29 Kasım 2013 Cuma

Chelsea v S'oton | MAÇ ÖNCESİ |


   
( Blog sayfamda 2. kez kendime ait olmayan bir yazı yayınlıyorum. Blog için bu güzel yazıyı hazırlayan değerli dostum Ömer'e teşekkürlerimi iletiyorum. )

          Şampiyonlar Ligi'nde salı günü Basel deplasmanında 1-0 kaybeden Chelsea lige dönüşünde, geçtiğimiz hafta sonu Arsenal deplasmanında ligdeki ikinci mağlubiyetini alan Southampton'ı konuk edecek. Konuk ekip, Jose Mourinho yönetiminde 66 maçtır evinde kaybetmeyen Chelsea'yi devirmeyi başarırsa puan tablosunda rakibini bir hafta aradan sonra tekrar altına almayı başaracak.
Chelsea'de Basel deplasmanında sakatlanan forvet Samuel Eto'o ve ay başındaki Newcastle United maçından beri sakat olan stoper David Luiz forma giyemeyecek. Eto'o'nun alternatifi Fernando Torres form tuttuğundan ve Luiz'in de Gary Cahill gibi başarılı bir alternatifi bulunduğundan bu iki eksiklik de önemli değil. Marco Van Ginkel sezon başında sakatlanıp sezonu kapatmıştı. Southampton'da Arsenal maçını kaçıran stoper Dejan Lovren ve aynı maçta sakatlanan sol bek Luke Shaw'un forma giymesi bekleniyor. İki ismin de oynayıp oynamayacağı maçın kilit noktalarından olacak. Guly Do Prado, Victor Wanyama'nın gelişiyle alternatifleri artan orta alanın ortasında forma giyen Jack Cork ve yedek kaleci Kelvin Davis takımdaki sakat isimler.

            İlk 12 haftalık dilime baktığımızda, Mourinho'nun Chelsea'sinin galibiyet-beraberlik-mağlubiyet sayılarıyla geçtiğimiz sezon çokca eleştirilen Di Matteo'nun Chelsea'sinin aynı istatistiğe sahip olduğu dikkat çekiyor. Bir diğer dikkat çekici nokta ise, Maviler'in bu 12 haftada puan tablosunun üst yarısındakilerle oynadığı 5 maçtan sadece bir galibiyet çıkartabilmesi. ( Everton ve Newcastle United deplasmanlarında kaybederken, Manchester United ve Tottenham Hotspur deplasmanlarında berabere kaldılar. Tek galibiyetleri Manchester City'yi konuk ettikleri karşılaşma. ) Chelsea'nin bu sezonki en büyük sıkıntısı, geçtiğimiz sezon olduğu gibi, forvet mevkisinde bulunuyor. Eto'o, Torres ve Demba Ba'nın ligde toplam 3 golü bulunuyor. Bu istatistiğe rağmen Torres'in geçen sezona göre daha formda bir görüntü çizdiğini belirtelim. Chelsea'yle ilgili bir diğer altı çizilmesi gereken nokta ise Juan Mata sorunu. Mourinho, Mata'nın kendi oyun yapısına uymamasını ve takım topu kaybettikten sonra istediklerini yapamamasını neden göstererek, istediği 10 numaranın Mata olmadığını açıkça dile getirdi. Mourinho'nun tercih ettiği 10 numara ise göz bebeği olan Oscar. Ben de Brezilya'lıyı çok beğensem ve ilerde daha iyi olacağını düşünsem de, yine çok beğendiğim Mourinho'nun, özellikle geçen sezon takımın tüm yükünü sırtlayan Mata gibi bir yeteneği bir çırpıda silip atması tartışılır.

