19 Kasım 2011 Cumartesi

Batman'a İhtiyaç Yok, Onların ROBIN'i Var!


          Hani mayasında, hamurunda kalite var derler ya, annesi ressam, babası ise heykeltıraş olan Robin van Persie için bu tabiri kullanmak ideal olur kanısındayım. Aileden gelen ince görme yeteneğini yeşil sahalara taşıyan, 28 yaşındaki Hollandalı milli oyuncuya kısa da olsa değinme vakti gelmiştir.
2010-2011 futbol sezonunun ilk yarısını sakatlıklarla boğuşarak ve gol atamadan bitiren Robin van Persie için 2011 yılı deyim yerindeyse ' onun yılı ' olarak hafızalara kazındı. 1 Ocak 2011 öğleni oynanan Birmingham maçındaki golüyle başlayan süreçte, bugün oynanacak olan Norwich maçına dek, 28 lig maçında 29 gol attı. Yılbaşı gecesi başına ne gelmiştir, ne içmiş ya da ne dualar etmiştir bilinmez ancak takvimler 2012 olmadan bir gol daha atmayı başarırsa, Alan Shearer, Thierry Henry, Ruud van Nistelrooy ve Les Ferdinand'tan sonra Premier Lig'de bir takvim yılı içerisinde 30 ve üzeri gol atan beşinci oyuncu olarak tarihe geçeceği bilinmektedir.

11 Ekim 2011 Salı

Ak Düşmüş Dağınık Saçları, Kirli Sakalıyla Yaşayan Efsane; " RYAN GIGGS "


          İnsanoğlu futbola dair hangi konularda övünebilir ya da bir futbol izleyicisi ne kadar gururlanabilir? Premier Lig’de ki ilk maçından bugüne yani son sezonunu oynayan Ryan Giggs’i en başından bu yana takip eden birisi olarak övünme ve gurur duymanın ötesinde duygular yaşadığımı söyleyebilirim.

          Galler Milli Takım formasını en genç yaşta giyme unvanını elinde bulunduran ve bu formayı 64 kez ıslatma onuru yaşayan Giggs, 1991’de Manchester United formasıyla sahaya çıktığından bu yana 884 müsabakada rakip fileleri 161 kez havalandırmıştır.
Ailesi ayrılık kararı almadan önceki tam adı Ryan Joseph Wilson idi ve okul yıllarında Manchester City altyapısında top koşturmaya başlamıştı. Hatta o dönem İngiltere 16 Yaş Altı Takımı kaptanı olaraktan Wembley’de Almanya 16 Yaş Altı Takımı’na karşı kaptan olarak sahaya çıkmıştı.
Daha sonra kendisi annesinin soy ismini aldı ve Ryan Giggs ismi o dönem Manchester United’ın başına yeni getirilen Sir Alex Ferguson’un kişisel ısrarıyla United kadrosuna dahil bir isim oldu. Kendisi ilk profesyonel kontratını imzaladığı United’ta, 2 Mart 1991’de ki Everton maçında efsane beklerden Denis Irwin’in yerine oyuna girerek ilk kez forma giydi. Hemen ertesindeki iki sezon üst üste 2 kez İngiltere Profesyonel Futbolcular Derneği tarafından Yılın En İyi Genç Oyuncusu seçildi.
Federasyon Kupası 1999 Finali’nde Arsenal karşısında kendi sahasından kaptığı ve rakip kaleye fuleli çalımlarla deplase olup attığı gol ada futbolunda yılın gölü ödülüne hak kazandı. United ile kazandığı 10 Premier Lig şampiyonluğu zarfında, birbirinden ayrı birçok bireysel ödül kazanma başarısına sahiptir.
Şampiyonlar Ligi’nde oynanan 16 farklı sezonda da forma giyen tek oyuncu olan Giggs, aynı zamanda bu turnuvada gol atan en yaşlı oyuncu unvanını elinde bulunduruyor.

          United’ta sol açık mevkisinde yaşayan bir efsane olan Giggs’i son yıllarda Sir Alex Ferguson rotasyonu doğrultusunda forvet, orta sahada oyun kurucu, ön libero ve hatta geçen sezon yenik duruma düştükleri West Ham maçında “ sol bek “ olarak oyuna girip, oyunu defanstan kurarak maçı 4-2 çeviren isimlerin başında geliyordu.
Profesyonel olarak forma giydiği tek kulüp olan United’ta yalnızca iki duygunun tadına varamadı. Bunlardan ilki Uefa Kupası şampiyonluğu, ikincisi ise kırmızı kartla oyundan atılma duygusudur. =)

19 Eylül 2011 Pazartesi

Arsenal; Düşmezler Ama Süründürürler!

