3 ve üzeri gol atma başarı gösterdi.
  • Kırmızılar'ın gollerinin %64'ü ilk yarıda geldi ve bu alanda Premier Lig'in en iyisi konumundalar.
  • Kırmızılar'ın gollerinin %29'u kafayla geldi ve bu alanda da Premier Lig'in en iyisi konumundalar.
  • Kırmızılar'ın olağanüstü yeteneklere sahip olmasına rağmen karakteri konusunda olabildiğince fazla eleştiri alan Uruguaylı golcüsü Luis Suarez geçen sezon 23 gol atarken, bu sezon şimdiden 22 gole ulaşmış durumda.
  • Tam anlamıyla bir nokta transferi olan Daniel Sturridge bu sezon 14 maçta 11 gol atmasına rağmen, hiçbir maçta 2 ve üzeri gol atma başarısı gösteremedi.
  • Kırmızılar'ın son 12 Premier Lig maçının tam 11 tanesinde 3 ve üzeri gol atıldı.
  • Kırmızılar'ın stoperi Martin Skertel tam 222 başarılı top kesme müdahalesi ile bu alanda West Bromwich Albionlı Jonas Olsson ile birlikte zirveyi paylaşıyor.
EVERTON :
  • Everton cephesinde Premier Lig'de oynanan son 7 maçta 3 galibiyet ve 4 beraberlik bulurken, bu karnede mağlubiyet bulunmamakta.
  • Deplasmanda 11 gol yediler ve Chelsea ile beraber bu istatistikte ligin zirvesindeler
  • Swansea City'de başlattığı ' total futbol ' anlayışı sonrası Wigan Athletic'in dar kadrosuyla Premier Lig'de verdiği mücadele ve kazandığı İngiltere Federasyon Kupası ile birçoğumuzun takdirini toplayan Roberto Martinez bugün kazanırsa kariyerindeki 100. lig galibiyeti olacak. Martinez'in Premier Lig'de en çok galibiyeti 11 idi ve bu sezonun geri kalanında alacağı tek bir galibiyet bile onun kendi rekorunu kırmasına yetecek.
  • Everton'ın 9 gollü forveti Romelu Lukaku son 9 lig maçında yalnızca 1 gol atabildi ve son 6 deplasmanda gol atma başarısı gösteremedi ancak Liverpool'a bugüne dek 4 lig golü var.
  • Phil Jagielka bugün 11'de sahaya çıkarsa bu onun kariyerindeki 200. Premier Lig maçı olacak.
       

          Birçok kez şahit olduğumuz o kıran kırana Merseyside Derbileri'nden birini daha yaşamak üzere, sizlere son kez Premier selamlarımı sunuyorum.


29 Kasım 2013 Cuma

Chelsea v S'oton | MAÇ ÖNCESİ |


   
( Blog sayfamda 2. kez kendime ait olmayan bir yazı yayınlıyorum. Blog için bu güzel yazıyı hazırlayan değerli dostum Ömer'e teşekkürlerimi iletiyorum. )

          Şampiyonlar Ligi'nde salı günü Basel deplasmanında 1-0 kaybeden Chelsea lige dönüşünde, geçtiğimiz hafta sonu Arsenal deplasmanında ligdeki ikinci mağlubiyetini alan Southampton'ı konuk edecek. Konuk ekip, Jose Mourinho yönetiminde 66 maçtır evinde kaybetmeyen Chelsea'yi devirmeyi başarırsa puan tablosunda rakibini bir hafta aradan sonra tekrar altına almayı başaracak.
Chelsea'de Basel deplasmanında sakatlanan forvet Samuel Eto'o ve ay başındaki Newcastle United maçından beri sakat olan stoper David Luiz forma giyemeyecek. Eto'o'nun alternatifi Fernando Torres form tuttuğundan ve Luiz'in de Gary Cahill gibi başarılı bir alternatifi bulunduğundan bu iki eksiklik de önemli değil. Marco Van Ginkel sezon başında sakatlanıp sezonu kapatmıştı. Southampton'da Arsenal maçını kaçıran stoper Dejan Lovren ve aynı maçta sakatlanan sol bek Luke Shaw'un forma giymesi bekleniyor. İki ismin de oynayıp oynamayacağı maçın kilit noktalarından olacak. Guly Do Prado, Victor Wanyama'nın gelişiyle alternatifleri artan orta alanın ortasında forma giyen Jack Cork ve yedek kaleci Kelvin Davis takımdaki sakat isimler.

            İlk 12 haftalık dilime baktığımızda, Mourinho'nun Chelsea'sinin galibiyet-beraberlik-mağlubiyet sayılarıyla geçtiğimiz sezon çokca eleştirilen Di Matteo'nun Chelsea'sinin aynı istatistiğe sahip olduğu dikkat çekiyor. Bir diğer dikkat çekici nokta ise, Maviler'in bu 12 haftada puan tablosunun üst yarısındakilerle oynadığı 5 maçtan sadece bir galibiyet çıkartabilmesi. ( Everton ve Newcastle United deplasmanlarında kaybederken, Manchester United ve Tottenham Hotspur deplasmanlarında berabere kaldılar. Tek galibiyetleri Manchester City'yi konuk ettikleri karşılaşma. ) Chelsea'nin bu sezonki en büyük sıkıntısı, geçtiğimiz sezon olduğu gibi, forvet mevkisinde bulunuyor. Eto'o, Torres ve Demba Ba'nın ligde toplam 3 golü bulunuyor. Bu istatistiğe rağmen Torres'in geçen sezona göre daha formda bir görüntü çizdiğini belirtelim. Chelsea'yle ilgili bir diğer altı çizilmesi gereken nokta ise Juan Mata sorunu. Mourinho, Mata'nın kendi oyun yapısına uymamasını ve takım topu kaybettikten sonra istediklerini yapamamasını neden göstererek, istediği 10 numaranın Mata olmadığını açıkça dile getirdi. Mourinho'nun tercih ettiği 10 numara ise göz bebeği olan Oscar. Ben de Brezilya'lıyı çok beğensem ve ilerde daha iyi olacağını düşünsem de, yine çok beğendiğim Mourinho'nun, özellikle geçen sezon takımın tüm yükünü sırtlayan Mata gibi bir yeteneği bir çırpıda silip atması tartışılır.