          Southampton, puan tablosundan da anlaşılacağı üzere bu sezon ligin sürpriz ekibi. Aslında geçen sezonki Pochettino etkisi ve bu sezon üzerine koydukları savunmayı düşünürsek sürprizden çok, haklı bir yükseliş diyebilirim. Bu yükselişte tüm takım o kadar pay sahibi ki, isimleri birbirinden ayırmak haksızlık olur. İngiliz Milli Takımı'na kadar yükselen Rickie Lambert, Adam Lallana ve Jay Rodriguez bu dönemde en çok konuşulan isimler oldular. Genç sol bek Luke Shaw, gelecek vaad eden James Ward-Prowse, savunmaya kademe atlatan stoper Dejan Lovren ve takımın gizli kahramanı Morgan Schneiderlin neredeyse kusursuz oynayan isimler olurken; sağ bek Nathaniel Clyne ve zaman zaman hata yapsa da bu sezonki en önemli transferleri Victor Wanyama da bu isimlerin ardından geliyor. Yedikleri 7 golle ligin en az gol yiyen takımı konumundalar. Bu istatistiğin yanında, oyunun temposunu ayarlama konusunda da ligin en iyi takımlarından biri olduklarını düşünüyorum. Buna istatistiklerden varmak mümkün değil, ama birkaç kez izleyenin mutlaka dikkatini çekecek bir nokta.

          Newcastle United deplasmanından hak ettikleri bir mağlubiyetle dönen Maviler, ardından konuk ettikleri West Bromwich Albion'dan aldıkları bir puanı da hakemin son saniyelerdeki penaltı armağanıyla almışlardı. Bu iki karşılaşmanın üzerine konuk oldukları West Ham United deplasmanında, geçen sezon ilk yarıyı 1-0 önde kapatıp maçı 3-1 kaybettiklerini de hesaba katarak, zorlanacaklarını düşünüyordum; ama maçı baştan sona üstün götürerek rahat bir galibiyet aldılar. Lampard'ın önce West Ham United savunmasının hediye ettiği penaltıyı gole çevirmesi, maçın bitimine yakın da açık oyunda ürettiği skor Lampard'ın 10 maç sonra ürettiği skorlar olmaları açısından çok önemliydi. Asıl üstünde durulması gereken ise, oynadığı mükemmel oyunu bir de West Ham United savunmasının hata verdiği pozisyonda golle süsleyen Oscar'dı. Son olarak bu ikiliyle beraber Bermuda Şeytan Üçgeni'ni tamamlayan Eden Hazard'ın da ismini yazalım. Aynı Chelsea'nin hafta içinde konuk olduğu Basel deplasmanında ise tam aksi bir görüntü çizdiğini ve rakip kaleyi bulan bir şutunun bile olmadığını ekleyeyim. Çok kötü geçen bir ilk yarının ardından ikinci yarı oyunu biraz dengeleseler de, bir hızlı hücumda golü kalelerinde gördüler.

          İki hafta önce Stoke kalecisi Asmir Begovic'in kendi ceza sahasından gönderdiği topu içeri alan Southampton kalecisi Artur Boruc, Arsenal deplasmanında da çok büyük bir hata yaptı. Kendisine gelen geri pası çok rahat bir şekilde uzaklaştırabilecekken baskıya gelen Olivier Giroud'ya çalım atmaya çalıştı ve pozisyonun sonunda top Southampton ağlarındaydı. Son dakikalarda Jose Fonte'nin Per Mertesacker'e yaptığı penaltının gole çevrilmesi de skoru belirledi. Southampton'ın hataları dışında maçı Arsenal'e getiren bir diğer faktör ise Wenger'di. Southampton'ın en kritik noktalarından biri olan stoperleriyle orta alanının pas trafiğini iki çizginin arasına oyuncu sokarak bozan Wenger çok akıllıca bir işe imza attı.

          Geçtiğimiz sezondaki fikstürde Chelsea'nin ilk yarıda 2-0'ı yakaladığı karşılaşmada taraflar sahadan birer puanla ayrılmıştı. Bu maçın sonunda da eşit veya yakın bir skor çıkması muhtemel. İstikrarsız Chelsea'nin nasıl bir gününde olacağı, Eto'o'nun yokluğunda 11'de başlaması muhtemel Torres'in performansı, Southampton savunmasında Lovren ve Shaw'un oynayıp oynamayacakları maçın bir tarafa kayıp kaymayacağını belirleyecek faktörler olacaktır. Keyifli bir pazar geçirmeniz dileğiyle, iyi seyirler.