          Blackburn menajeri Steve Kean üzerindeki tartışmalar birtürlü bitmez bilmezken ve ada futbolunda pek alışık olmadığımız şekilde, tribünlerin takımın başındaki menajer aleyhine bağırdığı bir maçta oldukça ilginç
sahneler izledik.
Arsenal oyuna gayet iyi başladı ve Gervinho'nun plasesinde, defansa da çarpan top gol oldu. Oyun Blackburn yarı sahasında oynanırken, beklenmedik bir anda ilk golün adeta kopyası bir pozisyonda bu kez Yakubu durumu 1-1'e taşıdı. Ancak Arsenal oyunda yine ağırlığını hissettirdi ve Arteta yeni takımını 2-1 öne geçiren golü kaydetti. Biraz daha oyalansa bu golü de atamayacaktı, bunu da belirtmekte fayda görüyorum. =)

         Açıkçası ikinci yarıda Arsenal'ın şuursuzca ileri çıkan Blackburn karşısında farka koşacağını düşünüyordum. Tabii burada Blackburn'ün cidden oyun stili ve disiplinlerinin olmayışı idi beni bu düşünceye sürükleyen. Yoksa Clichy, Nasri, Fabregas gibi birçok yıldızını satmış, kolu kanadı kırık Arsenal'dan güzel futbol yahut uzun vadede kupalara dair fazla beklentim olmadığını sezon öncesi değerlendirme yazımda belirtmiştim.
Arsenal uzun vadeyi beklemeden, hemen ikinci 45 dakikada kendine geldi!!! Premier Lig'de oynadığı 5 müsabakada 12 gol yiyen defans hattıyla, ayakta durmaya mecali kalmamış Arshavin'iyle, kendine bile hayrı dokunması zor Arteta'sıyla ikinci yarıda tel tel dökülen bir Arsenal izledik. Blackburn ekibi de neredeyse hiç top oynamadı ancak şans ender rastlanacak türde onlardan yanaydı. Rakibinin kendi kalesine attığı iki golün yanı sıra bir de iki sezon aradan sonra ilk kez bir lig maçında iki gol atan Yakubu sayesinde üç puanı kaptılar. ( Gerçi ikinci golü bariz ofsayttı ama futbol sonuç oyunudur. )

          Arsenal'ın kalesinde yalnızca 4 şut gördüğü ve maç sonu 4-2 yenildiği bu maça dair, gerek iki tane kendi kalelerine attığı gol gerekse ofsayttan yedikleri gol maçın kırılma anlarından sayılabilir. Ancak bence maçın gerçek kırılma anı, ilk yarının sonunda maç 2-1 Arsenal lehine devam ederken Gervinho'nun çalımlarla getirdiği topu bomboş pozisyonda olan formda golcü Van Persie'ye vermek yerine kendisinin kullanması ve maçı 3-1'e getirememiş olmasıydı.
Buradan çıkaracağımız sonuç ise Arsenal'ın maçları kazanmak için böyle kritik pozisyonları gole çevirmeye bel bağlaması yani artık büyük takım hüviyetinde olmamasıdır.

12 Ağustos 2011 Cuma

Haydi Ayağa Kalkın, PREMIER LİG BAŞLIYOR!!

          Sizlere kafamdaki ilk beş sıralamasına göre takımların sezon öncesi transferlerini değerlendirmek istedim.