          Southampton, puan tablosundan da anlaşılacağı üzere bu sezon ligin sürpriz ekibi. Aslında geçen sezonki Pochettino etkisi ve bu sezon üzerine koydukları savunmayı düşünürsek sürprizden çok, haklı bir yükseliş diyebilirim. Bu yükselişte tüm takım o kadar pay sahibi ki, isimleri birbirinden ayırmak haksızlık olur. İngiliz Milli Takımı'na kadar yükselen Rickie Lambert, Adam Lallana ve Jay Rodriguez bu dönemde en çok konuşulan isimler oldular. Genç sol bek Luke Shaw, gelecek vaad eden James Ward-Prowse, savunmaya kademe atlatan stoper Dejan Lovren ve takımın gizli kahramanı Morgan Schneiderlin neredeyse kusursuz oynayan isimler olurken; sağ bek Nathaniel Clyne ve zaman zaman hata yapsa da bu sezonki en önemli transferleri Victor Wanyama da bu isimlerin ardından geliyor. Yedikleri 7 golle ligin en az gol yiyen takımı konumundalar. Bu istatistiğin yanında, oyunun temposunu ayarlama konusunda da ligin en iyi takımlarından biri olduklarını düşünüyorum. Buna istatistiklerden varmak mümkün değil, ama birkaç kez izleyenin mutlaka dikkatini çekecek bir nokta.

          Newcastle United deplasmanından hak ettikleri bir mağlubiyetle dönen Maviler, ardından konuk ettikleri West Bromwich Albion'dan aldıkları bir puanı da hakemin son saniyelerdeki penaltı armağanıyla almışlardı. Bu iki karşılaşmanın üzerine konuk oldukları West Ham United deplasmanında, geçen sezon ilk yarıyı 1-0 önde kapatıp maçı 3-1 kaybettiklerini de hesaba katarak, zorlanacaklarını düşünüyordum; ama maçı baştan sona üstün götürerek rahat bir galibiyet aldılar. Lampard'ın önce West Ham United savunmasının hediye ettiği penaltıyı gole çevirmesi, maçın bitimine yakın da açık oyunda ürettiği skor Lampard'ın 10 maç sonra ürettiği skorlar olmaları açısından çok önemliydi. Asıl üstünde durulması gereken ise, oynadığı mükemmel oyunu bir de West Ham United savunmasının hata verdiği pozisyonda golle süsleyen Oscar'dı. Son olarak bu ikiliyle beraber Bermuda Şeytan Üçgeni'ni tamamlayan Eden Hazard'ın da ismini yazalım. Aynı Chelsea'nin hafta içinde konuk olduğu Basel deplasmanında ise tam aksi bir görüntü çizdiğini ve rakip kaleyi bulan bir şutunun bile olmadığını ekleyeyim. Çok kötü geçen bir ilk yarının ardından ikinci yarı oyunu biraz dengeleseler de, bir hızlı hücumda golü kalelerinde gördüler.

          İki hafta önce Stoke kalecisi Asmir Begovic'in kendi ceza sahasından gönderdiği topu içeri alan Southampton kalecisi Artur Boruc, Arsenal deplasmanında da çok büyük bir hata yaptı. Kendisine gelen geri pası çok rahat bir şekilde uzaklaştırabilecekken baskıya gelen Olivier Giroud'ya çalım atmaya çalıştı ve pozisyonun sonunda top Southampton ağlarındaydı. Son dakikalarda Jose Fonte'nin Per Mertesacker'e yaptığı penaltının gole çevrilmesi de skoru belirledi. Southampton'ın hataları dışında maçı Arsenal'e getiren bir diğer faktör ise Wenger'di. Southampton'ın en kritik noktalarından biri olan stoperleriyle orta alanının pas trafiğini iki çizginin arasına oyuncu sokarak bozan Wenger çok akıllıca bir işe imza attı.

          Geçtiğimiz sezondaki fikstürde Chelsea'nin ilk yarıda 2-0'ı yakaladığı karşılaşmada taraflar sahadan birer puanla ayrılmıştı. Bu maçın sonunda da eşit veya yakın bir skor çıkması muhtemel. İstikrarsız Chelsea'nin nasıl bir gününde olacağı, Eto'o'nun yokluğunda 11'de başlaması muhtemel Torres'in performansı, Southampton savunmasında Lovren ve Shaw'un oynayıp oynamayacakları maçın bir tarafa kayıp kaymayacağını belirleyecek faktörler olacaktır. Keyifli bir pazar geçirmeniz dileğiyle, iyi seyirler.