12 Kasım 2013 Salı

Sunderland v Man City | MAÇ SONRASI |


          Hafta sonu oynanan ve tüm beklentilerin tam aksi yönünde gelişen, sona eren maçta düşme potasında ki Sunderland kendi sahasında şampiyonluk yarışından erken kopmama mücadelesi veren Manchester City karşısında 1-0'lık galibiyet elde etti. Saha içi analizden önce Sunderland'in son 2 sezonda ki hoca tercihlerinden başlamak istiyorum. Dünya futbol tarihinde tam 135 senelik bir geçmişe sahip olan Kara Kediler lakaplı Sunderland'in son 24 aylık periyotta ki menajer tercihleri çokça tartışıldı.
Steve Bruce yönetiminde ki Kara Kediler, 2011-2012 sezonuna ligde 13 maç sonunda yalnızca 2 galibiyetle alınca, çok sevdiğim ve bir o kadar da başarılı bulduğum Martin O'Neill takımın başına getirildi. O'Neill önderliğinde ki Sunderland'in katettiği başarılı yolu yine bu blog sayfalarında sıkça yazmışımdır.

2012-2013 sezonunun mart ayında ise Martin O'Neill ile yollar ayrılırken, ismi ve karakteri üzerinde birçok olumsuz yorumların olduğu Paolo Di Canio takımın başına getirildi. Ancak Di Canio'nun da ömrü uzun sürmedi ve 2013'ün eylül ayında onun yerine önce kısa süreliğine Kevin Ball ve ardından 2 senelik sözleşme ile Gustavo Poyet takımın başına getirildi.
Premier Lig'de Chelsea ve Tottenham Hostspur formaları giydiği dönemlerde beğenerek izlediğim Poyet'in Sunderland macerası tıpkı O'Neill ve Di Canio gibi iyi başladı. Poyet takımının başında çıktığı ilk 5 maçta 3 galibiyet ve 2 mağlubiyet alırken, bu 3 galibiyetin biri Tyne-Wear Derbisi'nde ezeli rakibi Newcastle United'a karşı, bir diğeri ise kariyerinin en büyük zaferi olarak nitelendirdiği güçlü rakibi Manchester City karşısındaydı.

          Sezona Manuel Pellegrini yönetiminde başlayab City için yeni sezon Joe Hart'ın kötü performansı ve defans bloğunun akıl almaz hataları ile başlamış, hücum silahlarının etkinliğine rağmen takım savunmasında yapılan bu fahiş hatalar onları ligin zirvesinden uzaklaştırmıştı. Takımın hem kaptanı hem de takım savunmasının olmazsa olmazı olan Belçikalı stoper Vincent Kompany bu hafta sonu sakatlığından ötürü yine takımını yalnız bırakıyordu ve rakip Sunderland maçın 83 dakikası boyunca kalelerine yalnızca bir kez gelmiş olmasına rağmen golü buluyordu.
Bence City adına en büyük sıkıntı, Hart'ın düşen form grafiğinden öte Kompany'siz ve her maç değişen defans bloğunun düştüğü içler acısı haller olsa gerek.