1 - Manchester United, yani son şampiyon yani bir futbol kültürü yani muhtemelen yeni sezonun da şampiyonu..
Aston Villa'dan 16 milyon sterline transfer edilen Ashley Young için fazla söz söylememek gerekir. Bu transferin en çok geçtiğimiz sezon sık sık sol açığa kaçan ve top almaya çalışan Wayne Rooney için mutlu bir haber olduğu kanısındayım. Açıkçası bu sezon Wayne Rooney'den çok daha fazla gol bekliyorum.  Blackburn'den 16.5 milyon sterlin karşılığında alınan ve Charity Shield karşılasmanın ikinci yarısında oyuna girip, City hücum oyuncularına göz açtırmayan Phil Jones için Jonathan Evans ile geleceğin iki stoperi yorumunu yapmak istiyorum. Phil Jones ayrıca ön libero konumunda da oynama kapasitesine sahip bir oyuncu. Tabii burada Jonathan Evans'a düşen görev, maç içerisinde sık sık yaşadığı konsantrasyon kayıplarına bir dur demek olacaktır. Ancak ortada bir gerçek var ki, Edwin van Der sonrası kalede ciddi sıkıntılar yaşanacaktır. Atletico Madrid'ten yüksek bir bonservis karşılığı alınan David de Gea için kendisine pek güvendiğim söylenemez.
Sunderland'a giden John O'Shea yahut Wes Brown'un yani stoper meyilli sağ beklerin eksikleri kesinlikle hissedilmeyecektir. Zaten sağ bekte Chris Smalling ile Rafael da Silva yeterli performansı sergileyecek güce sahipler. Az önce yukarıda da yazdığım üzere stoper bölgesinin geleceği bile garanti altına alınmış gözüküyor. 
Orta sahaya Wesley Sneijder ismi geçmekte ve bu oyuncu kırmızı şeytanlar forması giyer mi bilinmez ancak takımın yumuşak karınlarından birisi tam bu bölgedir. Orta sahaya, özellikle hücuma yönelik oyun kuruculuk görevi yapacak bir oyuncu şart. Paul Scholes'un futbolu bırakması sonrası pas trafiğine yön verecek isim konusunda sıkıntı yaşanacak gibi gözüküyor.

2 - Manchester City için özellikle Carlos Tevez'in Britanya adası ve Manchester şehriyle ilgili yakışıksız açıklamaları sonrası 38 milyon sterlin karşılığı alınan Sergio Aguero transferi dikkat çekti. Ardından sol bek için nokta transferi diyebileceğim Gael Clichy transferi geldi. Ada futbolunda en beğendiğim kaleci olan Shay Given ise Aston Villa'ya gitti ancak bu sezon da Joe Hart kalenin tartışmasız sahibi olacağı için, City adına sıkıntı verecek bir kayıp olarak gözükmüyor.
İspanyol oyun kurucu David Silva'nın hücumlara yön vermesiyle, Gareth Barry gibi oyunu çok yönlü oynayan bir oyuncuyla, James Miller - Samir Nasri - Adam Johnson gibi adam eksiltme konusunda müthiş yetenekli kanat oyuncularıyla ve defansın göbeğindeki Jeleon Lescott - Vincent Kompany ikilisiyle şampiyonluk yarışının iki adayından birisidir City ekibi.

3 - Chelsea'nin transferlerini değerlendirmeye şu ana dek izleme fırsatımın olmadığı 19 yaşındaki Belçikalı file bekçisi Thibaut Courtois ile başlamak isterim. Söz konusu kaleci bu sezon David de Gea'nin gidişi sonrası kaleci arayışında olan Atletico Madrid'in kalesinde kiralık olarak forma giyecek.
Bir diğer transfer ise Eurosport ekranlarından izlediğimde oyunu okuma yeteneği ve paslarına hayran kaldığım, 17 yaşındaki Brezilyalı orta saha oyuncusu Lucaz Piazon. Bu oyuncu ise sezon ikinci yarısında Chelsea kadrosuna katılacak ancak yine de 10.7 sterlin karşılığı ada yolunu tutan genç yıldız, gelecek vaadeden transferler arasında yer alıyor.
Sol kanatı iki yönlü kullanabilen Yury Zhirkov'un takımdan ayrılışı ise benim görüşlerim doğrultusunda bir kan kaybı değildir.
Juan Mata bu sezon kanat hücumlarına yön verecek isim gibi gözüküyor. Daniel Sturridge ise fiziğinin aksine gayet akıcı ve dribling yeteneğine sahip bir hücum oyuncusu.
Bu arada Chelsea'nin başında bu sezon genç teknik adam Andre Villas-Boas'un olacağını hatırlatmakta fayda var.

4 - Liverpool bu sezon transerlerini orta sahayı güçlendirmek adına yapmış gözüküyor. 20 milyon sterline Aston Villa'dan alınan etkili kanat oyuncusu Stewart Downing, Blackpool'u geçen sezon ayakta tutan en çarpıcı isim olan Charlie Adam ve Sunderland kulübünde son iki sezonda en iyi genç oyuncu seçilen, 16 milyon sterlin değerindeki Jordan Henderson. Britanya kökenli bu isimler, kaptan Steven Gerrard'ın artık kaldırmakta zorlandığı yoğun maç trafiğinde, rahat nefes almasına yardımcı olacak isimler olarak göze çarpıyor.
Craig Bellamy'nin takım ruhuna pozitif etki katacağı ve Uruguaylı forvet Luis Suarez'in gol yollarında etkili olacağını ve sol bek Jose Enrique'nin de defansif anlamda olacağı kadar, kanat bindirmeleriyle de etkili olacağını düşünüyorum.
Kulüpten ayrılanlar arasında kan kaybına sebep olabilir diyeceğim bir isim bulunmamakta.

5 - Arsenal'ın transfer piyasasındaki hareketlerinden yalnızca iki tanesi dikkatimi çekiyor.
Bunlardan ilki, Lille'den 10.7 milyon sterline alınan Gervinho, diğeri ise Southampton'dan 15 milyon sterline alınan, geleceğin büyük hücum yıldızlarından olması pek bir muhtemel olan Alex Oxlade-Chamberlain.
7 milyon sterlin karşılığında Manchester City'ye giden sol bek Gael Clichy'nin yerini etkili hücum çıkışlarına sahip Kieran Gibbs doldurur ancak peki ya olası formsuzluk yahut sakatlık durumunda o bölgedeki alternatif kim olacak?
Sao Paulo'ya kiralanan  Denilson'ın eksikliği hissedilmez ancak Barcelona ile flörtte olan Cesc Fabregas ve Manchester City yolundaki Samir Nasri'nin olası gidişleri Arsene Wenger adına sezonun başlamadan bitmesi anlamına gelecektir.
Transferin son anlarında kadroya katılan Mikel Arteta orta sahada sorumluluk üstlenecektir ancak ne kadar yeterli olacaktır? Yahut stoper mevkiine alınan Per Mertasacker büyük maçları çıkarabilecek kapasitede midir? Adrey Arshavin yahut Thomas Rosicky gibi miladını doldurmuş hücum oyuncularıyla ne kadar başarı elde edilebilir? Robin van Persie yine takımın gol yükünü üstlenecektir ancak tüm sezon, tüm gol umutlarını tek bir isme bağlamak ne kadar sağlıklı bir düşünce yapısıdır? Bu soruların cevaplarını sezonun ilerleyen haftalarında, muhtemelen olumsuz anlamda alacağız.
Futbol üzerine yaptığım sohbetlerde birçok kez Cesc Fabregas'ın Barcelona'ya satılması gerektiği fikrini savunup, o bölgede Samir Nasri'nin etkinliğinden bahsettim. Ayrıca Cesc Fabregas'ın transferinden gelecek para ile geçen sezon hatta senelerdir sıkıntı yaşanılan kaleci pozisyonuna iyi bir alternatif bulunabilir düşüncesindeydim. Ancak orta sahadaki bu iki ismin de aynı anda takımdan ayrılması Londra temsilcisi için kabus dolu bir sezona sebep olabilir.

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Yazlıktaki United Ne Yapıyor?

          13 ağustos cumartesi günü, Türkiye saati ile 17:00'de yeni sezona merhaba diyecek Premier Lig heyecanına ufaktan ısınma vakti geldi diyorum. Bu doğrultuda sizlere takımların son durumları ve transferleri hakkında ufak ufak bilgiler ileteceğim. Bu ısınma turlarına son şampiyon Manchester United'tan başlamak istiyorum.

          United'ta bu yaz adeta yaprak dökümü yaşandı ve bir devir resmen sona erdi. Bildiğiniz üzere geçtiğimiz sezonun sonuna doğru büyük kaptan Gary Neville sakatlık sorunlarından ötürü futbolu bıraktığını açıklamıştı. Kulüp altyapısından yetişen ve 1992'den bu yana sağ bek ve stoper mevkiisinin değişmez ismi olarak tam 400 resmi maça çıkan Gary Neville'ın futbola vedası yaprak dökümünün başlangıcıydı. Bir başka altyapı mahsulü olan kızıl prens lakaplı Paul Scholes da 466 maçlık resmi maç maratonunu, 102 golle süslendiriyor ve futbola veda ediyordu. Gary Neville bu takımın her daim hırçın çocuğu ve aslına bakarsak United'ın ruhunu temsil ediyordu. Paul Scholes ise gençlik yıllarındaki bitmek bilmeyen enerjisini son yıllarda tecrübe ağırlıklı bir yapıya büründürerek defanstan ilk topları alıp, oyunu açan bir orta saha oyuncusuydu.
Bu ikili kadar ön planda olmasalarda, yine United altyapısından yetişen ve her daim o ruhu sahaya yansıtmak için ellerinden geleni yapan iki isim daha vardı United ile yollarını ayırıp Sunderland yolunu tutan.15 senedir bu formayı giyen defans oyuncusu Wesley Brown ve 13 sene boyunca defans ile orta sahanın her bölgesinde forma giymesinin yanı sıra bir Arsenal maçında hücum oyuncusu rolü üstlenen John O'Shea idi bu iki isim.