          Maçın analizine dönecek olursak, City bu hafta sonu Sunderland deplasmanının ilk yarısında sahada oldukça silik bir futbol sergilerken, Sunderland ilk ve tek gol pozisyonunu gole çevirerek, soyunma odasına 1-0 önde giriyordu. Devre arasında çeşitli sanal platformlarda, galibiyet için 2. yarı gemilerin yakılması gerektiğine dair ısrarla mesaj ve tweet düştüm. Gemilerin yakılması ile kastım ise, sağ bekte yine etkisiz kalan Micah Richards'ın yerine etkili bindirmeler yapabilecek olan Pablo Zabaleta, ön liberoda oynayan ancak 11 kişi topun arkasında olan rakibe karşı ofansif katkı sağlayamayan Javi Garcia'nın yerine, hücum gücünü bir tık arttırmak adına Jesus Navas ve Alvaro Negredo'nun yerine özellikle yedekten oyuna girdiği maçlarda maçın kaderini değiştirebilen yeteneklere sahip Edin Dzeko'nun alınması idi.
Ben tüm bu değişikliklerin 2. yarının hemen başında yapılması gerektiğine inanıyordum. Beklediğim değişikliklerden Garcia - Navas değişikliği 2. yarının hemen başında gerçekleşirken, Richards - Zabaleta ve Negredo - Dzeko değişiklikleri için 71. dakikaya dek beklenince City'nin maçı çevirmesi mucizelere kalıyordu.
Maç City lehine %70 topa sahip olma ve Sunderland yarı sahası hatta ceza sahası çevresinde geçiyordu ancak diğer maçlara nazaran çok daha istekli olan Samir Nasri'nin çabaları hariç, 11 kişi kapanan Sunderland takımı oyuncuları arasında boşluk yaratacak bir pas çıkmıyordu. Top ağırlıklı olarak Navas ve Zabaleta'nın olduğu sağ kanata taşınıyor ancak oradan gelen tüm ortalar kalabalık Sunderland defansında bir şekilde eriyip gidiyordu.
Aslına bakarsanız bu maç tam David Silva'lık bir maçtı. Nasri her ne kadar istekli ve iyi niyetli de olsa, onun yaratıcılık özelliği yetersiz kalıyordu ve Silva'nın o bitmek tükenmek bilmeyen koşularıyla, öldürücü pasları fazlasıyla aranıyordu. Sergio Agüero bile bu kalabalık savunma hattı arasında sıkışıp kaldığından, alıştığımız çalımlarını atmakta zorlanıyordu.
Kaldı ki Negredo ( Dzeko ) ve kısa boylu Agüero'ya kanatlardan orta yerine, göbekten ara paslarla besleme yapılsaydı, Sunderland savunmasında 22 ay sonra sahalara dönmüş olan Wes Brown ve John O'Shea gibi 2 pimi çekilmiş el bombası oynuyordu. Bu ikilinin bilinçli bir baskıda, özellikle bire birlerde ne denli büyük hatalar yapabilme potansiyeline sahip olduğunu yıllardır görüyoruz.

          Hazır City analizine dalmışken, yaz transferlerine 90 milyon İngiliz Sterlini gibi ciddi bir meblağ harcanmış olmasına rağmen takımın birçok pozisyonunda gözle görülür zayıflıklar olduğu kanısındayım.
Kaleden başlayacak olursam, Joe Hart öyle ya da böyle yeterlidir ancak onu zorlayacak yedek kaleci Costel Pantilimon'dan çok daha tecrübeli bir isim olmalıydı. 

Arsenal'dan transfer edildikten sonra ki süreçte her daim üzerine katarak oynayan sol bek Gael Clichy bu sezon nedense formsuz ve onun alternatifi olarak sahaya sürülen Aleksandar Kolarov çok yetersiz bir oyuncu.
Stoper mevkisinde ki alternatifler arasında yer alan Joleon Lescott'ın City macerası bence zihnen bitmiş durumda ve bu sezon transfer edilen Martin Demichelis ise tecrübeli ancak bence yavaş bir stoper. Onu ön liberoda da kullanabiliriz diyenler ise Premier Lig'de ki ön liberoları pek izlememiş olsa gerek.
Bir diğer stoper ve ön libero oyuncusu olan Javi Garcia ise yeterli sertlik ve kesicilikte bir oyuncu değil.
Tüm bunlar yani kale ve defans hattı hariç orta saha olsun, forvet hattı olsun as oyuncular, alternatifleri ve performansları bence gayet yeterlidir. Belki David Silva'nın yokluğunda Samir Nasri yeterli yaratıcılığı gösteremediğinden ve kanatlara fazla inip, oyun kurucu özelliğini kaybettiği için o bölgeye bir ofansif orta saha oyuncusu transfer edilebilir. Malumunuz Jack Rodwell transferinden hala verim alınamadı.


          Yazıyı toparlamak gerekirse, Sunderland için yeni menajeriyle yaptığı iyi başlangıç değil, bunu sezon sonuna ve hatta önümüzde ki sezona da yayması önemli. City içinse Premier Lig Şampiyonluğu'nu geçtim, en azından ilk 3'te yer almak istiyorlarsa, deplasmanlarda Cardiff City, Aston Villa ve Sunderland gibi ekiplere karşı mağlubiyet yerine galibiyet almaları, Stoke City gibi ekiplere karşı gol atabilme becerisi gösterebilmeleri gerekiyor. İlk etapta ise 15 günlük milli maç arasından sonra oynayacakları lig maçında, Tottenham Hotspur'ı mutlak suretle yenmeleri gerekiyor.
15 günlük milli maç arasında sizlerin ada futbolunu özlememesi adına elimden geldiğince sık makale hazırlayacağım. Herkese Premier selamlar. ;)