         Birer Manchester United geleneği olan bu dörtlü gibi bir başka çınar daha elveda United diyenlerdendi aslında. Şampiyonlar Ligi finali ve Premier Lig'in en yaşlı kalecisi unvanın sahibi, tüm dünya liglerinin en uzun süre gol yememe rekorunun sahibi, Şampiyonlar Ligi'nde tam 50 maç gol yememe rekorunun sahibi ve Hollanda Milli Takımı formasını en çok giyen oyuncu unvanının sahibi olan Edwin van der Sar da yeşil sahalara veda edenlerdendi.

         Orta sahada Paul Scholes'un yükünü hafifletmek için alınan ve aynı zamanda sağ bekte de oynayabilen Owen Hargreaves ise henüz otuz yaşında olmasına rağmen birtürlü atlatamadığı sakatlık sorunlarından ötürü futbolu bırakanlar kervanına katıldı. Bu oyuncu 20 ay aradan sonra çıktığı ilk lig maçında henüz 5. dakikada sakatlanmış ve yerini önümüzdeki sezon için Beşiktaş'a kiralanan Bebe'ye bırakmıştı. Bu sezon birkaç saniyeliğine oynadığı Sunderland maçını saymazsak, 5 dakika oynayıp akabinde sakatlanarak çıktığı Wolverhampton maçı onun bu sezonki ilk ve futbol hayatına dair son maçı olarak kayıtlara geçti.

18 Haziran 2011 Cumartesi

Seçim İstatistiklerinden Sıkılanlara Enteresan Premier Lig İstatistikleri

          Premier Lig 2010-2011 futbol sezonuna dair ilginizi çekebilecek bazı istatistikleri paylaşmak istedim.

Gol krallığını 20'şer golle Dimitar Berbatov ve Carlos Tevez paylaştı. Bu ikiliyi 18 golle Robin van Persie takip etti. Ancak şöyle ilginç bir istatistik var ki; Dimitar Berbatov son 12 lig maçında yalnızca 2 gol atarken, Robin van Persie ise ligde attığı 18 golün hepsini sezonun ikinci yarısında kaydetmiş.

Chelsea kalecisi Petr Cech, Manchester City kalecisi Joe Hart, Liverpool kalecisi Jose Reina, Aston Villa kalecisi Brad Friedel ve Premier Lig'e dramatik bir şekilde veada eden Birmingham kalecisi Ben Foster takımlarının oynadığı tüm lig maçlarında kalelerindeki yerini aldılar.

Sezon içerisindeki performansını sıkça eleştirdiğim Manchester United'ın ofansif silahı Luis Nani ise asist krallığında 18 gol pasıyla zirvede yer alıyor. Duran topların üstadı olma yolunda hızla ilerleyen, Everton sol beki Leighton Baines ise 11 asist ile dördüncü sırada yer almakta.

 Ada futbolunun dünya futboluna kattığı " target man " yani orta sahaya yakın bölgelerde topla ilk buluşan, nokta forvet pozisyonunun şu andaki en tecrübeli ismi olan Boltonlı Kevin Davies ise 115 faullü hareket ile ligin en çok faul yapan ismi! Evet doğru okudunuz, bir forvet oyuncusu olmasına rağmen kendisi en çok faul yapan oyuncu konumunda. Üstelik en yakın rakibine oranla 40 fazla faulü var!! Ayrıca ligi bazı maçlarda doğrudan oyundan atılması gerektiğine inanmama rağmen, ucuz kurtulup 10 sarı kartla bitirdiğini de belirtmekte fayda var. =)


Son olarktan, sizlere çok ilginç bir istatistik daha vereceğim.
1.65'lik boyu ile bu sezonun en kısa oyuncusu ise yaptığı olağanüstü sağ kanat bindirmeleri ile bizlere müthiş seyir zevki imkanı yaratan Tottenhamlı Aaron Lennon.
En uzun oyuncu ise 2.02'lik boy ortalaması ile yine Tottenham'dan forvet oyuncusu Peter Crouch!! =)

2011-2012 Futbol Sezonu Premier Lig Fikstürü Belli Oldu!

          Sizlere Premier ligin ilk 3 haftasının yani ağustos ayını kapsayan fikstürü yayınladım. Bu üç hafta da dört büyüklerden Chelsea haricindekiler ciddi anlamda zorlu fikstürlere sahipler. Liderlik vasfını ısrarla tartıştığım hatta inkar ettiğim Cesc Fabregas önderliğindeki, büyük maçların ufalan ekibi Arsenal için ise durum pek bir iç karartıcı gözüküyor desem abartmış olmam sanırım.

13 AĞUSTOS

Blackburn v Wolves
Fulham v Aston Villa
Liverpool v Sunderland
Manchester City v Swansea
Newcastle v Arsenal
QPR v Bolton
Stoke v Chelsea
Tottenham v Everton
West Bromwich Albion v Manchester United
Wigan v Norwich

20 AĞUSTOS
Arsenal v Liverpool
Aston Villa v Blackburn
Bolton v Manchester City
Chelsea v West Bromwich Albion
Everton v QPR
Manchester United v Tottenham
Norwich v Stoke
Sunderland v Newcastle
Swansea v Wigan
Wolves v Fulham

27 AĞUSTOS
Aston Villa v Wolves
Blackburn v Everton
Chelsea v Norwich
Liverpool v Bolton
Manchester United v Arsenal
Newcastle v Fulham
Swansea v Sunderland
Tottenham v Manchester City
West Bromwich Albion v Stoke
Wigan v QPR

26 Mayıs 2011 Perşembe

Nefeslerin Tutulduğu Son Dakikalar

          Premier Lig'te 2010-2011 futbol sezonu geçtiğimiz pazar akşamı Türkiye saati ile 18:00'de tüm takımların aynı anda oynadığı maçlarla sonlandı. Bu finalde en büyük heyecan düşme potasındaki takımların maçlarında yaşandı. Tüm maçlar aynı anda başladığından, maçların 75. dakikasından sonra düşen takımlar sık sık değişti. Deyim yerindeyse son 15 dakikalarda yaşanan heyecan ve gerilim sırasında nefeslerimiz kesildi.
Wolverhampton kendi sahasında küme düşme tehlikesi yaşayan başka bir ekip olan Blackburn karşısında daha ilk yarıda 3 farklı geriye düşmüştü. Blackpool 1-0 geriye düşüğü Old Trafford yani rüyalar tiyatrosunda soyunma odasına rüya gibi bir sonuçla, 2-1 önde giriyordu. Wigan Athletic ise Stoke City deplasmanında rakibinin son dönemdeki yoğun fikstür ve sahaya yedek ağırlıklı çıkmasının avantajını kullanamadığından, ilk yarıyı golsüz eşitlikle kapatmıştı. Birmingham City de zorlu Londra deplasmanında,Tottenham karşısında ilk yarıyı golsüz eşitlikle kapatanlardandı. Soyunma odalarına doğru adımlar atıldığında, ilk yarılar itibariyle Wolverhampton puan farkıyla bir alt lige düşüyordu. Kümeden düşecek üçüncü ve son takım içinse maçların ikinci yarıları belirleyici faktör olacaktı.

         Ancak maçların son 15 dakikalarında öyle gel-gitler yaşandı ki, bunları satırlarda tarif edebilmek cidden imkansız. Öncelikle Blackpool adına sona doğru yaklaşıldı. Akıl almaz defans hataları yüzünden Manchester United geriye düştüğü maçı tekrardan çevirmesini bildi. Son 15 dakikalara girilirken, gözler ligden düşecek üçüncü ve son takımın kim olacağına çevrilmişti.
3-0 yenik durumda olan Wolverhampton, müthiş bir serbest vuruş organizasyonuyla, Jamie O'Hara'nın ceza sahası çizgisi civarından herzaman övdüğüm o sol ayağıyla kaydettiği gol sonrası umutlarını yeniden yeşertmişti.
Derken bitime 12 dakika kala Wigan Athletic adına Rodallege golü gelmişti ve Wigan mevcut durumda düşme potasından uzaklaşıyordu.
Wolverhampton 88. dakikada Jamie O'Hara'ya serbest vuruş organizasyonundaki asisti yapan Stephen Hunt'ın mükemmel aşırtma golüyle tabelayı 3-0'dan 3-2'ye getiriyordu. Maçların bitimine yalnızca bir dakika kala Birmingham ile Wolverhampton kulüplerinden biri alt lige düşecekti ve bunu o an itibariyle gol averaj belirleyecekti.
" BELİRLEYECEKTİ ", taa ki Roman Pavlyuchenko üç dakikalık uzatmanın verildiği maçın 92:48'inde konuyu kapatıp, cezayı kesen o müthiş füzeyi ağlara yollayana dek. Bu golle Birmingham puan tablosunda bir puan geriye düşüyor ve West Ham ile Blackpool'dan sonra Premier Lig'e veda eden üçüncü takım oluyordu.

24 Mayıs 2011 Salı

Premier Lig Menajerleri Son 10 Yılın En İyi 11'ini Oyladı

           Edwin van der Sar                                      
G.Neville N.Vidic J.Terry A.Cole

C. Ronaldo S.Gerrard P.Scholes R.Giggs
        Didier Drogba   Alan Shearer


          Premier Lig menajerleri kullandıkları oylarla 2008'in hem Premier Lig hem de Şampiyonlar Ligi şampiyonu Manchester United'ı son on sezonun en değerli kadrosu seçti.

dipnot: bu oylamanın yapldığı günün akşamında, Premier Lig menajerlerinin yüzde altmışının oyuyla son on yılın en değerli sağ beki seçilen Manchester United'ın efsane kaptanlarından Gary Neville'ın, Juventus ile yapılan jübile maçı sonrası aktif futbol hayatına veda edeceğini eklemek isterim.  

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Avantaj Arsenal'da!?!

           Başlığı görünce sakın şaşırmayın. Bu pazar yani mayıs ayının sekizinde oynanacak olan Manchester United v Chelsea maçı şampiyonluğun kaderini tayin edecek. Ancak bundan tam iki ay önce yani 8 mart günü Arsenal bir maç eksiğiyle lider United'ın üç puan gerisindeydi. Old Trafford'ta ilk lig maçında United'ın 1-0 kazandığını ancak geçtiğimiz hafta sonu ise Arsenal'ın 1-0 galip geldiğini hatırlatmakta fayda var. Bu durumda 8 mayıs değil de 8 martta ki lig sıralamasına göre bu hafta olası bir Chelsea galibiyetinde Arsenal bitime iki hafta kala üç puan önde olabilecekti.
Ancak hem fahiş hakem hataları hem de Arsenal'ın kronikleşen işin sonunu getirememe sorunu yüzünden Arsenal altı puan önünde olduğu Chelsea'den bile üç puan geriye düşmüş durumda. Arsenal'ın bu sezon tüm maçlarını izledim diyebilirim ve şöyle acı bir gerçek var ki, en üst seviye oynadıkları maçlarda en çok puan kayıplarını yaşadılar. Bazı maçlarda özellikle kısa ve seri paslaşmalarla, rakip kale abluka altına alınmasına rağmen ya galibiyet golü gelmiyordu ya da skor korunamıyordu. Takım özellikle baskıyı hissettiği dakikalarda ciddi anlamda bocalıyor. Arsenal'da şu an City forması giyen eski oyuncularından Patrick Vieria kalmış olsaydı hatta daha da abartacak olursak futbolu bıraktığ halde yaşanan kaleci krizinde yeniden kulübe dönen Jehns Lehmann birkaç ay daha önce kulübe geri dönmüş olsaydı bile eminim serinkanlılığın korunamadığı maçlardan galip çıkılması sağlanabilirdi.
          Sonuç itibariyle her ne kadar matematiksel olarak kalan üç maçta şampiyonluk şansı sürüyor olsa da,  Londra temsilcisi için ' şampiyonluk yarınlara kaldı. ' demek pek de yanlış olmaz.


20 Nisan 2011 Çarşamba

Takımı Değil Ancak Aklı Fikri Kupa Finalinde - Harry Redknapp

          İngiltere Premier Lig'nde normal şartlar altında 14 mayıs tarihinde Stoke City kendi evinde Manchester City'yi ağırlıyor olacaktı. Ancak dünya futbol tarihinin en eski ve prestijli yerel kupası olan FA Cup yani Federasyon kupasında bu ikilinin beklenmedik şekilde finale çıkması sonucu lig maçı 17 mayıs tarihine ertelendi.

          Bu gelişme sonrası Tottenham'ın kurt hocası Harry Redknapp derhal İngiltere Futbol Federasyonu'na başvurdu. Başvuru gerekçesi ise kupa finalinin tarihinin öne çekilmesi içindi. Peki neden?
Çünkü hali hazırda Redknapp'ın çalıştırdığı Tottenham Hotspur ile Manchester City, Premier ligde dördüncü sırayı kapmak için yani Şampiyonlar Ligi biletlerinin dördüncü ve sonuncusunu almak için yarışıyorlar.
Ve eğer; 14 mayısta oynanacak olan kupa finalinde Manchester City galip gelirse, Stoke City'nin önümüzdeki sezon avrupa kupalarına katılmabilmesi için Manchester City'nin ligi ilk dörtte bitirmesi gerekiyor. Olası bir City kupa zaferi sonrasında yalnızca 3 gün sonra iki takımın ligde karşılaşacağını düşününce, hangi Stoke oyuncusunun o maçı kazanmak için oynayacağı tartışma konusu yaratıyor.

          Kısacası, Stoke City'nin kupada Manchester City karşısında kaybetmesine rağmen avrupa kupalarına katılma şansını devam ettirmesi için ligde Manchester City'e bir kez daha kaybedip, onların ligi ilk  dört içerisinde bitirmesini beklemekten başka çaresi yok. =)

19 Nisan 2011 Salı

Newcastle v Man Utd RESMİ KADROLAR ve Maç Analizi

Newcastle

Substitutes

Man Utd

Substitutes

          Newcastle cephesinde sezona damgasını vuran 3 golcü vardı. Bunlardan en önemlisi 11 gollü Andy Carroll transferin son günü Liverpool'a satılmıştı. Orta sahanın hem savaşçı hem de 12 golle ofansif ismi Kevin Nolan cezalı ve son olaraktan dar kadro sıkıntısında şans bulmasına rağmen 6 gole ulaşan Leon Best ise sakat. Keza Alan Smith ve Ben Arfa gibi ofansif orta saha isimleri de uzun süredir sakatlık problemleriyle boğuşuyorlar. Newcastle cephesinde Shay Given sonrası kaleci sıkıntısı bir türlü çözülemedi, bunu da hatırlatmakta fayda var.

           United cephesinde ise City maçındaki anlamsız hareketi sonrası kırmızı kartla oyundan atılan Paul Scholes yine cezalı. Orta sahanın bu sezonki vazgeçilmezlerinden Darren Fletcher sakat ve defansın kilit isimlerinden Rio Ferdinand beklenmedik şekilde kadroda yok. İkizlerden sağ bek olan Rafael'in de sakatlığı devam ediyor.

           Yedek kulübelerine bakacak olursak, ev sahibi ekip için etkili kanat oyuncusu Stephan Ireland harici pek bir alternatif gözükmüyor.
Ancak United adına defansif anlamdaki yeterli yedekler harici Ji Sung Park, Antonio Valencia ve Darren Gibson'ın yanı sıra veteran forvet Michael Owen olası ofansif alternatifler arasında yer almaktalar. Ancak Dimitar Berbatov da tıpkı Rio Ferdinand gibi kadroda yer almıyor. Muhtemelen City kupa maçında aynı dakika içerisinde kaçırdığı iki akıl almaz gol pozisyonu sonrası mental anlamda dinlendirilmeye alındı.

          Toparlamak gerekirse; sorunlu ancak oldukça yaratıcı orta saha oyuncusu olan Joey Barton ve defansın Arjantinli usta ayağı Fabriccio Coloccini harici Newcastle kadro kalitesi Championship takımı seviyesinde diyebilirim. Onlar adına tek avantaj son 3 aydır yalnızca ligde mücadele ettiklerinden, United'ın üçte biri kadar maça çıkmış olmaları yani çok daha az yorulmuş olmaları. Bu da United gibi tarihi boyunca 3 hatta 4 kulvarda aynı anda mücadele etmeye alışmış bir dev karşısında ne kadar avantaja dönüştürülebilir, birazdan izleyip göreceğiz.

Ada Futbolunda Sezonun EN İyileri

         İngiltere Profesyonel Futbolcular Derneği tarafından yapılan oylama sonucu, Premier Lig 2010-2011 sezonunun en iyileri dün seçildi. Sezonun en iyi oyuncusu ödülünü Tottenham'dan 21 yaşındaki Gareth Bale kazandı. Hatırlayacağımız gibi genç Galli oyuncu geçen sezon sol bekte oynarken birçok maç fahiş hatalara imza atmış ancak bu sezon kurt hoca Harry Redknapp tarafından sol açığa çekilmesiyle muhteşem bir performans sergileme imkanı bulmuştu.

         Ada futbolunda sezonun en iyi genç yeteneği olarak ise sahada olsun - olmasın, birçok maç tel tel dökülen Cesc Fabregas'tan sazı alan Arsenal'dan 19 yaşındaki orta saha oyuncusu Jack Wilshere seçildi.

2010-2011 sezonun en değerli 11'i ise şu şekilde belirlendi;

                                       Van Der Sar (Man Utd),
Sagna (Arsenal),Vidic (Man Utd), Kompany (Man City), Cole (Chelsea), 
Nani (Man Utd), Nasri (Arsenal), Wilshere (Arsenal), Bale (Tottenham),
                      Tevez (Man City), Berbatov (Man Utd)